İsrail-Filistin arasında 1930’lu yıllardan bu yana savaşlar yaşandı, ancak 7 Ekim 2023’te Gazze’yi yöneten Hamas’ın İsrail’e saldırıya geçmesi, Ortadoğu’da çatlamaya başlayan fay hatlarını kırdı. En az yirmi yıldır bölgedeki en ciddi anlaşmazlık, İran’ın dostları ve müttefikleri ile ABD’nin dostları ve müttefikleri arasındaydı. Bu savaş sadece İsrail-Hamas arasında değil; “Direniş Ekseni” olarak da adlandırılan İran’a yakın ağın yanı sıra Lübnan Hizbullahı, Suriye’deki HTŞ rejimi, Yemen’deki Husiler, İran ve çeşitli Şii grupları da sürece dahil etti. Savaşın başlamasıyla birlikte İsrail, bölgedeki konumunu güçlendirme ve önemli ticaret ağlarının kontrolünü sağlama planını da devreye soktu.
Hamas’ın İsrail’e saldırısı yaklaşık bin 200 İsraillinin ölümüne ve yüzlerce kişinin rehin alınmasına yol açarak bölgenin kırılgan dengesini altüst etti. Hamas, Gazze’ye yönelik “abluka”, Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik “şiddet” ve Filistin’in siyasi statüsünün tanınmaması gibi gerekçelerle saldırıyı başlattı. İsrail ise bu durumu “varoluşsal tehdit” olarak değerlendirerek kapsamlı hava ve kara saldırıları başlattı. Savaş, iki buçuk yıl içinde on binlerce Filistinlinin ölümüne, Gazze’de altyapının büyük ölçüde yıkılmasına ve ağır bir insani krize neden oldu.
‘BARIŞ’ GÖRÜŞMELERİ VE TRUMP’IN GAZZE PLANI
Savaşın ilk aylarında Katar, Mısır ve ABD arabuluculuğunda geçici ateşkesler sağlandı; Kasım 2023 ve sonraki dönemlerde rehinelerin bir kısmı serbest bırakıldı. Ancak çatışmalar defalarca yeniden patlak verdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Eylül 2025’te açıkladığı 20 maddelik kapsamlı “Gazze Barış Planı”, kritik bir dönüm noktası oldu. Planın temel amacı; Hamas’ın askeri ve siyasi yapısını tasfiye ederek İsrail’in güvenlik hedeflerini güvence altına almak, aşamalı bir İsrail çekilmesini sağlamak, insani yardım akışını serbest bırakmak ve uluslararası denetim altında yeniden inşa sürecini başlatmaktı.
Ancak söz konusu yeniden inşa planı dikkat çekti. Trump, Ocak 2026’da İsviçre’nin Davos kentinde planı tanıtırken, “Ben özünde bir emlakçıyım ve emlak söz konusu olduğunda her şey konumla ilgilidir. Şu deniz kenarı konuma bakın. Şu güzel mülke bakın” ifadelerini kullandı. Yeniden inşa, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan çok sayıda gökdeleni, Refah bölgesinde inşaat alanlarını ve geniş ölçekli yapılaşmayı içereceğini ortaya koyuyordu.
Bunların yanı sıra, “konut alanları”, “sanayi kompleksleri, veri merkezleri ve üretim merkezleri” ile “parklar, tarım ve spor tesisleri”, Mısır sınırına yakın güneyde yeni bir liman ve havaalanı ile Mısır-İsrail sınırlarının kesiştiği noktada üçlü bir geçiş noktası da planlanıyor.
Trump, uzun süren savaşın yarattığı küresel baskı, Arap müttefiklerin çıkarları ve İran’a karşı bölgesel ittifak ihtiyacını gerekçe göstererek İsrail’e güçlü destek verdi; zira plan, İsrail’in stratejik kazanımlarını korurken aynı zamanda Arap ülkeleriyle normalleşmeyi derinleştirmeyi ve kalıcı istikrarı hedefliyordu.
Ekim 2025’te planın ilk aşaması kısmen uygulandı. Rehinelerin büyük bölümü ve kalanların iadesi karşılığında Filistinli tutuklular serbest bırakıldı. Ocak 2026 itibarıyla ateşkes büyük ölçüde korunurken, Gazze’de “Barış Kurulu” ve ulusal idari komite üzerinden yeniden inşa süreci başlatıldı. Ancak yer yer çatışmalar ve yardım yetersizliği devam ediyor.
İBRAHİM ANLAŞMALARI
Trump’ın ABD başkanı olduğu birinci ve ikinci dönemlerinde Washington-Tel Aviv arasındaki sıkı ilişki, İsrail için önemli sonuçlar doğurdu. Bunların en dikkat çekicisi, 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da ortak peygamber kabul edilen İbrahim’e atıfla bu ismi alan anlaşmalar, “İsrail’le normalleşme” süreci olarak da bilinir.
Eylül 2020’de başlayan süreç, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’i; ardından Sudan ve Fas’ı (2020-2021) ve sonrasında diğer bazı ülkeleri kapsadı. Anlaşmaların amacı; ekonomik, teknolojik ve güvenlik alanlarında iş birliği geliştirerek “sıcak barış” sağlamak ve İran’a karşı “ortak bir cephe” kurmaktı.
İsrail, bu anlaşmalarla bölgedeki varlığını güçlendirmeyi; Arap dünyasıyla doğrudan diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkiler kurmayı; Filistin meselesinde ciddi bir taviz vermeden normalleşmeyi hedefliyor. Ayrıca İran’a karşı Körfez ve Kuzey Afrika’da güçlü bir güvenlik ve istihbarat bloğu oluşturmak da hedefleri arasında yer alıyor.
Anlaşmalar kapsamında ticaret, silah satışı, turizm, doğrudan uçuşlar, yapay zeka, tarım ve enerji gibi alanlarda iş birliğinin artırılmasını planlıyor. İsrail’in en yakın müttefiki olan ABD açısından ise bu süreç, Ortadoğu’da ABD yanlısı bir blok oluşturmak, İran etkisini dengelemek, teknolojik ve ekonomik projeleri geliştirmek ve askeri iş birliğini güçlendirmek açısından önem taşıyor.
Bununla birlikte, anlaşmaların bir kısmı hâlâ daha çok diplomatik düzeyde yürütülüyor ve tam anlamıyla hayata geçirilmiş değil.
DAVUD KORİDORU PROJESİ
İsrail’in bölgesel stratejisinin önemli bir ayağı olan Davud Koridoru, Suriye’de 2024 sonunda Beşar Esad rejiminin çöküşüyle ivme kazanan bir plan olarak gelişti. İsrail’in bu planla amacı, Golan Tepeleri’nden başlayarak Suriye’nin güneyindeki Dürzi ağırlıklı Süveyda ve Dera bölgelerini, doğuda El Tanf Üssü ve Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Bölgesi ile birbirine bağlayarak bir hat oluşturmak. Bu hatla birlikte işgal alanını genişletmek, İran’a karşı bir tampon bölge kurmak, su ve buğday kaynaklarını kontrol etmek ve yeni bir lojistik/ticaret hattı oluşturmayı istiyor.
Şam’ı yöneten HTŞ rejimi, Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzilere saldırmıştı. Bu durumu fırsat bilen İsrail, “Dürzileri koruma” gerekçesiyle Süveyda ve hatta Şam’daki Savunma Bakanlığı karargahına hava saldırıları düzenledi; sınırdaki bazı İsrailli Dürziler de Suriye’ye geçti. İsrail’in bu hamlesi, Dürzi bölgelerinde fiili bir güvenlik alanı yaratarak koridorun güney kesiminde İsrail’e geçiş ve etki imkanı sağlıyor.
İRAN REJİMİYLE REKABET VE SAVAŞ
İsrail ile İran rejimi arasındaki çatışma, aslında 1979 İran Devrimi sonrasında şekillenen ideolojik ve stratejik bir düşmanlığa dayanıyor. İran rejimi, “Direniş Ekseni” olarak bilinen gruplar üzerinden İsrail’e karşı faaliyet yürütürken, balistik füze programını da geliştirdi. İsrail ise hem bu vekil gruplara hem de İran’ın nükleer silah edinmesini ve bölgesel etkisini artırmasını engellemek amacıyla karşı saldırılar düzenledi. Başka bir ifadeyle, İran Ortadoğu’da Şii eksenini genişleterek İsrail’i kuşatmak ve küresel enerji akışını kontrol altına almak isterken; İsrail de ABD’nin desteğiyle bu planları engelleyerek bölgede ana aktör olmayı hedefliyor. Bu tabloda, iki hegemon gücün savaşını görüyoruz.
Taraflar arasındaki ilk dolaylı çatışma Nisan 2024’te, İran’ın İsrail’e yönelik dron ve füze saldırısı ve İsrail’in buna verdiği karşılıkla başladı. Bu gerilim kısa sürede durulsa da yaklaşık bir yıl sonra Haziran 2025’te 12 gün süren yeni bir savaş patlak verdi. Trump, taraflar arasında müzakereler başlatmaya çalışırken bir yandan da İran’ın nükleer programına yönelik baskıyı artırdı; ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yeniden başladı. İsrail, İran’ın nükleer ve füze programıyla birlikte vekil ağını hedef alırken; son operasyonlarda Buşehr eyaletindeki Güney Pars gaz sahası da vuruldu. Ayrıca Tahran, Şiraz ve Tebriz’de askeri ve stratejik altyapı tesisleri hedef alındı; İran’ın füze ve savunma kapasitesi ciddi darbe aldı.
İran ise Tel Aviv’in yanı sıra ABD’nin Körfez ülkelerindeki üslerini, petrol sahalarını ve diplomatik kurumlarını hedef aldı. Çatışmaların etkisi en az 12 ülkeye yayıldı. Bunun yanında İran, Hürmüz Boğazı’nı ticari gemi geçişlerine kapattı. Binlerce ölü, yaralı ve yerinden edilme haberleriyle birlikte savaş, giderek bir enerji savaşına dönüşmeye başladı.
HİZBULLAH, Şİİ GRUPLAR VE HUSİLER
İsrail, mevcut Ortadoğu planında yalnızca İran rejimini zayıflatmayı değil; Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’deki “Direniş Ekseni” kollarını da kesmek istiyor. “Direniş Ekseni”, Hizbullah, Husiler, Irak’taki Şii gruplar ve Hamas gibi yapıları kapsıyor.
Hizbullah daha çok Lübnan-Suriye hattı üzerinden roket saldırılarıyla, Husiler Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarla, diğer gruplar ise farklı cephelerdeki operasyonlarla İsrail’i yıpratmaya çalıştı. Ancak son yıllarda bu yapıların lider kadroları ciddi darbeler aldı ve güçleri zayıfladı.
Yirmi gündür devam eden savaşın nasıl sonuçlanacağı ise belirsizliğini koruyor. Ancak kesin olan tek şey, İsrail, İran ve ABD arasında başlayan ve birçok ülkenin de dahil olduğu bu savaşın Ortadoğu halklarına yıkımdan başka bir şey getirmeyeceği.