Şengal’de parçalama siyaseti

Irak devleti hâlâ fermanın hesabını vermemiştir; hâlâ Êzidîlere karşı sorumludur. Hesap vermesi gerekirken Şengal’e saldırmak siyasi bir intihar olur; bu da parçalama siyasetinin çıkarlarına hizmet eder ve sonuçları dönüp Irak devletinin kendisini vurur.

ŞENGAL

Ortadoğu; halkıyla, doğasıyla, yaşam biçimiyle, kimliğiyle, dini ve inancıyla binlerce yıl kendine özgü ve bütünlüklü bir siyasetle yaşamıştır. Çünkü Ortadoğu toprakları, toprakla iç içe yaşayan özgür insanlar tarafından demokratik ulus siyaseti anlayışıyla şekillendirilmiştir. Bu coğrafyada halk ile demokrasi arasında komünal ve manevi bir bağ oluşmuştur. Bunun sonucunda halklar arasında binlerce yıl boyunca barış, kardeşlik, eşitlik ve birlik kültürü inşa edilmiştir. Bu verilerle tarihsel ve zengin bir miras ortaya çıkmıştır. Ortadoğu halkları bu tarihsel ve zengin miras içinde komünal ve özgür bir yaşam biçimi yaratmış, konfederal bir yaşam sürmüştür. Ortadoğu’da her karış toprak, her avuç toprak, her damla su komünal bir anlayışla paylaşılmıştır. Bununla birlikte mutluluk, hoşgörü, dostluk, ortaklık ve ahlaki-politik toplum yaşamı adeta cennet bahçesinin çiçekleri gibi iç içe büyümüştür. Bu adeta bir cennetti; komünal yaşamın ruhu doğanın zihniyetiyle yoğrulmuş ve kalıcı hale gelmiştir.

Ancak hegemonik güçlerin, İngiltere ve Fransa gibi devletlerin gelişiyle, misyonerlik faaliyetleri üzerinden bu zengin tarihsel mirasa müdahale edilmiştir. Çünkü bu bölgede en fazla nüfusa ve kadim coğrafyaya sahip halklar Kürtler ve Araplardır; onlardan faydalanmak ve yerüstü-yeraltı tüm değer kaynaklarını ele geçirmek istemişlerdir. Bunun için Kürt ve Arap aşiretlerine para ve silah desteği vermiş, gençleriyle güçlü ordular kurdurmuşlardır. Fakat zamanla para ve silah desteğiyle güçlendiklerini, çıkarları için bağımsız hareket edebileceklerini görünce desteklerini kesmiş ve parçalama siyasetini devreye koymuşlardır. O dönemden itibaren demokratik uluslar olan Kürtler ve Araplar arasına düşmanlık tohumları ekilmiştir. Parçalama siyasetinin biçimi yer ve zamana göre değişse de zihniyeti aynıdır. Hatta eskisine göre daha kirli yöntemlerle, anlaşmalar adı altında insanları kendi çıkarlarına kurban etmektedirler.

Aradan 200 yıl geçmiş olmasına rağmen aynı siyaset, etnik çatışmalar üzerinden halkları birbirine kırdırmaktadır. Bu savaş kimin çıkarına hizmet ediyor ve zararı kim görüyor? Burada savaşanlar da, öldürülenler de Kürtler ve Araplardır. Bu savaşta kaybeden, zarar gören Kürtler ve Araplardır; kazanan ise egemen güçlerdir. Ortadoğu’da Kürtlerin ve Arapların zayıflatılması, bugün de Batı’da Kürt ve Arap halklarını birbirine karşı kışkırtan egemen güçlerin hâkimiyet zeminini oluşturmaktadır. Bunun sonucunda binlerce insan öldürülmekte, kaçırılmakta ve evlerinden göç etmek zorunda bırakılmaktadır. Ancak bu durum egemen güçlerin kaygısı değildir; çünkü bu savaşın nedeni bizzat onlardır. Örneğin bir yıl içinde 45 bin Filistinli öldürülmüş, şehirler yıkılmıştır. Sözde ‘anlaşma’ süreçlerinde bile geri dönenler hedef alınarak öldürülmektedir. Bu da onların umurunda değildir; tam tersine yuvarlak masalarda oturup işgal ve müdahalenin ticari kararlarını ‘yeniden inşa’ adı altında alıp bütçeler ayırmaktadırlar. Fakat katliamdan kurtulan halklardan söz etmezler.

 

ŞENGAL’E SALDIRMAK SİYASİ BİR İNTİHAR OLUR

 

Halep’te Şêxmeqsud ve Eşrefiyê mahalleleri herkesin gözü önünde o dondurucu soğukta HTŞ’nin vahşi saldırılarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Şimdi de aynı saldırıyı Şengal’de yapmak istemektedirler. Bu nedenle parçalama siyaseti yeni biçimlerde sürmektedir. Acaba bu parçalama siyasetiyle bağlantılı olarak Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şengal’e yönelik tehditleri yeni bir fermanın işareti midir? Irak Dışişleri Bakanı ve Muhammed Şiya es-Sudani’nin ziyaretlerinden sonra insan büyük bir tehlike duygusuna kapılıyor. Bu ziyaretlerde masada ne konuşuldu? Ne üzerine anlaşmaya varıldı? Açıkça görülüyor ki Türk devletinin Şengal’e yönelik kirli bir planı var ve Irak devletini de bu kirli plana dâhil ederek pratik adımları onun eliyle attırmak istemektedir.

7 bin DAİŞ’li tutuklunun Irak’a getirilmesi de Türk devletinin bu kirli planının bir parçası mıdır? Bunun gibi birçok soru biz Êzidîlerin zihninde ciddi sorgulamalara yol açmaktadır. Bugün Irak devletine karşı kuşku duyuyoruz; çünkü bir kez daha ferman döneminde olduğu gibi Êzidîlere karşı sorumluluğunu yerine getirmeyeceğinden endişeliyiz. Eğer bazı talep ve istekler karşılığında Türk devletine taviz verir ve Şengal’e saldırırsa bu stratejik bir hata olur. Irak devleti hâlâ fermanın hesabını vermemiştir; hâlâ Êzidîlere karşı sorumludur. Hesap vermesi gerekirken Şengal’e saldırmak siyasi bir intihar olur; bu da parçalama siyasetinin çıkarlarına hizmet eder ve sonuçları dönüp Irak devletinin kendisini vurur. Irak devleti biliyor ki halkın yarısı ferman nedeniyle göç etmek zorunda kalmış ve hâlâ kamplarda çadırlarda yaşamaktadır.

Kaçırılan Êzidîlerin akıbeti hâlâ belirsizdir. Kemiklerimiz hâlâ toprak altındadır. Geri dönenler ise henüz yerleşebilmiş değildir. Yerleşim yerlerimiz hâlâ yıkılmış durumdadır. Biz hâlâ fermanın acısıyla yaşıyoruz. Bu acıyı hissetmesi, hafifletmeye çalışması ve bize sahip çıkması gerekenler ise tam tersine yaşadığımız acıyı yeniden bize yaşatmak istemektedir. Şengal’e yönelik bir tehlike vardır; yeni bir ferman girişimi söz konusudur. Her yerde askeri hareketlilik artmakta, çok sayıda asker ve güvenlik gücü Şengal’de konuşlandırılmaktadır. Bu hareketlilik yeni bir saldırının işaretidir. Bu saldırının önüne geçmek için yeni bir birlik ve ittifaka ihtiyaç vardır. Çünkü Şengal Êzidîlerin kıblesidir; Şengal’i savunmak Êzidîlerin varlığını ve onurunu savunmaktır. Bu yüzden gün Şengal’e sahip çıkma günüdür.