Paslı çağdan umutsuzluk bulaşmadı onlara…

Onlar, şartların çok çetin olduğu Kürdistan dağlarında, Gerilla Fîraz ve tüm şehit yoldaşları gibi dünyanın tüm kirlerine, çirkinliklerine rağmen tertemiz kalmayı başarabilen erdemli insanlardır. Çünkü paslı çağdan umutsuzluk bulaşmadı onlara…

GERİLLA FİRAZ

Bataklıkta biten çiçekler vardır hani; etrafındaki bütün o kirlere, çamurlara karşı, onun taç yaprakları bir bahar mevsiminin en güzel lahzası gibi parıldar durur. Sanki cömert bir yağmurun altında yıkanmış gibi her an… Bataklıkta bile olsa hiç kirlenmez, lekelenmez. Güzellik onun görevidir çünkü.  

Zirveleri bataklıktan sıyrılan, çağın kirlilik deryasından özgürlük çığlıklarıyla kopan bir yer daha var ki, ‘tanrıçalara taht olmuş.’ O özgürlük meskeni Kürdistan Dağları… Onun heybetinde küçülür çirkinlikler. O, dünyanın taç yaprağıdır çünkü. Yaprakları arasında savaşkan, cesur ve dünyanın en güzel çocuklarını barındırır. Onlara vatan olur, dava olur, aşk olur. O çocuklar ki ülkelerinin yiğit gerillalarıdır. Her zorluğa göğüs gerip de tertemiz kalplerini sağlam tutmayı başarabilen Medya çocuklarıdır onlar.

Savaş şehadete tırmandığında kalplerini ülkelerinin bereketli topraklarına emanet ederler. Ama esasında onlar yaşamın savaşçılarıdır. Yaşarlar ve yaşatırlar, yürürler ve yürütürler. Şehit yoldaşlarının umutları uğruna umuttan örerler yaşamı. Çünkü paslı çağdan umutsuzluk bulaşmadı onlara…

İşte o gerillalardan biri Fîraz arkadaş. Ona Girê Bahar’ın görkemli direnişini soruyorum. Savaşın kirliliğinin yanı sıra gördüğü kahramanlıkları, zirvelerde yücelen yürekleri anlatıyor. Anlattıkları arasında bir savaş anısı var. Bana bataklıkta biten çiçekleri anımsatıyor. Bu tertemiz çiçekler, bu kirlenmeyen yürekler ancak bir gerillaya ait olabilir diyorum ve anısında birlikte yol alıyoruz: “Hava saldırılarının yoğun olduğu bir kış mevsimiydi. Gökte hiç durmadan dolaşan keşif uçaklarını kimi zaman gözle görebilirdin. ‘Kara kış’ diyebilirim bu mevsime. Ama yine de hava devamlı açıktı, gökyüzünde bulutlardan eser yoktu. Biliyorsunuz, kapalı havalar gerilla için önemlidir. Yani ‘bulutlar gerillanın dostudur’ demek yerinde olur. Biz de her koşul altında durmadan hazırlıklara devam ediyor ve bir de direniş tünelimizdeki çalışmalara yoğunluk veriyorduk.”

Burada duraksıyor gerilla Fîraz. Gülüyor. Neden güldüğünü soruyorum. Buna da gülerek cevap veriyor: “Bu anlatacağım bir savaş anısından ziyade komik bir anıdır” diyor. Bu on yıllık yoğun savaş döneminde ve çok öncesinde de şahitlik ettik ki gerilla, zorlu yaşamında mizahını kendi kabiliyetiyle yaratıyor. Yani bir anlamda gerilla, güleceği durumları kendisi seçiyor. Savaşın ve ölümün yüzüne tebessüm ediyor gerilla. Gerillanın muazzam savaşıyla ve emeğiyle savaş tünellerini yaşam tünellerine dönüştürdüğünü görebiliyordum Gerilla Fîraz’ı dinlerken: “Ben ve yoldaşım Çiyager, kampımızdaki elektrik sistemini tamir ediyorduk. Yaklaşık dört aydır tepede su sıkıntısı çektiğimizden dolayı suyu idareli kullanıyorduk. Yani direniş için, yoldaşlarımız için, yaşayabilmek ve savaşabilmek için. Bu yüzden kimi zaman temel ihtiyaçlarımızı erteliyor, daha çok yaşamsal noktalara ağırlık veriyorduk. Ben de bu şartlardan dolayı jeneratör yağı, çaydanlık isi, makine yağı derken epey kirlenmiş ellerimle elektriği tamir etmeye koyuldum.”

‘Kirlilik gerçekten nedir?’ diye soruyorum kendime. ‘Bunca temiz yüreklere kirlilik bulaşabilir mi?’ diye düşünürken Gerilla Fîraz tebessümle devam ediyor: “Çiyager arkadaş çıplak elle kabloya dokununca onu elektrik çarptı, hafifçe. Ama aynı kabloya ben dokununca elektrik çarpmadı. Çiyager arkadaş gülmeye başladı ve ‘Senin ellerin tozdan-kirden artık yalıtkan olmuş durumda. Bu yüzden elektrik seni çarpmıyor’ diyerek espri yaptı. Bu espriyle bayağı güldük. Gerçekten de kir tabakasından dolayı elektrik beni çarpmamıştı. Emekle, çalışmayla nasırlı siyah eller; bu dağların doruklarında özgürlük tünellerinin ne kadar zor şartlarda, kanla, terle ve umutla yaratıldığının sembolüdürler” diye sözlerini tamamlıyor Gerilla Fîraz. Hemen ardından kirli elleri için açıklama yapmak zorunda hissediyor kendini. Yalnızca Apoculuğa has bir saflık ve temiz yüreklilikle “Yanlış anlaşılmasın tabii. Suyun olduğu yerde, imkanın olduğu yerde Apocu militan en temiz olan kişidir, en disiplinli kişidir” diye ekliyor.

Gerilla Fîraz, ‘Apocu militan’ derken Önder APO’nun sıkça dillendirilen temizlik ve emek anılarından biri geliyor aklıma: Biri, kirli ayakkabısıyla yerlere basınca, Önder APO, ‘Oraya basma, ben henüz temizledim; emek verdim. Eline paspası al ve bastığın yeri temizle’ diyor.

İşte bu gerillalar böyle bir Önder’in militanları… Onlar, şartların çok çetin olduğu Kürdistan dağlarında, Girê Bahar’da; Gerilla Fîraz ve tüm şehit yoldaşları gibi dünyanın tüm kirlerine, çirkinliklerine rağmen tertemiz kalmayı başarabilen, umutla bir yaşam ören erdemli insanlardır. Çünkü paslı çağdan umutsuzluk bulaşmadı onlara…