Yol, yolcunun aşık olduğu maşuktur. Yol, yaşamın kendisidir ve büyük bir sevda ile yaşanandır. Yürüdüğü patikalarda hikayeler yaşar gerilla; kendisinden önce yaşanmış hikayeleri toplar dağ yamaçlarından. Hikayelerin kahramanlarıyla yoldaşlık eder patikalar boyunca. Ve yolu menziline ulaşan her yolcu, bir hikayedir artık. Yeter ki bir anlatıcısı olsun.
Türkiyeli Ekin Wan’ın anlatıcı olma serüveni Ankara’da başladı. Ankara’dan Wan’a, Wan’dan dağlara yürüyüp Zap’ın Çiyaye Reş alanına kadar uzanan bir yol serüveni bu. Ekin Wan, Ankara’nın ayaz bir gecesinde yola çıktı ve dağlara koştu. Kendi halkı olmamasına rağmen halkların birlikteliğine inanıp, ışığın yoluna düştü Ekin. “Çiçekler renklensin diye, toprak bombardımanlara değil suya doysun diye, dağlar birbirine kavuşsun diye, ağaçlar dört rengini özgürce yaşasın diye, bir halk artık gülebilsin diye, çocuklar sadece oyun oynarken dizlerini kanatsın diye, insanlar birilerinin eliyle değil kendi eceliyle ölsün diye dağlara gitmenin zamanıdır” deyip aldı yüreğine tüm alacaklarını ve düştü yollara.
Uzun bir yoldan sonra Haliller’in, Gurbetelliler’in, Arjinler’in, Şilanlar’ın yürüdüğü patikalara ulaştı. Onların sözlerinden cümleler oluşturan, ona zamanlar ekledikleri, bal ile anlattıkları gerilla ile tanıştı. Tanıştığı her gerillayı tarihe taşıdı. “Bana Türk’sün deme, ben Türkiyeliyim. Diğer tüm halklar da Türkiyelidir ama Türk değiller. Ben bunun kavgasını vermek için geldim bu dağlara” demişti. Dağlara gelişini bu kadar anlamlandıran, ancak tüm halkları kucaklayan ve bir gören bir anlayıştı. Bu yüzden Ekin Wan, aşkla dolaştı Kürdistan dağlarını. Gördüğü her gerillanın öyküsünü yazdı; yazarken aynı duyguları yaşadı.
Ekin, dağların güzelliğini serdi gözlerimize; kıyısında değil, tam ortasında durarak yaşamın her ayrıntısını gördü ve kaydetti. Ekin ne kendi gözlerinin gördüğüyle yetindi ne de sadece kulaklarının duyduklarıyla. Yüreğine çizilen sınırları yıkmanın nöbetini tuttu ve düşlerini kurmak istediği gerilla ülkesinin en sıcak alanlarına varmak istedi.
Bir kadın devrimci olarak enternasyonal biz çizginin temsilciliğini yaptı; Mahirler’in, İbrahimler’in uğrunda can verdiği bir davanın yolculuğunu sürdürdü. Yaşamını, Türkiye ve Kürdistan halklarının birliğine inanan bir davanın takipçisi adadı. Yürüdüğü özgür Kürdistan dağlarında bazen bir yazar, bazen bir hikaye serüvencisi, bazen bir gerilla, bazen de özgür kadın çizgisini basın-yayında oturtmaya çalışan militan bir kişilik oldu.
O, ismini aldığı şehit Ekin Wan’ın yolundan yürümeyi borç bildi. Ekin’in huzurlu ve insanı derinden kavramak isteyen bakışları, öğrenme aşkıyla ışıl ışıl parlayan parıltılı gözleri, görmüş geçirmiş insanlara has edasıyla yoldaşlarını tahmin edilenin ötesinde etkiledi. O, kavganın kıyısında köşesinde olmayı hiçbir zaman kabul etmedi. O, denizin ortasında dalgalarla boğuşmak istedi ve bir devrimciye yakışır biçimde cesurca yaşadı.
Hakikatin izinde yürüyen Ekin, gerçek bir devrimciydi. Ne beklemeyi sevdi ne de durmayı. Hep akması, coşması gereken bir su misali, dağların güzelliğine bırakmak istedi kendini. Keşfettikçe keşfetti, yürüdükçe yürüdü. Ona göre zorlanmak, gerillalaşmaya adımdı. Ona göre zorlanmak ve anlam biçmek, dağlı olmanın gereğiydi.
Ne durmayı tercih etti ne de beklemeyi. Yazdığı hikayelerin yalnızca taşıyıcısı olmaya gönlü razı olmadı; o hikayelere konu olan gerillalardan biri olmak istedi.
Duyduğu kahraman gerillalardan birinin sesi olmayı değil, o sesin kendi sesi olmasını düşledi. Dağları düşledi, hayalindeki gerillayı düşledi, özgürlüğü düşledi ve yola çıktı. Zor alanlarda mücadeleciliği esas alması, gerillaya olan aşkı, duygu zenginliği ve hızlı pratikleşme yönüyle bulunduğu her yerde moral yarattı. Sakinliği ve olgunluğu huzur verirdi. Çocuksu bir kardelen misali yürüyüşü moral yarattı. Paylaşımcı yüreğiyle inanç yarattı.
O, gerillanın yaşam felsefesinin ne kadar güzel ve zorlu bir yaşam tarzı olduğunu gösterdi. Zalimlerin ortaya koyduğu ideolojilerin, anlayışların, yaklaşımların isyancısı ve başkaldırıcısı oldu. Beyne ve yüreğe takılan zincirlerin çözücüsü oldu. Sınırları aştı ve güzelleşti. Özgürlüğün sade ve doğal halleriyle buluşturdu kendini.
O, doğduğu Türkiye topraklarını Kürdistan özgürlük mücadelesiyle bütünleştirdi. Bütünleştirdikçe de güzelleşti ve anlam kazandı. Özgürlük mücadelesinin tüm alanlarına, devrimin tüm koşul ve ihtiyaçlarına göre kendini hazırlayıp devrimcileşti.
Bir mayıs sabahı Zap’ta, yoldaşlarıyla beraber insanlığa faşizmi dayatan zihniyetle çarpıştı. Topladığı tüm öfkesini çarpışma meydanında topladı. Bundan dört sene önce bombalar düştü Zap’ın toprağına; kuşlar sustu, karıncalar yuvalarına koştu. Evrenin yüreği Zap’ta çarptı. Kendi anlam arayışında bir kademe ilerledi evren. Çünkü yerden göğe kadar direniş can buldu Zap’ta.
Bu anlam arayışında, mayısın direniş ve isyan güzelliğinde Zap’a büründü Türkiyeli Ekin Wan.