Kameramız milyonların gözü, kalemimiz insanlığın dili, kalbimiz karanlığa karşı bir alev topudur. Biz, özgürlüğü elinden alınmış, dili ve kültürü yok olmayla yüz yüze bırakılmış bir ülkede büyüdük. Ama yaşamıyla, varoluşuyla, insanlığa örnek teşkil edecek bir halkın direnişçi ve onurlu öyküleriyle yetiştik. Her bir öyküde kendimizi ve tarihimizi tanıdık. Dağlar evimiz, ovalar, şehirler ve sokaklar mücadelemizin yüreği oldu. Bu özgürlük serüveninde Aziz Heval de kalbimizde yer edinen bir gazeteci ve devrimci öncü oldu.
Aziz Heval’in dolu, anlamlı ve çetin geçen hayatını anlatmak için hiçbir kelimenin ve cümlenin kendini yeterince ifade edeceğini zannetmiyorum. Kalemim bunu anlatabilecek bir kabiliyete sahip değil. Ama birlikte çalıştığımız ve yaşadığımız bir buçuk yılın anılarını mümkün mertebe dile getirmeye çalışacağım. Aziz Heval’in yaşamdaki ve hakikat mücadelesindeki eşsiz emeği ile çabasını dünyaya duyurmak boynumuzun borcudur. Kendisiyle çalışmak ve yaşamak benim için bir onur ve moral kaynağı oldu.
Kalbimizin ve halkımızın Aziz’i ile ilk kez Güney Kürdistan’ın Silêmanî kentinde tanışmıştık. Ben de ilk defa gazetecilik çalışmalarına başlayacaktım. Bu nedenle Aziz Heval’in ilk basın öğretmenim olması, kalbimde ve mücadele serüvenimde farklı bir yere sahiptir. Gazeteciliğe dair hiçbir şey bilmiyordum; ne yazmayı ne de fotoğraf çekmeyi. Eğer bugün gazetecilik mesleğini seviyorsam, bu da Aziz Heval’den aldığım eğitim, yüksek inanç ve moral sayesindedir.
Heval Aziz, 1976’da Amed’in Çınar ilçesinde doğdu; kendi toprakları üzerinde yurtsever ve direnişçi bir gelenekle büyüdü, yaşadı ve mücadele etti. Şêx Said ve Mazlum Doğan geleneğiyle yetişen Aziz Heval, daha küçük yaşlardayken Kürt ve Kürdistan gerçekliğiyle erkenden tanışarak özgürlük arayışına adım attı.
1994’te Amed’de çalışmalarına başlayan Aziz Heval, 96’dan 98’e kadar üç kez tutuklandı. Zulme ve haksızlığa karşı mücadelesinde tehlikeleri göze alarak, 16 yaşında ülkesinin ve halkının onurunu temsil etmek için ağır işkence ve vahşetle yüz yüze kaldı. Kendisiyle sohbet ettiğimiz bir akşam, zindan sürecine dair şunları söylemişti:
“16 yaşındaydım. Birçok değerli arkadaşla birlikte büyüdük ve Türk devletinin vahşetine tanıklık ettik. Bu nedenle her yurtsever Kürt genci gibi biz de mücadele etme gereksinimi duyduk. Aktif çalışmalarımdan kaynaklı düşmanın hedef tahtası olmuştum. Düşman peşimdeydi ama bir türlü yakalayamıyordu. Ne yazık ki bazı güvenlik durumlarından kaynaklı düşmana esir düşmüştüm. Türk gardiyanlarının, (faşist zihniyeti) sırf ağzımızdan iki kelime (teslim ve itirafçılık) çıksın diye yapmadığı işkence, söylemedikleri küfür ve hakaret kalmamıştı. Ama düşman ne yapıp ettiyse de bir şey demedim. Her defasında söylediğim tek söz şu olmuştu: Sonuna kadar direneceğim.”
Evet, Heval Aziz, halkından aldığı onurla böylesi bir işkenceye direnişçi bir ruhla cevap vermişti. ‘Bedelsiz’ özgürlüğün gerçekleşmeyeceğine inanıyordu. Belki biz o günlere tanıklık etmedik; ama kendisi konuşurken yüzündeki mimiklerden sanki o günleri biz de yaşamıştık. Düşman, onun şahsında halkımıza, bizlere işkence etmişti. Heval Aziz’in saçındaki her bir beyaz telin bir anısı vardı; çünkü o, mücadelenin tam ortasında büyümüştü.
Aziz Heval, cezaevinden çıktıktan sonra 2000’lerde bir gazeteci ve özgürlük arayışçısı olarak özgür Kürdistan dağlarında mücadele etmeye başladı. Qendil’den Zagros’a kadar bütün Medya Savunma Alanları’nda gerilla yaşamını ve mücadelesini kamerası ve kalemiyle; yazıları ve resimleriyle tüm dünyaya göstermeye çalıştı. Yurtsever, dürüst ve emekçi kişiliğiyle dağların zirvesinde dolu dolu yaşadı. Yaptığı çalışmalar sayesinde birçok alanı gezdi, birçok kahraman gerilla ile tanıştı.
Heval Aziz, makaleleriyle, fotoğraf ve videolarıyla gerillaların tarihini ve belleğini oluşturdu. Özgür yaşamın peşinde koşan gerillalarla birlikte yaşadı; zorlu ve kasvetli engellerle yüz yüze geldi. Düşmanın vahşi işgal saldırılarını yakından takip ederek savaş suçlarını belgeledi.
19 Temmuz 2012’de Rojava Devrimi gerçekleştiğinde, Aziz Heval 2013 yılında Önder Apo’nun paradigmasının uygulandığı Rojava’ya yönelerek, basın çalışmalarını büyük bir aşkla yürüttü. 2018’de Êfrin’e yönelik başlatılan işgal saldırılarını yakından takip etmek için Êfrin’e gitti. Yine 2019’da Girê Spî ve Serêkaniyê kentlerine yönelik başlatılan işgal saldırılarını da belgelemek amacıyla savaşın yoğun olduğu alanlara gitti.
Kalbimizin Aziz’i, Güney Kürdistan’da da birçok yerde bulundu. Silêmanî’den Hewlêr’e kadar her alanda gazetecilik çalışmalarını sürdürdü. Güney gündemini yakından takip eden Aziz Heval, katıldığı televizyon programlarında, kaleme aldığı yazılarda önemli ve bir o kadar değerli analizlerini, değerlendirmelerini dile getiriyordu. Askeri, siyasi, toplumsal ve benzeri tüm alanların kök sorunlarını politik zekasıyla tahlil ediyor; bunu bir şikayet diliyle değil, daha çok sorunların çözümü nasıl olmalı çerçevesinde, çare ve perspektif üreten bir dil ve üslupla ortaya koyuyordu.
İşte bu süreçte birlikte kaldık ve çalıştık. Çok mütevazı ve emekçi bir karaktere sahipti. Asla bir bürokrat gibi çalışmıyordu; Kürdistan koşullarında bir bürokrat gibi yaşamayı ne kendine ne de başkasına laik görüyordu. Yaptığı işe duruşuyla ve katılımıyla sahip çıkıyordu. Onlarca Güneyli yurtsevere karşılıksız, hesapsız basın eğitimi verdi. Yaşamıyla, duruşuyla ve çalışmalarıyla bir gazetecinin nasıl olması gerektiğinin nişanesi oldu.
İlkeleri vardı; ret ve kabul ölçüleri netti. Yanlışa yanlış, doğruya doğru diyecek cesarete sahipti; kendine has prensipleri vardı. Özelde Amed’de, genelde ise Kürdistan’da birçok gencin düşmanın uyguladığı özel savaş politikaları ve yalanlarının gölgesinde kalmasını hazmedemiyordu. Heval Aziz gerçekten de küçükle küçük, büyükle büyük olmayı bilen biriydi.
Yaptığı çalışmalarda önemli sorumluluklar üstlenerek hakikatin öncülüğünü yaptı. Bir hakikat avcısı olarak yaşadı, yoldaşlık etti ve düşmana karşı savaştı. Bu değerli özelliğiyle yanındaki arkadaşlarına da örnek oldu; basın çalışmalarını herkese sevdirdi. Aziz Heval için bu minvalde, Kürdistan Özgürlük Hareketi tarihinde bir basın tarihidir diyebiliriz.
O, sadece bir basın çalışanı değildi; yeri geldiğinde devrimci, siyasetçi ve aynı zamanda savaşçıydı. Bu yüzden otuz iki yıllık koskoca bir mücadeleyi sığdırdığı yaşamını büyük bir coşku ve heyecanla geçirdi.
Heval Aziz, 27 Ocak 2025 günü Raperîn idaresine bağlı Ranya ilçesinin Çarqurne kasabasındaki Girdecan köyünde, yerel işbirlikçilerin desteğiyle Türk devletinin düzenlediği hava saldırısında katledildi.
Heval Aziz, tercih ettiği anlamlı hayatı dolu dolu yaşadı ve kahramanca şehit düştü. Otuz iki yıllık mücadelesi boyunca Gulistan Tara, Seyid Evran, Cihan Bilgin, Mırad Mirza, Hêro Behadîn, Nazım Daştan, Musa Anter, Gurbetelli Ersöz ve Karwan Horam gibi birçok değerli gazeteci ile tanıştı; onlarla birlikte hakikatin izini süren bir arayışçı oldu. Mazlum Doğan’la başlayan özgürlük meşalesi, bugün Azizler’in ve Gulistanlar’ın ruhuyla yanmaya devam ediyor.