Kuzey ve Doğu Suriye’de son bir yıl içinde yaşanan gelişmeler, sahadaki askeri dengelerin ötesinde, Kürt meselesinin Suriye’nin yeniden inşa sürecindeki yerini belirleyen kritik bir eşiğe işaret ediyor. 2025 yılı boyunca artan saldırılar, 29 Ocak 2026’da ilan edilen ateşkes ve entegrasyon anlaşması ile bugün hala süren kuşatma koşulları, Rojava’daki statü tartışmasının henüz çözülmediğini açıkça gösteriyor.
Kuzey ve Doğu Suriye'de Kürt halkının on yıllardır süren direnişi, emperyalist güçlerin ve bölgesel aktörlerin saldırılarına karşı bir kale haline geldi. 2025 yılında imzalanan 10 Mart ve 1 Nisan anlaşmalarını defalarca ihlal ederek Kürt halkına yönelik saldırılar düzenleyen Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) öncülüğündeki çete grupları, işgalci Türk devletinin doğrudan desteğiyle Rojava'ya karşı bir savaş başlattı. Ancak Kürt halkının, Demokratik Suriye Güçleri'nin (QSD) ve dostlarının dünya çapındaki direnişi bu saldırıları püskürttü ve 29 Ocak 2026 anlaşmasını masaya getirdi.
2025 yılı, Rojava için artan gerilim ve ihlallerin yılı oldu. 10 Mart Mutabakatı entegrasyonu öngörse de HTŞ ve Türk destekli çete grupları tarafından defalarca çiğnendi. Ocak 2026'ya gelindiğinde çatışmalar şiddetlenmiş, QSD Komutanı Mazlum Ebdî ve İlham Ehmed'in Şam'daki görüşmeleri sonuçsuz kalmıştı. HTŞ'nin ABD ve İsrail gözetimindeki Paris toplantıları sırasında, 6 Ocak'ta Halep'in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine saldırılar başladı; bunu 16 Ocak'ta Dêr Hafir, Tebqa, Reqa ve Dêrazor hedefleri izledi.
19 Ocak'ta Şam'da yapılan görüşmede, "Hesekê ve Kobanê'yi boşaltın, silahları bırakın" yönündeki dayatma, QSD tarafından reddedildi. Saldırılar Kobanê, Hesekê ve Qamişlo'ya dayanınca Rojava Özerk Yönetimi seferberlik ilan etti. Halk direnişi uluslararası tepkiyi tetikledi.
27 Ocak'ta Mazlum Ebdî ve İlham Ehmed Şam'a gitti; 29 Ocak'ta anlaşma imzalandı ve 30 Ocak'ta QSD Basın Merkezi ile Suriye Enformasyon Bakanlığı tarafından duyuruldu. 30 Ocak’ta açıklanan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması için takvim başladı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bir halk buluşmasında Önder Apo’nun sürece müdahil olduğuna dikkat çekerek, “Sayın Öcalan ilk günden itibaren QSD’ye ‘Şam ile demokratik süreci başlat’ dedi. Ankara’ya ‘Kürtleri tasfiye eden bir planın içinde yer alma’ dedi. Bize de ‘Rojava’ya sahip çıkın’ dedi. Sayın Öcalan’ın bu tutumu oradaki saldırıyı sonlandırdı ve 30 Ocak anlaşmasının olmasını sağladı” ifadelerini kullandı.
Önder Apo, söz konusu saldırıları durdurmuş ve anlaşmayı mümkün kılmıştı.
30 Ocak'ta QSD Basın Merkezi ve Suriye Enformasyon Bakanlığı tarafından duyurulan anlaşma; askeri güçlerin belirlenen yerlere çekilmesi, esir ve tutuklu takası, yerinden edilenlerin dönüşü ve Kürt haklarının anayasal güvence altına alınması gibi kritik maddeleri içeriyor. İlk ayda bazı ilerlemeler kaydedilse d, uygulama dengesiz bir seyir izliyor.
Anlaşma, QSD ile Suriye Geçici Hükümeti arasında imzalanan kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon metni olarak duyuruldu. Ancak geçen bir aya rağmen, anlaşmanın sahadaki uygulaması tartışmalı bir halde. Bazı adımlar atılırken Kobanê kuşatması gibi kritik sorunlar devam ediyor ve Kürt halkının hakları anayasal güvence altına alınmış değil.
2-3 Şubat'ta Dera Valiliği'ne bağlı Genel Güvenlik Güçleri konvoyları Hesekê ve Qamişlo'ya ulaştı; toplam 214 personel sevk edildi. Bunlardan 10'u teknik ekip olarak Rojava İç Güvenlik Güçleri'yle çalışmaya başladı.
4 Şubat'ta Nureddin İsa Ahmed'in (Ebû Omer Xanîka) Hesekê Valiliği'ne atanması, idari bütünleşmenin bir adımı oldu.
Cizîrê Bölgesi'nde askeri güçler kent merkezlerinden çekilerek tugaylara konuşlandırıldı; havaalanları ve petrol sahaları gibi stratejik noktalarda ilerleme sağlandı.
Son olarak, iki gün önce Kobanê'nin Çelebiyê beldesinde ortak kontrol noktaları kuruldu. Kobanê İç Güvenlik Güçleri'nin Halep Genel Güvenlik Güçleri'ne bağlanması ve bir tugayın Halep Tümeni'ne entegrasyonu planlanıyor. Şêxler nahiyesinde doluz ortak nokta, Çelebiyê'de ise yeni kontrol noktaları bu yönde atılan ilk adımlar oldu.
Yerinden edilenlerin dönüşü umut verici ancak yetersiz. 2018'den bu yana 300 binden fazla Efrînli, mülk gaspı ve sürgün mağduru. 16 Şubat'ta Efrînliler Birliği'nin duyurusuyla 400’ü aşkın ailenin Cindirês, Mebata ve Şiyê'ye döneceği belirtildi. 23 Şubat'ta Asayiş komutanları Efrîn ve Halep'e giderek ortak komiteler kurdu; ilk konvoy 400'den fazla aileyi kapsıyor. Bu gelişme insani bir kazanım olsa da mülk iadesi ve güvenlik güvenceleri hala belirsiz.
Ancak bu adımların gölgesinde, 20 Ocak'tan beri süren Kobanê kuşatması anlaşmanın en kırılgan başlığı olarak öne çıkıyor. Kuşatma, anlaşmanın ruhuna aykırı biçimde devam ederken sahadaki güven eksikliğini de derinleştiriyor. Bu durum, HTŞ ve Türkiye etkisinin halen sürdüğüne ve Şam'ın tam entegrasyona direnç gösterdiğine işaret ediyor. Kürt haklarının anayasal güvence altına alınmasına ilişkin madde ise kağıt üzerinde kalmış durumda; bu da anlaşmanın uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
KUŞATMA ALTINDA BİR HALK
Kobanê kuşatması, 600 binden fazla sivili etkileyen bir insani krize yol açtı. Kentin giriş-çıkışlarının kapalı olması, gıda, ilaç ve yardım malzemelerinin ulaşmasını engelliyor. 70 farklı noktada yaklaşık 200 bin kişi geçici barınaklarda yaşıyor; bunlar arasında Efrin'den göç eden aileler de var. Köylere dönüşün imkansızlığı, yaşam koşullarını her geçen gün daha da kötüleştiriyor.
29 Ocak Anlaşması Rojava için bir dönüm noktası oldu: Saldırıların püskürtülmesiyle entegrasyon kapısı aralandı. Ancak ilk ayda görülen dengesizlikler, gerçek anlamda güven ortamının uzak olduğunu gösteriyor.