Savaşın gölgesinde İran ve Rojhilatê Kurdistan-I

Ortadoğu’da 7 Ekim’in ardından çoklu aktörler ve değişen dengelerle tırmanan savaş, İran ve Rojhilat’ta derinleşen baskılarla birleşerek bölgeyi yeni bir jeopolitik krize ve toplumsal kırılmaya sürüklüyor.

ROHILATÊ KURDISTAN

Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırması ve ardından İsrail’in Gazze’ye başlattığı kapsamlı saldırılar, Ortadoğu’da uzun yıllardır biriken gerilimleri yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya taşıdı. İlk etapta Gazze merkezli görünen savaş, kısa sürede bölgesel bir boyut kazandı; Lübnan, Suriye, Yemen, Irak ve son olarak da İran, savaşın parçası haline geldi. Böylece bu tarih, sadece yeni savaşların başlangıcı değil, geçmiş krizlerin kesiştiği ve bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği tarihsel bir kırılma noktası olarak öne çıktı.

78 YILLIK KRİZ

Ortadoğu’da bugün yaşanan savaş ve kriz ortamı elbette yalnızca 7 Ekim’in ardından ortaya çıkan gelişmelerle açıklanamaz. İsrail-Filistin ve İran-İsrail savaşları, ABD’nin bölgedeki müdahaleleri, Kürt sorunu, Suriye’deki kriz ve enerji koridorları üzerindeki rekabet birbirinden bağımsız başlıklar değil, aynı tarihsel krizin farklı yansımalarıdır.  Bu krizin merkezinde ise Filistin meselesi yer almaktadır. 1948’de İsrail devletinin kuruluşu ve Filistinlilerin kitlesel biçimde yerinden edilmesi (Nakba) ile başlayan süreç, Ortadoğu’nun en uzun süreli ve çözümsüz siyasal sorunlarından biri haline geldi.

Filistin sorunu yalnızca bir toprak meselesi değil, aynı zamanda ulusal kimlik, devletleşme, işgal, güvenlik ve bölgesel güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı bir çatışma alanı olarak şekillendi.

GÜVENLİK MERKEZLİ DEVLET STRATEJİSİ

İsrail, kuruluşundan itibaren güvenlik merkezli bir devlet stratejisi geliştirdi. Arap devletleriyle girilen 1948, 1967 ve 1973 savaşları, Filistinli örgütlerle süren çatışmalar ve sürekli güvenlik tehdidi algısı, ülkenin askeri ve istihbarat yapılarının siyasal yaşam üzerindeki etkisini artırdı. İsrail açısından güvenlik meselesi yalnızca sınırların korunması değil, bölgesel güç dengelerinin kendi lehine sürdürülmesi anlamına da geldi. Bu strateji, Mossad’ın hedef odaklı operasyonlarından Demir Kubbe savunma sistemine kadar geniş bir yelpazede kendini gösterdi.

ABD VE İSRAİL KARŞITLIĞI ÇİZGİSİ

Ortadoğu’daki dengeleri değiştiren en önemli gelişmelerden biri ise 1979 İran Devrimi oldu. Devrim sonrasında kurulan rejim, kendisini bölgesel ve küresel ölçekte ABD ve İsrail karşıtlığı üzerinden tanımlayan ideolojik bir çizgi geliştirdi. Lübnan’dan Irak’a, Yemen’den Suriye’ye kadar uzanan geniş bir nüfuz alanı oluşturmaya yöneldi. “Direniş Ekseni” olarak adlandırılan strateji doğrultusunda Hizbullah, Irak’taki Şii silahlı gruplar, Husiler ve bazı Filistinli örgütlerle ilişkiler geliştirdi. Bu eksen, maddi destek, askeri eğitim ve lojistik yardımlarla güçlendirildi.

BÖLGESEL GÜÇ OLMA REKABETİ

İsrail ile İran arasındaki gerilim, yalnızca iki devlet arasındaki klasik bir çıkar çatışması olarak değerlendirilmiyor. Her iki ülke de bölgesel güç olma iddiası taşırken, birbirlerini kendi stratejik hedeflerinin önündeki temel engellerden biri olarak görüyor. Bu nedenle çatışmanın temelinde bölgesel nüfuz mücadelesi ve karşıt ideolojik pozisyonlar da yer alıyor.

Aynı zamanda ABD’nin Ortadoğu’daki askeri ve siyasal müdahaleleri de bölgedeki mevcut tabloyu şekillendiren başlıca unsurlar arasında bulunuyor. Körfez Savaşları, Afganistan müdahalesi ve 2003 Irak işgali yalnızca yeni çatışma alanları yaratmakla kalmadı; aynı zamanda devlet yapılarını zayıflatarak mezhep temelli gerilimleri ve vekalet savaşlarını derinleştirdi. Bölgedeki birçok kriz, uluslararası güçlerin müdahaleleri ile yerel aktörlerin rekabetinin iç içe geçtiği karmaşık süreçler sonucunda ortaya çıktı.

SURİYE KRİZİ TURNUSOL OLDU

Suriye iç savaşı ise bu güç mücadelesinin en görünür alanlarından biri haline geldi. İran, Rusya ve Hizbullah, Beşar Esad rejimini desteklerken; ABD, Türk devleti ve diğer bölgesel aktörler farklı güçlerle ilişki geliştirdi. Dolayısıyla Suriye, küresel ve bölgesel hesaplaşmaların merkezlerinden birine dönüştü. Kürtlerin Rojava’da geliştirdiği özerk yönetim modeli de bölgedeki klasik ulus-devlet anlayışını tartışmaya açan, demokratik konfederalizm temelli yeni bir siyasal deneyim oldu.

GAZZE, ÇATIŞMALARI BÖLGESELLEŞTİRDİ

Ancak 7 Ekim sonrasında yaşanan gelişmeler, bütün bu tarihsel çelişkileri daha görünür kıldı. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, kısa sürede Filistin sınırları içinde kalan bir savaş olmaktan çıktı. Gazze’de yaşanan yıkım, on binlerce sivilin ölümü ve ağır insani kriz, bölgedeki diğer aktörlerin de doğrudan sürece dahil olduğu yeni bir dönemi başlattı.

LÜBNAN İKİNCİ CEPHE

Savaşın ikinci ve en önemli cephesi Lübnan oldu. Hizbullah ile İsrail arasında uzun süredir devam eden gerilim, sınır hattında karşılıklı saldırılarla yeni bir boyut kazandı. Böylece İsrail, ilk kez aynı anda birden fazla cephede kendi tanımladığı güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Suriye ise bu süreçte İran ile İsrail arasındaki dolaylı çatışmanın en önemli alanlarından biri haline geldi. İsrail, İran Devrim Muhafızları ve İran bağlantılı güçlerin bulunduğu hedeflere yönelik hava saldırılarını artırırken, İran da bölgedeki askeri varlığını korumaya çalıştı. Bu durum, iki ülke arasındaki gerilimin giderek daha açık hale gelmesine yol açtı.

EKONOMİK FATURASI AĞIR

Öte yandan, Yemen’de Husilerin Kızıldeniz hattında gerçekleştirdiği İHA ve füze saldırıları ise savaşın ekonomik ve küresel boyutunu ortaya çıkardı. Uluslararası ticaret yollarının hedef alınması, gemilerin rotasını değiştirmesine ve sigorta primlerinin katlanmasına neden olarak ağır ekonomik kayıplara yol açtı. Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz gibi stratejik bölgeler ise yeniden küresel gündemin merkezine yerleşti.

SÜLEYMANİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ DÖNÜM NOKTASI

Irak da bu süreçte İran ile ABD arasındaki gerilimlerin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürdü. 2020 yılında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD saldırısıyla öldürülmesi, bugün yaşanan gelişmelerin arka planındaki en önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriliyor. Süleymani suikastı sonrasında İran ile ABD arasındaki gerilim yeni bir seviyeye taşınırken, Irak’taki İran bağlantılı Şii gruplar da bölgesel çatışmaların önemli aktörleri arasında yer aldı.

Bütün bu gelişmelerin sonucunda İran ile İsrail arasındaki uzun yıllardır örtülü biçimde devam eden çatışma, yeni bir aşamaya ulaştı. Daha önce büyük ölçüde istihbarat operasyonları, suikastlar ve vekil güçler üzerinden yürütülen mücadele, doğrudan füze ve İHA saldırılarıyla devletler arası askeri gerilim seviyesine yükseldi. Karşılıklı saldırılar, Ortadoğu’da daha geniş çaplı bir savaş ihtimalini güçlendirirken, bölgedeki dengeleri de önemli ölçüde sarstı.

Sonuç olarak bölgedeki kriz; ulus-devlet modeli, enerji rekabeti, mezhep çatışmaları, uluslararası müdahaleler, bölgesel nüfuz mücadeleleri ve halkların demokratik taleplerinin kesiştiği çok katmanlı bir çatışma alanı yaratmış durumda. İran ve Rojhilatê Kurdistan’da yaşayan halklar da bu sürecin gölgesinde derinleşen siyasal baskılar, ekonomik krizler ve güvenlik politikalarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Yarın: Savaşın gölgesinde İran ve Rojhilatê Kurdistan-II