GÖRÜNTÜLÜ

‘‘Jin, Jiyan, Azadî’ özgürlük perspektifi ve toplumsal bir model önerisidir’

Akademisyenler Dr. Mechthild Exo, Dr. Nicholas Matheou ve Dr. Amber Huff, “Jin, Jiyan, Azadî” nin bir slogandan öte, patriyarkaya karşı köklü bir analiz ve demokratik toplumun inşasına dair bir yönelim sunduğunu belirtti.

JIN YIJAN AZADÎ

Avrupa’da farklı üniversitelerde görev yapan Dr. Mechthild Exo, Dr. Nicholas Matheou ve Dr Amber Huff, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının günümüz Avrupa bağlamındaki anlamını ve Rojava’ya yönelik saldırılar eşliğinde “umut” kavramının politik içeriğini değerlendirdi. Akademisyenler, sloganın bir protesto çağrısının ötesine geçtiğini, egemenlik ilişkilerine dair derin bir analiz sunduğuna ve demokratik bir toplum modeline işaret ettiğine dikkat çekti.

Berlin Humboldt Üniversitesi’ndeki Lichthof Ost’ta düzenlenen “Özgürlüğün Sosyolojisine Doğru” (Towards a Sociology of Freedom) seminerine katılan Dr. Mechthild Exo, Dr. Nicholas Matheou ve Dr Amber Huff, ANF’nin sorularını yanıtladı.

ÖZGÜRLÜĞÜ, KAYBEDİLDİĞİ YERDEN DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRIYOR

Almanya’daki Emden/Leer Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Sosyal Hizmet ve Sağlık Bölümü’nden Dr. Mechthild Exo, “Jin, Jiyan, Azadî”nin yalnızca bir eylem sloganı olmadığını belirterek bunun aynı zamanda toplumsal ilişkilerin nasıl analiz edilmesi gerektiğine dair bir perspektif sunduğunu ifade etti.

Dr. Exo’ya göre, “Jin, Jiyan, Azadî”, egemenlik ve baskı ilişkilerinin tarihsel kökenine, yani kadınların sömürgeleştirilmesine ve cinsiyetler arası hiyerarşilere işaret ediyor. Kadınlara boyun eğdirilmesinin ilk baskı biçimi olduğunu belirten Exo, devlet baskısı, kapitalist sömürü ve ırkçılık gibi diğer tahakküm biçimlerinin de bu temel üzerine inşa edildiğini söyledi.


“Özgürlüğü düşünüyorsak, onu kaybettiğimiz yerden başlamalıyız” diyen Exo, ataerkil şiddetin bugün de tüm toplumsal ilişkileri şekillendirdiğini vurguladı. Bu nedenle sloganın, toplumsal koşullara nasıl bakılması gerektiğini ve özgürlük perspektifinin nasıl inşa edilebileceğini ifade ettiğini belirtti.

Exo, bu yaklaşımın yalnızca Kürt Özgürlük Hareketi ya da Ortadoğu ile sınırlı olmadığını, patriyarkanın küresel bir olgu olduğunu kaydetti. Demokratik ve silahsız bir mücadele perspektifinin radikal derinliğini koruyarak sürdürülmesi gerektiğini belirten Exo, özellikle olası barış süreçlerinde kadın örgütlerinin merkezi rol oynamasının önemine dikkat çekti.

Kadın örgütlerinin anti-ataerkil analizleriyle demokratik toplumun inşasında öncü bir rol üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Exo, “Yüzeysel bir barış değil, gerçek adalet ve özgürlüğe dayalı bir toplumsal dönüşüm hedeflenmeli” dedi.

BU SLOGAN TÜM İNSANLIK İÇİN GEÇERLİ

Edinburgh Üniversitesi’nde Küresel Orta Çağ Tarihi ve Marksizm alanında öğretim görevlisi Dr. Nicholas Matheou ise “Jin, Jiyan, Azadî”nin yalnızca Kürt coğrafyasıyla sınırlı bir anlam taşımadığını belirtti.


Dr. Matheou, “Jin, Jiyan, Azadî”yi yalnızca Kürt Özgürlük Hareketi veya Ortadoğu ile sınırlı görmenin “oryantalist bir sınırlama” olduğunu ifade ederek, patriyarkanın Avrupa ve Amerika dahil olmak üzere küresel ölçekte varlığını sürdürdüğünü vurguladı.

Marksist-feminist bir perspektiften değerlendirme yapan Matheou, üretim süreçlerinin yalnızca fabrikalarla sınırlı olmadığını, işçilerin ve yaşamın ev içinde üretildiğini söyledi. “Hayat nerede ve kim tarafından üretilir?” sorusunun temel olduğunu belirten Matheou, evin ve bakım emeğinin kadınsı bir alan olarak tanımlandığını ve bunun kapitalist sistemin işleyişi açısından merkezi bir rol oynadığını ifade etti.

Ancak “Jin, Jiyan, Azadî”nin bunun da ötesine geçtiğini belirten Matheou, yaşamın yaratılması ve korunmasından sorumlu olan kadınların özgürlüğün başlangıç noktası olarak görülmesinin son derece güçlü bir yaklaşım olduğunu kaydetti.

Dr. Matheou, kadınların örgütlenmesinin ve direnişin merkezinde yer almasının toplumun tahakküm altına alınmasını zorlaştırdığını vurgulayarak, “Bu slogan artık yalnızca Kürdistan ya da Ortadoğu için değil, tüm insanlık için yükseltilmelidir” dedi.

GERÇEK UMUT, BİRBİRİMİZİ KORUMA GÜCÜMÜZDE

2026’ya savaş ve saldırılarla girildiğini, özellikle Rojava’ya yönelik saldırıların yoğunlaştığını hatırlatan Sussex Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları Enstitüsü’nden Dr. Amber Huff ise “umut” kavramını politik bir kategori olarak değerlendirdi.


Huff, Batı’da umudun çoğu zaman “bizi kurtaracak bir güç ya da hükümet” beklentisi olarak ele alındığını; ancak kendisinin daha radikal bir umut anlayışını benimsediğini ve bunun, insanların birbirinde bulduğu umut olduğunu ifade etti.

“Biz kendimizi tek başımıza koruyamayız. Birbirimizi korumalıyız” diyen Huff, umudun mücadele eden toplulukların dayanışma kapasitesinde yattığını vurguladı.

Toprak, özerklik, tanınma ve insanlık için verilen mücadelelerde umudun, en zor zamanlarda dahi birlikte hareket edebilme gücüne dayandığını belirten Amber Huff, “Umut, bizi ufkun ötesine, geleceğe taşır” dedi.