İsrail: Bir devlet ve bölgesel çatışmaları-I

Basel’deki Birinci Siyonizm Kongresi’nden, devletin kuruluşuna ve ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına kadar geçen 129 yıllık sürede; İsrail hegemon bir yapıya dönüştü ve şu an Ortadoğu’da büyük bir güç savaşının içinde.

İSRAİL DOSYASI

Tarih 14 Mayıs 1948. Tel Aviv’deki bir toplantı Ortadoğu’nun kaderini değiştirdi. Yahudi Milli Konseyi, İsrail devletinin kurulduğunu ilan etti. Aradan 78 yıl geçti ancak dünya hala İsrail’in sınırlarını tartışıyor. Yaklaşık yüz yıldır süren İsrail-Filistin savaşı, Nazi Soykırımı, İbrahimi Anlaşmalar, Davud Koridoru, İran savaşı, bölgesel gerilimler ve ittifaklar… İsrail’in etno-sosyolojik yapısını, Ortadoğu’da yürüttüğü politikaları ve bu politikaların günümüze yansımasını, ANF okurları için iki bölümlük dosya altında inceledik.

İsrail, dünyanın tek Yahudi çoğunluklu devletidir. Aşkenazlar, Sefarad Yahudileri de olmak üzere yüzde 76,3 oranında Yahudi’nin yaşadığı ülkede, Müslüman, Hristiyan ve Dürzi nüfusu yüzde 21,3 ve geride alan yüzde 2,6’lık nüfus ise farklı halkları kapsıyor. Resmi dil İbranice’dir; Arapça ise özel statüye sahiptir. Ekonomik yapı, kuruluş yıllarında tarım ve kolektif kibbutz modeline dayalıyken günümüzde yüksek teknoloji, savunma sanayi, yazılım, biyoteknoloji ve siber güvenlik sektörlerine odaklanıyor.

BİRİNCİ SİYONİZM KONGRESİ

Bugün İsrail’in yer aldığı topraklar yüzyıllar Birinci Dünya Savaşı sonrasına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolündeydi. O zamanlar henüz İsrail devleti kurulmamıştı ancak Avrupa’da bir devletin kurulması için çalışmalar yürütülüyordu. Tarihi 1897, yer İsviçre’nin Basel şehri. Yahudiler, Birinci Siyonizm Kongresi’ni düzenlemek üzere bir araya geldi. 1896'da gazeteci Theodor Herzl, ''Der Judenstaat'' yani “Yahudi Devleti” adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede bu kitaptaki fikirler tartışıldı. Herzl, Viyana'da yaşayan bir Yahudi'ydi. Yahudiler'in kendi devletini kurmasını savunuyordu ve özellikle Avrupa'daki Yahudi düşmanlığına karşı bu fikri geliştirmişti. Kongrenin sonunda, Basel Programı yayınlandı. Bu belgede, Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulması ve Dünya Siyonizm Teşkilatı'nın bu amaca ulaşmak için faaliyete geçirilmesi öngörülüyordu.

1897'den önce, çok az sayıda Siyonist göçmen zaten Ortadoğu’ya gelmeye başlamıştı. 1903'e kadar, bunların sayısı 25 bine ulaştı. Çoğu da Doğu Avrupa'dan gelmişti. Bölgenin yarım milyona yakın Arap sakiniyle birlikte yaşıyorlardı. 1904-1914 arasında 40 bin kişilik bir ikinci göçmen dalgası geldi.

İNGİLTERE’NİN SÖMÜRGE SÜRECİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yenilmesiyle o zamanlar “Filistin” olarak bilinen İsrail toprakların kontrolü 1918’de resmen İngiltere’ye geçti; dengeler hızla değişti.  Kısa bir süre sonra günümüzdeki Birleşmiş Milletler’in (BM) temeli sayılabilecek bir teşkilat olan Milletler Cemiyeti de İngiliz işgalini destekledi. Bu toprakların Ürdün nehrinin batısında kalan kısmına Yahudilerin verdiği isim İsrail’di. 25 Nisan 1920'de alınan Milletler Cemiyeti kararıyla, İngiltere’ye Filistin’de Yahudi halkı için “ulusal bir ev” kurma görevi verildi. Fakat bunu yaparken o bölgedeki Yahudi olmayan toplulukların da haklarının kısıtlanmaması gerekiyordu.

Ancak 1916'da Mısır'daki İngiliz idarecisi Sir Henry McMahon, Osmanlı'nın Arap illerinde Araplara bağımsızlık sözü vermişti. Bununla beraber Fransa ve İngiltere arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Antlaşması, bölgeyi bu ülkeler arasında ikiye bölüyor, Filistin'de ise uluslararası idare kurulması öngörülüyordu. 1917'de, İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin'de Yahudi halkları için bir devlet kurulması sözü verdi. Bu vaat, Siyonistlerin önderlerinden Lord Rothschild'e gönderilen mektupta yer alıyordu. Bu mektup Balfour Deklarasyonu olarak anılıyor. Filistin'de Yahudiler için bir devlet kurulması sözü iki halk arasındaki gerilimi arttırdı. Yahudiler buranın kadim toprakları olduğunu savunurken, Filistinliler buna karşı çıkıyordu.  Ve böylece günümüzde de devam eden savaşın temelleri atılmış oldu.

ARAP-YAHUDİ SAVAŞI

1920-40'lar arasında, birçoğu Avrupa'daki zulümden ve İkinci Dünya Savaşı'ndaki soykırımdan kaçan Yahudiler, Filistin’e akın ediyordu. Bu da Arap topluluklarda öfkeye, isyana yol açtı. 1922'de İngiltere'nin düzenlediği bir nüfus sayımı, Yahudilerin sayısının, Filistin'deki 750 binlik nüfusun yüzde 11'ine ulaştığını gösteriyordu. Bundan sonraki 15 yılda 300 bin Yahudi daha gelecekti. Yahudiler ve Araplar arasındaki gerilim, Ağustos 1929'da kanlı çatışmalara dönüştü. 133 Yahudi, Filistinliler tarafından öldürüldü. Arapların tepkileri, 1936'da, geniş çaplı uygulanan genel grevle birlikte sivil itaatsizliğe dönüştü. 1936 yılının Nisan ayında İzzettin el-Kassam’a bağlı gruplarla Yahudiler arasında çıkan çatışmalarda ölümlerin yaşandı.  Kudüs müftüsü 16 Nisan’ı “Filistin Günü” olarak tanımladı ve genel grev ilan etti.

Temmuz 1937'de İngiltere'de, Hindistan'dan sorumlu eski devlet bakanı Lord Peel'in başkanlığındaki bir Kraliyet Komisyonu, bu bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında ikiye bölmeyi önerdi. Yahudi devleti, İngiliz mandasındaki Filistin'in üçte birini kaplayacaktı ve Celile Denizi ile sahildeki düzlükleri içine alacaktı. Filistinli ve Arap temsilciler teklifi reddetti. “Göçün durmasını” ve “azınlık haklarına saygılı bir üniter devlet” kurulmasını istediler.

NAZİ SOYKIRIMINDAN KAÇANLAR

Filistin’de bu gerilim sürerken, Nazi Almanyası döneminde 1933-45 yılları arasında gerçekleştirilen soykırım dünyanın gündemindeydi. Nazi rejiminin, yaklaşık 6 milyonu Yahudi olmak üzere 11 milyon insanı katlettiği tahmin ediliyor. Naziler, Almanların Aryan ve dolayısıyla "Üstün Irk" olduğuna inanıyordu. Bu inanca göre bazı insanlar genetik veya kültürel kökenleri veya sağlık durumları nedeniyle Nazi standartlarına göre "istenmeyen kişilerdi". Yahudiler, Çingeneler, Polonyalılar ve diğer Slavlar ve fiziksel veya zihinsel engelliler bunların sadece bir kısmıydı. Soykırımın yarattığı yıkım, hayatta kalan Yahudilerin “güvenli bir devlet” arayışını güçlendirdi ve uluslararası alanda bir Yahudi devleti fikrine destek oluşmasına katkıda bulundu.

BM DEVREYE GİRDİ, İSRAİL KURULDU

Bölge şiddet olaylarıyla sarsılıyordu. İngiltere, Yahudi-Arap sorununu çözme sorumluluğunu 1947'de BM’ye devretti. BM'nin kurduğu özel komite, bölgeyi Filistin ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. “Arap Yüksek Komitesi” diye anılan Filistinli temsilciler, teklifi reddederken, Yahudi temsilciler kabul etti. Paylaşım planı, Filistin'in yüzde 56,47'sini Yahudi devletine, yüzde 43,53'ünü de Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir kent olacaktı. 29 Kasım 1947'de BM Genel Kurulu'nda 33 ülkenin oyuyla plan onaylandı.

Ve 14 Mayıs 1948. David Ben-Gurion,  iki bin yıl sonra ilk Yahudi devletinin kuruluşunu ilan etti. Ancak sınırları belli olmayan bir devletti bu. Karar, son İngiltere birliklerinin bölgeyi terk ettiği ertesi gün yürürlüğe girdi. Filistinliler, 15 Mayıs'ı "El Nakba" diye anarlar, yani "Felaket" günü. Ertesi gün Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak orduları, İsrail’i işgal etti. Yani ilk Arap-İsrail savaşı başladı. Çatışmalar 1949’da bir dizi ateşkesle sonlandı. Ateşkesle birlikte bugün bile sıkça konuştuğumuz iki bölge ortaya çıktı: Gazze Şeri ve Batı Şeria. Gazze, Mısır’ın, Batı Şeria ise Ürdün’ün kontrolündeydi. Ateşkes oldu ama komşu devletler İsrail’i tanımayı reddettiği için sınırlar konusunda anlaşamaya varılamadı.

6 GÜN SAVAŞLARI VE ŞİMDİKİ SINIRLAR

İsrail ve Arap komşuları arasında artan gerginlik, 5 Haziran 1967'de başlayan 6 Gün Savaşları'na yol açtı. İsrail, 6 gün savaşında Mısır kontrolündeki Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi ile Ürdün kontrolündeki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü, Suriye’ye ait olan Golan Tepeleri’ni işgal etti. Yani 6 günde topraklarını üçe katladı. Dahası Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’ni ilhak, Kudüs’ü ise başkent ilan etti. İki adım da uluslararası toplum tarafından kabul görmedi. BM Güvenlik Konseyi, aldığı 242 sayılı kararda, savaşla toprak kazanımı reddetti, İsrail’in 6 süren savaşta ele geçirdiği topraklardan çıkmasını istedi. BM'ye göre, bu savaşta 500 bin Filistinli daha mülteci haline geldi; Mısır, Lübnan, Ürdün ve Suriye'ye göç etti.

Kudüs, bu sürece üç semavi din için kutsal olması nedeniyle çatışmanın merkezinde kalmaya devam etti. Ta ki ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk dönemine kadar. ABD, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan az sayıdaki ülkeden biri. Uluslararası toplum da çok büyük oranda Doğu Kudüs ve Golan’ın işgal altında olduğu görüşünde. İsrail’in Mısır sınırı, Mısır’ın İsrail’i tanıyan ilk Arap devleti olmasıyla birlikte 1979’da resmileşti.

 İsrail, Sina Yarımadası’ndaki tüm askerlerini ve yerleşimcileri 82’ye kadar adım adım geri çekti. Yarımada hala Mısır’ın kontrolünde. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Golan Tepeleri ise İsrail, işgali altında kalmaya devam etti. İsrail’i tanıyan ikinci Arap devleti ise Ürdün oldu. Ürdün 1994’te paylaştığı uzun sınırı resmileştirdi. İsrail ve Lübnan arasında bir barış anlaşması olmasa da iki ülkenin 1949 ateşkes hattı İsrail’in fiilen kuzey sınırı. İsrail’in Suriye sınırında ise anlaşmazlık var. Golan Tepeleri, İsrail ve ABD dışında uluslararası toplum tarafından işgal olarak tanımlanıyor. İsrail’in 2005’te askerlerini ve yerleşimcilerini geri çekmesiyle fiilen bir Gazze sınırı oluştu. Filistin’de aslında ikiye bölünmüş durumda; Gazze’de Hamas, Batı Şeria’da Mahmud Abbas liderliğindeki yönetimi mevcut. Gazze ve Batı Şeria, BM tarafından Filistin adı altında tek bir siyasi yapı olarak kabul ediliyor. Ve sınırları resmen belirlenmiş değil. Filistin-İsrail arasında 1948’te başlayan ve zaman zaman savaşa dönüşün gerilim ise hala sürüyor.

Yarın: İsrail: Bir devlet ve bölgesel çatışmaları-II

*İsrail-Hamas savaşı, İbrahimi Anlaşmalar, Davud Koridoru projesi, İran savaşı.