MADEN VE JEOTERMAL TALANI
Metalürji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, Gimgim (Varto) ve Kanîreş (Karlıova) özelinde yoğunlaşan jeotermal projelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küçük, bu projelerin bölge için “temiz enerji” değil, bir “yıkım aracı” olduğunu ifade etti.
Gimgim’de 16, Kanîreş’te 6 olmak üzere toplam 22 köyü doğrudan kuşatan enerji ve maden projeleri, bölge halkı için yerel bir yatırımın ötesinde anlamlar taşıyor. TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası eski Başkanı Cemalettin Küçük, bu girişimi, Anadolu coğrafyasının uluslararası sermaye için “ucuz enerji ve fason üretim sahası” olarak kurgulandığı devasa bir sömürü stratejisinin parçası olarak tanımladı. Küçük, 22 köyü kapsayan bu kuşatmanın, bölgenin meralarını ve su kaynaklarını sermayenin “atık sahası” haline getirme planının bir adımı olduğunu vurguladı.
SİYASİ SÜREKLİLİK VE SERMAYENİN PROJESİ: MERKEZ TÜRKİYE
Küçük, Türkiye’yi enerji merkezi haline getirme projesinin bugün adım adım uygulandığına dikkat çekerek, bu projenin 2015 yılında CHP tarafından sahiplenildiğini, daha sonra ise iktidarın “Bu bizim projemizdi” diyerek sahiplendiği “Merkezi Türkiye” projesinin bugün fiilen işletildiğini kaydetti. Bu projenin özünün Anadolu’yu uluslararası sermaye için bir lojistik ve fason üretim üssü yapmak olduğunu belirten Küçük, “Bu proje 2015 yılından çok daha eskidir. CHP bunu 2015’te gündemine aldı ve programlaştırdı, iktidar ise bugün adım adım uyguluyor. Ancak CHP daha sonra bunu bir daha dillendirmedi. Anadolu coğrafyası, küresel sermayenin enerji ve hammadde ihtiyacını karşılayacak fason bir merkeze dönüştürülmek isteniyor. Kendi kendine yeten yerel yaşam, yerini Fordist üretim biçimlerine ve sermaye bağımlılığına bırakıyor. Mesele sadece bir tesis değil, bu coğrafyaya biçilen sömürü rolüdür” dedi.
‘AYAKKABIYLA GİRİLMEZ, TAAHHÜTLE YOK EDİLİR’
Gimgim ve Kanîreş bölgesindeki Şerefdin ve Çewlîg Dağları’nın saflığına dikkat çeken Küçük, projelendirme aşamasındaki hukuksuzluklara değindi. Proje dosyalarında bölgenin “hassas bölge” olduğunun şirketler tarafından da belirtildiğini ancak bürokratik işlemlerle bu durumun aşılmaya çalışıldığını ifade eden Küçük, “Dosyaya ‘hassas bölge’ yazıyorlar ama peşine ‘izin alacağız, taahhüt edeceğiz’ diye ekliyorlar. Buraya değil sondaj yapmak, ayakkabıyla bile girilmez. Ancak DSİ’den görüş alacağız, ormandan izin alacağız diyerek bu alanların önünü sermayeye açıyorlar. Bu projeler sadece doğayı değil, yaşamın kendisini etkiliyor” diye konuştu.
BELEDİYELERE UYARI: MERA ŞİRKET GİBİ PARSELLENEMEZ
Cemalettin Küçük, eleştirilerini aynı alanda Gimgim Belediyesi tarafından projelendirilen güneş paneli (GES) ve farklı yerlerde planlanan rüzgar enerjisi (RES) projelerine de yöneltti. Küçük, bu tür projeleri “yeşil enerji” kapsamında değerlendirmekle birlikte, uygulama biçimlerine dikkat çekerek şunları söyledi: “Belediye başkanının hangi partiden olduğu bizi ilgilendirmez. Eğer meraları enerji panelleriyle işgal ediyorsanız, bu kapitalizmin enerji sistemine hizmet etmektir. Bir köylünün yaylada kendi ihtiyacı için panel koymasına evet, ancak meraların bu şekilde kullanılması doğru değildir. Sömürenlerle sömürülenler arasında bir tercih yapmak zorundayız. Kapitalizmle mücadele etmek yerine ona entegre olmak, bölgenin kendi kendini besleyen yapısını zayıflatır.”
MEZOPOTAMYA’YA ZEHİR AKACAK: SU GÜVENLİĞİ TEHDİT EDİLİYOR
Bölgenin Fırat’ın ana kolu olan Murat Nehri’ni besleyen önemli kaynaklara sahip olduğunu hatırlatan Küçük, jeotermal (JES) ve maden faaliyetlerinin yaratacağı olası kirliliğin geniş bir coğrafyayı etkileyebileceğini belirtti. Küçük, “Jeotermalde yaşanacak bir sızıntı, suyu ciddi şekilde etkileyebilir. Bu, Çewlîg ve Şerefdin Dağları’ndan doğan su kaynaklarının Mezopotamya’ya kadar uzanan etkiler yaratması anlamına gelir. Maden ve enerji faaliyetleri, bölgedeki hayvancılık ve geçim kaynaklarını doğrudan etkiler” dedi.
‘İLİÇ FACİASI DÜN UYARDIK, BUGÜN GERÇEKLEŞTİ’
Erzincan İliç’te yaşanan olay öncesinde yaptığı uyarıları hatırlatan Küçük, Gimgim ve Kanîreş için de benzer bir dikkat çağrısında bulundu. Küçük, “İliç konusunda defalarca uyardık, dikkate alınmadı. Sonuçta yaşananlar ortada. Bugün Gimgim ve Kanîreş için yaptığımız değerlendirmeler de benzer şekilde dikkate alınmalı. Bilgiyi doğru şekilde değerlendirmek gerekir. Bölgedeki su kaynakları ve meraların korunması için bütünlüklü bir yaklaşım gerekiyor” ifadelerini kullandı.