Anlam arayışından özgürlük ezgisine: Şîlan Ezgi

Kendi yazgısını insanlığın yaşam mücadelesinde gören Şîlan Ezgi, ömrünü anlam arayışıyla özgürlük mücadelesine adadı. Bir hakikat aşığı olarak, kaleme aldığı her yazıda mücadelenin güzelliğini insana hissettirdi.

İnsanın yücelik arayışı yeni bir serüven değildir. Yücelme duygusu, sistemin toplumsal özü tepetaklak etmeden önceki süreçlerde, içsel olana yapılan bir yolculuğun sonucu olarak ortaya çıkarken; özün giderek yitime uğratılmasıyla bu yolculuk maddi olana yöneldi. Hal böyle olsa da yüceliği halen maneviyatta ve insan olmanın özüne ulaşma gayretinde görenler vardır.

Gerçeğe paydaş olmanın ve onu aramanın çabasını, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle sürdürmenin coşkusunu yüreğine yerleştiren yüce gönüllü insanlar, toplumların yüz akı ve yarınlarının umudu olmuşlardır. Bu uğurda kendisini, anlam deryasında boğulacak kadar hakikat arayışına adayan bu insanlar, adlarını tarihe altın harflerle yazdırmanın yanında, kendi halklarının kalbine de kazıdılar.

Erdexan’ın yüce gönüllü genç bir kızı olarak devrim mücadelesine katılanlardan biri olan Şîlan Ezgi, gerçek adıyla Dilan Mavzer, en güzel yıllarını devrim mücadelesine adayarak onur ve özgürlük kavgasının bir neferi olur.

Şîlan, Kürt Özgürlük Hareketi’ne katıldıktan sonra kendi yaşam öyküsünü kendi ağzından şöyle aktarır:

 “1985 yılında Ardahan’ın Hoçvan ilçesine bağlı Nebioğlu köyünde dünyaya geldim. Dokuz çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Daha altı yaşındayken ailevi nedenlerden dolayı İstanbul’a taşınmak zorunda kaldık. İçinde büyüdüğüm aile, yarı feodal ve yarı küçük burjuva bir sosyal yapıya sahipti. Annem ve babam Kürtçe bilmekteydi; lakin buna rağmen, asimilasyon politikalarının etkisiyle anadilimiz olan Kürtçe yaşamımızda etkili olmadı. Aynı zamanda metropole taşındıktan sonra, şehirleşme ve asimilasyonun etkisiyle kültürel değerlerimiz de kaybolmaya yüz tutmuştu. 

Abimin okul yıllarında arkadaşlarla tanışmasından kaynaklı ailenin yurtseverlik yönü vardı. Ancak bu yurtseverlik, babamın aşırı korumacı yaklaşımları nedeniyle, sahiplenme ve yaşamsallaştırma boyutuyla ailemizde pek fazla gerçekleşmedi. Ekonomik durumu iyi, orta sınıf karakterinde olan aile yapımda, babamın ve annemin ortak tutumu biz çocuklar üzerinde belirleyiciydi. Annem, her ne kadar babama ortak olsa da kültürel değerlerimizi yaşatma konusunda ailenin taşıyıcısı konumundaydı. Kültürel ve ahlaki birçok özelliğimi annemin bu tutumuna borçluyum.

Küçük yaştan itibaren hep arayışlarım vardı; ancak çevrem, bu arayışlarımı sistem içine yönlendirmek için ekonomik olanaklar sunmaktaydı. İlk ve ortaokulda bu yönlendirmeyi kabul etsem de lise yıllarında sol görüşe yöneldim. İstanbul’da oturduğumuz semt, daha çok Türklerin ağırlıkta yaşadığı bir mahalleydi. Lise yıllarında mahalleye Kürdistan’dan zorla göçertilen ailelerin yerleşmesi, bendeki arayışların daha çok bu aileler şahsında Kürtlük bilincine yöneldiğini söyleyebilirim. Bu ailelerin giyim tarzı, yaşamları, zorla göçertilmenin acılarını yaşamaları ve dışlanmaları beni çok etkiledi.

Araştırmaya başladım ve bu arayışım beni legal siyasi partiye götürdü. Zamanla ilke ve ölçülerini, insana yaklaşım konusundaki farklılıklarını gördüm ve oldukça etkilendim. Sürekli gidip gelmeye ve aktif katılmaya başladım.”

ZİNDANDAN ÇIKIŞINI ÜLKEYE GÜÇLÜ BİR DÖNÜŞLE TAÇLANDIRDI

Kendi yaşamında sistemin etki gösterdiği bir çevrede büyümüş olmasını lise yıllarında bilince çıkaran; bunu kabullenmeyen ve kendi halk gerçekliğini kavrama noktasında, herkese rağmen özgür seçimler yapmasını bilen Şîlan, daha ilk adımında halk ve mücadele gerçekliğini kavradıkça adım adım mücadele saflarına yakınlaşır.

Devrimci çalışmalara katılımı, aynı zamanda çevresiyle yaşadığı çelişkilerin de artmasına neden olur. Çevresiyle girdiği tartışmalarda yaşadığı sorgulamalar ışığında, sistemin kendi gerçekliğine sahip çıkmayan bireyler ve kesimler üzerinde ne düzeyde tahribat yarattığının farkına varır. Bundan dolayı, kendi olabileceği ve öz gerçekliğini bulabileceği yer olarak karar kıldığı mücadele saflarına katılma kararı alır; böylece hem sisteme hem de onu mücadeleden alıkoymak isteyen herkese gereken cevabı vermiş olur.

Şîlan, 2003 yılında illegal alandaki çalışmalara katılır; ancak bir talihsizlik sonucu düşmana esir düşerek zindana girer. Dört ay kaldığı zindan sürecinde, mücadelenin temel ilkelerini kavrama açısından önemli sonuçlar elde eder ve büyük bir kararlaşmayla zindandan çıkar. Zindandan çıkışını ülkeye güçlü bir dönüşle taçlandırmak ve artık zamanı gelmiş olan adımları atmak ister. Bu temelde, 2003 yılının sonbaharında abisiyle birlikte gerilla saflarına katılır.

Bulutlu gökyüzü ne kadar da sakin! Sanki birer pamuk parçası gibi asılı kalmış bulutlar, gidenlerin matemini yaşar gibi ağır ağır süzülürken mavi gökyüzünde yeni gelenlere de selam verir. Bu karşılayış, gidenlerin yitip gitmediğinin işaretidir. Ağır ve dingin ama sevinçlidir; tıpkı dağların Şîlan’ı karşılaması gibi.

Tam da böyle bir günde Şîlan, dağlara ilk adımını, içinde durmaksızın gürül gürül akan bir heyecan dalgasıyla atar. Özverili ve meraklı hallerini gören gerillalar, onun direnişe dört elle sarılacağını ilk elden anlarlar. Çünkü o, yaşamın ezgisini dinlemiş ve bin ömre bedel bir mücadeleyi seçmiştir.

ÖZGÜRLÜK GERİLLASI ŞÎLAN

Xinêre alanında ilk gerilla eğitimlerine dahil olur Şîlan. Gerillada eğitimin, yaşamın temellerini ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak örmek olduğunu kısa zamanda kavrar. Kendisi de yaşamını bu ilkeler ışığında ilmek ilmek işler. Genç bir gerilla adayı olarak başarılı bir şekilde eğitimden mezun olur ve kadın özgürlüğünün ölümsüz temsilcisi, kadın ordulaşmasının temeli olan Şehit Berîtan’ın özgürlük zılgıtının eksik olmadığı Xakurkê alanına düzenlenir.

Bu, onun için büyük bir anlam ifade eder. O tarihi direnişin yaşam bulduğu ve ardıllarının düşmana geçit vermediği topraklarda bir özgürlük gerillasıdır artık.

Şîlan, birçok gerilla alanında farklı ve önemli çalışmalarda yer alır. Xinêre’den Zagroslara, Zap’tan Qendîl’e kadar şehitlerin izinden yıllarca durmaksızın mücadelenin yılmaz bir neferi olur. Genç bir devrimci olarak başladığı özgürlük yürüyüşünde adım adım gelişir. Fedakar ve azimli duruşuyla komutanlaşan Şîlan, daha büyük görev ve sorumluluklara kendisini hazır hale getirir. Kürdistan topraklarını karış karış arşınlar; emek verir ve yoldaşlarıyla birlikte değer yaratır. Yaşamı, gerilla patikalarında; zorlu pratikler içinde ve savaşta ter dökerek öğrenir.

Her adımında kendisini daha fazla güçlendirmenin çabası içinde olan Şîlan, bu çabasının tek başına sonuç alıcı olmayacağını; bunun ancak doğru bir yoldaşlık ve ideolojik mücadele temelinde başarılabileceğini bilince çıkarır. Bu nedenle uzun bir süre yürüttüğü pratiği tüm yönleriyle derinlikli bir analize tabi tutmak ve kendisini kadın özgürlük ideolojisi temelinde devrimsel çıkışların öncüsü kılmak amacıyla PAJK eğitimine dahil olur.

Eğitim ortamında yazdığı bir raporunda, yoğunlaşmalarını kısaca şöyle dile getirir:

“Savunmayı okuduğum zamanda, yaşadığım gerilikleri aşma temelinde ele alarak kendi kişiliğimde çözümlemeye gittim. Toplum gerçekliğinden uzak bu yaşam seyrini, AİHM savunmasını okuduktan sonra aşma çabasına giriştim. Yaşadığım çelişki ise, Neolitik sürecin ve o tarihin bize ait olduğunu bilmeyerek, o tarihe karşı umarsız kalmış olmanın zorlanmasını yaşamamdı. Bu tarihi bilince çıkardıkça, bir kadın olarak kadın gerçekliğine ve mücadelesine olan yaklaşımım daha da farklılaştı. YJA-STAR ordulaşması ve mücadelesi, yok sayılmak istenen dünya kadınının ve de Kürt kadınının kimliğiyle, kadının da iradeli bir güç olduğunu ve kadının da kendisini koruma hakkının olduğunu ve kendi öz kimliğinin arayışçısı olduğunu ispatlamıştır.”

Dağların zirvelerinde, vadilerinde, kuytuluklarında ve dahi kalbinde saklı olan yaşamın ezgisi; herkesin kulağına, gönlüne ve benliğine ulaşsın diye kendilerini hakikatin sesi kılanlar, özgürlüğü kendilerine yegâne yaşam olarak görenlerdir. Onlar ki bin bir zorluğa ve saldırıya rağmen gerçeğin peşinden bir adım dahi ayrılmayarak tarihi yeniden yazmaya meyletmişlerdir.

ÖZGÜR BASIN GELENEĞİNİ KAHRAMAN ŞEHİTLERDEN DEVRALDI

Şîlan da bu hakikat neferlerinden biri olarak, PAJK eğitiminde yaşadığı güçlü yoğunlaşmaların ve her daim başarıyı esas aldığı altı yıllık pratiğinin ardından HPG BİM çalışmalarına dahil olur. Böylece Mazlum Doğanların, Gurbetelli Ersözlerin, Qasim Enginlerin, Dozdar Hemoların ve Halil Dağların öncü olup bin bir emekle açtıkları hakikat yolundan yürümeye başlar.

Özgür basın geleneğini kahraman şehitlerden devralan Şîlan, gerilla yaşamının her anında ortaya koyduğu güçlü yoğunlaşmaları basın alanında da büyük bir çabayla pratikleştirir. Büyük emeklerle ve en zor koşullarda yaratılan özgür basının hakiki bir militanı olarak, Kürdistan halkının gerçekleri kendi öz evlatlarının kaleminden ve objektifinden öğrenmesinde büyük pay sahibi olur.

Tarih, zulümkarların nasıl bir sona uğradıklarının emsalleriyle doludur. Bu son, hiç kuşkusuz kalbi özgürlük için atanların mücadelesi neticesinde gerçekleşmiştir. Bundandır ki zulme karşı bitmeyen kavganın savaşçısı olan Şîlan, her an yanında taşıdığı umutlar, özlemler ve gerçeğin en saf hali olan hikayelerle dolu dağ heybesinde birikenleri an be an takip eder. Büyük bir derinlikle kaleme aldığı yazılarla, her an tetikte bekleyen bir silah gibi taşıdığı objektifine yansıyan karelerle bu kutsal mücadeleyi ölümsüzleştirmenin övüncünü ve gururunu yaşar.

İnsan, toplumsal bir varlık olmasından ötürü yaşamın her anında kendisinden bir parça, bir iz, bir anı ve bir özlemin izdüşümünü bırakır. Şîlan da kendi gerçekliğini bunda görerek, her gerillanın yaşam ve mücadele hikayesinin bir parçası olarak bu hikayeleri tüm topluma taşımanın çabası içinde olur. Bir kadın ve devrimci bir militan olarak önüne çıkan zorluklar karşısında pes etmez ve asla geri adım atmaz. O, her şeyden önce doğru yoldaşlığın militanı olmaya meyleden yüce gönüllü bir özgürlük aşığıdır. Büyük bir inançla bağlı olduğu hakikat arayışı ve mücadelesiyle; gördüğü, dokunduğu, iki kelam sohbet ettiği tüm yoldaşları için sarsılmaz bir güç ve moral kaynağı olur.

KAMERASI İKİNCİ SİLAHI OLDU

Şîlan basın alanında büyük bir çaba neticesinde kendisini geliştirip dönüştürdüğü gibi, özgür basın saflarında birçok yoldaşının da yetişmesinde büyük emek sarf eder. Gerçekleri karartmaya, ters yüz etmeye ve insanlık değerleriyle oynamaya çalışan kötücül düşmana ve sistemine karşı kamerasını ikinci silahı yapar; bu silahı gururla, son ana kadar taşır.

Onun için devrim aşkı, her anda ve her yerde olmak demektir. Basın alanında yürüttüğü güçlü pratiğin ardından içindeki mücadele tutkusu giderek artar ve savaşa dahil olmak için yeniden Cilo ve Zagroslar’a geçer. Burada, Kürt kadınının düşmana karşı tarihi intikamının alınmasına yönelik başarılı bir pratiğe öncülük yapar. Her adımında düşmanın üzerine ilerler; her ilerleyişinde ise bu mücadelenin mimarı olan Önder Apo’ya ve şehitlere olan bağlılığı daha da derinleşir.

Soluksuzca yaşadığı on dört yıllık gerilla yaşamı boyunca; mücadele duruşu, özverili yaşamı, duygusal yoğunluğu ve gerçeklere olan bağlılığıyla her bir yoldaşına emsal olur.  Yaşam serüveni boyunca özgürlük ezgisinin peşi sıra nefes nefese bir mücadelenin neferi olan Şîlan, halkları karanlığın kalbine itmek ve yok etmek isteyen düşman tarafından 5 Ağustos 2017 tarihinde gerçekleştirilen saldırıda ölümsüzler kervanına katılır.

Şîlan, bir hayalin herkese ve her şeye rağmen gerçekleştirilebileceğinin ölümsüz bir örneği olarak, dağların kalbine nakşettiği gülüşüyle unutulmaz bir izin sahibi olur. Onun mücadelesi ardıllarına örnek olmaya devam edecek; bu ezginin hikayesi burada bitmeyecektir. Bu kutsal ezgi, her daim onun yoldaşlarının kulaklarında özgürlüğün sesi ve soluğu olarak yankılanacaktır.