Şengal’de neler oluyor?

Irak devleti, DAİŞ’ten fermanın hesabını sorması gerekirken, onları yargılayıp Êzidîlere hesap vermesi gerekirken, tam tersine DAİŞ’i koruyor ve Êzidîleri saldırılarla yüz yüze bırakıyor.

ŞENGAL'DE YAŞANAN GELİŞMELER

Hakan Fidan’ın tehditleriyle birlikte Şengal’deki durum ve gündem değişti, askeri hareketlilik arttı. Hakan Fidan’ın işgal tehdidine dair açıklamaları ile Sudani’nin ziyaretleri kuşku ve kaygılara yol açtı. Bu ziyaretlerde ne konuşuldu, hangi kararlar alındı ve ne üzerine anlaşmaya varıldı bilinmiyor. Ancak Türk devletinin Şengal’e yönelik bir planı olduğu açıktır. Irak devletini bu plana dâhil etmek ve birlikte pratik adımlar atmak için ciddi bir baskı ve çaba içinde olduğu, hatta bunu dayattığı görülmektedir. Hakan Fidan’ın tehditlerinden ve gerçekleşen ziyaretlerden sonra Şengal’de köy yollarında, sokaklarda, çarşıda, kontrol noktalarında ve neredeyse her yerde asker sayısındaki artış, her an askeri operasyonların başlatılabileceğini düşündürüyor; hatta başlatılabilir de.

Bazen 20, bazen 30 askeri araç art arda devriye geziyor. Bu gelişmeler ve veriler, ferman öncesi günleri hafızamızda yeniden canlandırıyor. Böyle bir süreçte neden gece vakti ev ev dolaşılıp halkın silahları toplanıyor? Böyle bir süreçte hem halkın silahlarını toplamak isteyip hem de 22 bin DAİŞ’liyi aileleriyle birlikte Irak’a getirmek ne anlama geliyor? Irak’a getirilen bu DAİŞ’liler, Irak ordusu adı altında silahlandırılıp yeniden Êzidîlerin üzerine mi salınacak? ‘Vatandaşlık’ adı altında onlara sahip çıkılırken, neden kamplardaki Êzidîlere karşı aynı sorumluluk gösterilmiyor? Kendi evini ve yurdunu terk etmek zorunda kalanlar kimlerdi? DAİŞ’leşen o ‘vatandaşlar’ yüzünden göç etmek zorunda kalanlardı. Ancak Şengal’e ve Rojava’ya kendi rızasıyla saldıran DAİŞ’lilere sahip çıkılıyor, onlara ‘vatandaşlık’ sorumluluğu yükleniyor. Irak devleti bu ayrımı ve çifte standardı neden kendi vatandaşları arasında yapıyor? Fermanın hesabını DAİŞ’ten sorması gerekirken, onları yargılayıp Êzidîlere hesap vermesi gerekirken, tam tersine DAİŞ’i koruyor ve Êzidîleri saldırılarla yüz yüze bırakıyor.

Acaba fermanı yeniden mi yaşatmak istiyorlar? Bu yaklaşım ve tutum Êzidîleri yaralıyor. Eğer bir saldırı planı varsa bundan vazgeçilsin; vatandaşlık görevi yerine getirilsin ve Êzidîlerin hakları yasal güvenceye alınsın. Irak devleti hâlâ fermanın hesabını vermiş değildir. Ferman nedeniyle göç eden 120 bin Êzidî hâlâ çadırlarda yaşamaktadır. Geri dönen aileler bile yerleşme çabası içindedir. Kaçırılan binlerce kişinin akıbeti hâlâ bilinmemektedir. Yüzlerce toplu mezar bulunmaktadır ve fermanın hikâyesi binlerce örnekle anlatılabilir. Ancak bunları görmezden geliyorlar; oysa herkesin gözü önünde yaşanmış bir gerçektir. Irak devleti de bu gerçeğin farkındadır; çünkü Şengal Irak sınırları içindedir ve halkı Irak Cumhuriyeti vatandaşıdır. Bu nedenle en fazla Êzidî halkına sahip çıkması, yaşam koşullarını kolaylaştırması, görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gereken Irak devletidir. Fakat izlenen siyasetin Êzidî vatandaşların haklarını korumadığı görülmektedir.

SALDIRI OLMASI DURUMUNDA HER İKİ TARAFTA DA KAYIPLAR OLACAK

Fermanın üzerinden 11 yıl geçti. 3 Ağustos gecesi DAİŞ’in pençesine bırakıldığımız, yalnızlık ve çaresizlik duygularının yaşandığı o gece hâlâ derin bir yara olarak hafızamızdadır. Bu, Êzidîler için büyük bir ders oldu ve biz bu deneyimden sonuçlar çıkardık. Bu ders ve tecrübeyle öz örgütlenmemizi ve öz savunmamızı oluşturduk. Şimdi Irak devleti bu örgütlü ve savunma gücümüzü hedef alıyor. Bu, Êzidî varlığını yok saymak anlamına gelir; elde edilen kazanımları hedef almaktır. Bu gerçek, Irak devletinin kendi yasalarına göre de suçtur. Irak devleti, kendi hukukunu ve Êzidî varlığını Şengal’e yönelik bir saldırı planına kurban etmemelidir. Tarihte de, bugün de Êzidîler hiçbir zaman kimseye saldırmamıştır. Irak devleti bunu bildiği hâlde neden Êzidîlerin öz örgütlenmesinden rahatsız oluyor, neden Êzidî varlığını kendisi için tehdit olarak görüyor? Bu yanlış ve hatalı yaklaşımın ne devlete ne de Êzidîlere bir faydası vardır.

Eğer bu siyasette ısrar edilip saldırı gerçekleştirilirse, siyasi açıdan her iki taraf için de bir kazanım olmayacak; aksine bir kayıp olacaktır. Yukarıda da dikkat çektiğimiz üzere, Şengal’in mevcut durumuna bakıldığında Irak devletinin Türk devletinin desteğiyle Şengal’e saldırma ihtimali vardır. Bizim değerlendirmemize göre DAİŞ, Irak ordusu kıyafetiyle Êzidî halkına saldırabilir. Bu büyük bir tehlikedir. Vicdan ve insanlık ahlakına sahip herkesin, özellikle de nerede olursa olsun her Êzidî’nin Şengal’in savunmasında aktif olması gerekir. Çünkü Şengal bizim mekânımız, inancımız, dinimiz, varlığımız ve kökümüzdür. 74 fermandan sağ çıkmış Êzidîler olarak varlığımızı Şengal Dağı’nda sürdürdük ve koruduk; mevcut tehlikelere karşı her zamankinden daha dikkatli, tutum sahibi ve direniş halinde olmalıyız. Bunun için Êzidîlerin kısa sürede birlik ve ittifaklarını güçlendirmesi ve kazanımlarını koruması gerekmektedir. Rêber Apo’nun dediği gibi; ‘Bu topraklarda direniş bir kültüre dönüşmüştür.’ Bu bilinç ve duruşla genel bir yaklaşım geliştirilirse kazanan Şengal olacaktır.