GÖRÜNTÜLÜ

Aldar Xelîl: Kobanê kuşatması soykırım girişimidir

PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Aldar Xelîl, Kobanê’ye dayatılan kuşatmanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade ederek bunun bir soykırım girişimi olduğunu söyledi.

ALDAR XELIL

PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Aldar Xelîl, QSD tarafından duyurulan ateşkesin ardından sahadaki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Xelîl, Türk devleti ve HTŞ çeteleri tarafından gerçekleştirilen Kobanê kuşatmasının insanlık dışı olduğunu belirterek, saldırıların yalnızca Rojava’yla sınırlı kalmayacak bölgesel bir planın parçası olduğunu söyledi.

PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Aldar Xelîl’le yaptığımız röportaj şu şekilde:

QSD, dün geceden itibaren yeni bir ateşkes ilan edildiğini açıkladı. Ateşkesin ardından bölgedeki durum hakkında bilgi verir misiniz?

“İlan edilen ateşkesi QSD istemedi, bu ABD’nin talebiydi. Planları, DAİŞ tutuklularını çıkarmak ve Irak tarafına göndermek için bir ateşkes oluşturulmasıydı. Öte yandan ABD ve Koalisyon güçleri büyük bir baskı altındadır. Ortaya çıkan genel kamuoyunda Rojava’ya yönelik saldırılar kabul görmedi. Bu tutumun geliştiğini gördüklerinde, kendilerine yönelik eleştiri ve karşıt görüşleri durdurmak için ateşkes konusunu gündeme getirmek istediler. Bu nedenle ABD, Şam’dan ateşkes ilan edilmesini istedi. Ancak QSD, YPG, YPJ ve tüm Rojava halkı güçlü bir hazırlığa sahiptir. Her ne kadar ateşkese ve diyaloğa hazır olsalar da savaşa da hazırdırlar. Çünkü saldıran taraf onlardır. Ateşkes ilan edildiği dönemde QSD, iyi niyetini ortaya koymak için ateşkesi kabul etti.

Kobanê’nin bir süredir askeri abluka altında olduğu, elektrik, su ve internet gibi temel hizmetlerin kesildiği ve bu durumun ciddi bir insani krize yol açtığı biliniyor. Mevcut durumda kentteki askeri ablukanın ve saldırıların sürdüğünü görüyoruz. Kobanê’de güncel durum ne?

Kobanê zor bir süreçten geçiyor. Kobanê’ye dayatılan kuşatma insanlık dışıdır ve uluslararası hukukta kabul edilemez. Bu kuşatmayla halkın iradesini kırabileceklerini ve bazı şeyleri zorla kabul ettirebileceklerini düşünüyorlar. Ancak yıllardır özgürlüğü için mücadele eden, direnen ve varlığı için her türlü zorluğu göğüsleyen bu halkın, bu kuşatma karşısında geri adım atması ve başını eğmesi mümkün değildir. Bir kentin tüm temel yaşam ihtiyaçlarını kesmek, o halkı yok etmeye çalışmak demektir. Bu, soykırım girişimi anlamına gelir. Kobanê halkı 2014’ten bugüne kadar ne kadar dirençli olduğunu kanıtlamıştır. Amaçları bu halkın direncini kırmaktır. Fakat halkımız daha önce direndi, şimdi de ne olursa olsun direnmeye devam edecektir.

Geçici Şam Hükümeti, ateşkesi DAİŞ tutukluları güvenli şekilde Irak’a nakledilsin diye yaptıklarını belirten açıklama yaptı. Şam ile görüşmelerde son durum nedir?

ABD ve Koalisyon’un tutumu biliniyor. Kendi çıkarlarını hayata geçirmek için Baas rejimi ve DAİŞ sürecinde QSD ile ortaklık kurdular ve güçlerini bölgeye taşıdılar. Birlikte DAİŞ’i ortadan kaldırdık. Güçlerimiz insanlığı büyük bir tehlikeden kurtardı. DAİŞ kendine bir devlet kurmuştu. Eğer Reqa’da bu yapı yıkılmasaydı, bugün Suriye ve Rojava’nın durumu böyle olmazdı. Gösterilen direniş ve kahramanlık sayesinde DAİŞ, Baxoz’da askeri olarak yenilgiye uğratıldı. Bunun sonucunda yönetim sistemimiz dünya çapında bir kabul gördü. Bu direniş, yönetimimize uluslararası bir meşruiyet kazandırdı. Bugün üzerimize saldırıların yapıldığı bu günlerde, dünyadaki tüm farklı kesimler, inançlar ve halklar bu saldırılara karşı tutum alıyor. DAİŞ’in yenilgisinin intikamını bizden almak isteyen bazı güçler de var. Yönetimimizi yıkmak isteyenler de var, ancak buna karşılık dünyada güçlü bir kamuoyu da oluşmuş durumda. 2013-2014’te sadece Rojava sınırları içinde kalmış olsaydık, bugün kimse bizi kabul etmezdi.

ABD’nin, Baas rejimi değiştikten sonra Şam hükümeti ile ilişkilerini kurduklarını ve Şam’a götürdükleri kişilerle nasıl ilişkiler kurduklarını gördük. Öte yandan DAİŞ tutukluları QSD’nin elindeyken, bu ilişki bozulduğunda QSD ya bu tutukluları serbest bırakacaktı ya da Şam hükümetine teslim edecekti. Şam Hükümeti de DAİŞ çetelerini serbest bırakacaktı. Bu şekilde gerçek yüzleri ortaya çıkacaktı. Şam Hükümeti’ne güven duymadıkları için DAİŞ çetelerini Irak’a gönderme seçeneğini gündeme getirdiler. Atılan bu adımlarla Rojava Kürdistanı’na karşı sorumluluklarını bir tarafa bıraktılar.

Buu, ilişkilerden hiç fayda sağlamadığımız anlamına gelmiyor; birçok açıdan fayda sağladık. Ancak bu ilişki hiçbir zaman stratejik bir ilişki olmadı. Bu nedenle kendimizi onlara bağlamamalıyız, kendi gücümüzü inşa etmeliyiz. Şimdi DAİŞ çetelerini bu bölgeden çıkarma kararı aldılar. Bu da bölgede savaş ve çatışma olduğu anlamına geliyor. Bu yüzden Şam’dan ateşkes ilan edilmesini istediler, çünkü savaş koşullarında DAİŞ çetelerini çıkaramazlardı.

Eğer DAİŞ çetelerini Irak’a götürüyorlarsa, bunun İran’a yönelik bir planları var demektir. İran’a yönelik bu planın hayata geçmesi için Irak’ta bir kaos yaratmaları gerekir. Bu kaosu yaratmak için iki yolları var: Birincisi, Şam’a bağlı silahlı güçleri Irak sınırına yönlendirerek Irak içindeki radikal gruplara destek vermek. Eğer Irak’ta DAİŞ çeteleri varsa, karışıklığın olduğu bir zamanda onları ortaya çıkaracaklar ve bu DAİŞ çeteleri dış gruplara ya da (güçlere) destek verecektir. Eğer Irak’ta böyle bir durum yaşanırsa, bu İran’ın kendini savunmak için kurduğu cephelerden birinin hedef alınması anlamına gelir. Tıpkı Lübnan’da yapılan gibi, Irak’ta da ardından İran’a yönelik plan devreye sokulacaktır. Mesele sadece Rojava ile sınırlı değildir; bu tüm bölgeye yönelik bir plandır. Biz de bu plan içinde kendimizi korumaya, darbe almamak ve parçalanmamak için mücadele etmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda halkımızın kazanımlarını savunmaya çalışıyoruz.

Suriye’yi parçaladılar, Rojava Kürdistanı’nı ayırdılar, Süveyda’yı ayırdılar ve sahil bölgesini de ayırdılar. Şam bir araç haline getirilmiş ve Kürt meselesinin çözülmesini istemeyen, Suriye’nin bütünlüğünü kabul etmeyen Türkiye’ye bağlı bazı güçlerin eline geçmiştir. Bu saldırılarla yıllar içinde inşa edilen toplumsal birlik hedef alınmaktadır. Dêrazor ve Reqa'da 2011’den, QSD bu bölgelere girmeden önce ve ondan önceki yıllarda da toplumsal bileşenler arasında bu tür çatışmalar yaşanmamıştı. Ancak şimdi bu bölgelerde halklar arasında düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bu durumun daha da derinleşmemesi için YPG ve YPJ, söz konusu oyunları boşa çıkarmak amacıyla savunma hattını Rojava sınırına çekti. Bugün Kürdistan genelinde bir birlik oluşmuştur. Kürdistan ve dünyada daha önce sağlanan destekler ve bu yolda verilen şehitler, bugün bizim için bir sahiplenmeye dönüşmüştür. Bugün Rojava büyük bir tehlike altındadır ve dünyanın dört bir yanından insanlar bu direnişe sahip çıkmaktadır. Sınır hattı Rojava’ya ulaştığında, Kürdistan’ın diğer parçalarından ve ülke dışındaki Kürt gençleri Rojava’ya yönelmekte ve bu direnişte yerlerini almaktadır.

Hükümet şunu iyi bilmelidir: Sınır hattında başlatılan savaşın koşulları, Reqa ve Dêrazor’daki savaşın koşullarıyla aynı değildir. O bölgelerin durumu ve özellikleri farklıydı; buradaki tablo ise bambaşkadır. Bu hatlarda savaşsınlar diye getirilen çetelerin hiçbiri geri dönemeyecek; bu da savaşın tarafı olmayan sivillerin de zarar görmesine neden olacak. Ancak onlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Bu yüzden ateşkes gündeme geldiğinde biz hiçbir zaman “hayır” demiyoruz; çünkü mücadelemizin özü barışçıl çözüm yollarına dayanıyor.

Saldırıları başlatan onlar oldu ve açıkça “sizi yok edeceğiz” diyorlar. Fakat bu hayallerini bu topraklarda gerçekleştiremeyecekler. Sahada büyük bir direniş var ve onlar da bunun gerçekliğini gördüler. Bu nedenle sürekli kararsızlık yaşıyorlar: Bir saat “saldıracağız” diyorlar, kısa süre sonra “ateşkes” çağrısı yapıyorlar. Bu şekilde ne siyaset yapılır ne de uzlaşma sağlanır.

Bir yıl bu tutarsızlıkla geçti. 10 Mart ve 1 Nisan mutabakatları uygulanmadı. Ardından Şara bir anlaşma imzaladı. Heyet daha yoldayken imza atılmıştı; çünkü Şara neyle karşılaşacağını biliyordu. Ancak ertesi gün, heyet yoldayken, anlaşma Türklerin müdahalesiyle askıya alındı.
Arkadaşlarımız ona “acele etme, hava koşulları iyi değil, yarın buluşuruz” dediler. O ise “hayır, hemen imzalayalım ve ateşkes yapalım” diyordu. Bu ısrarının nedeni, önünde ne olduğunu bilmesiydi. Savaşta ısrar edilirse askerlerin sağ dönemeyeceğini, cenazelerin geri döneceğini de biliyordu.

Şimdi ise iki gündür yeniden ateşkes çağrısı yapıyorlar. Biz de “tamam” diyoruz, fakat ertesi gece bu kez “15 gün uzatalım” diyorlar. Bu konuda hiçbir ciddiyetleri yok. Zaten onlara güvenmiyoruz.

Onlar ateşkes derken bir yandan keşif yapıp hazırlıklarını sürdürüyor, diğer yandan halkın moralini bozmak için vahşi saldırılarla psikolojik savaş yürütüyorlar. Amaçları baskıyı azaltmak, zaman kazanmak ve halkın direncini kırmak. Ardından yeniden saldırıya geçiyorlar. Oysa biz birliğimizi ve dayanışmamızı korursak çaresiz kalacaklar ve sonunda ateşkesi kalıcı hale getirmek zorunda kalacaklar.

Bu ateşkes neye dayanıyor? Entegrasyona dayanıyor. Bu konuda biz ciddiyiz ve 10 Mart’tan beri bunu savunuyoruz. Entegrasyon gerçekleşsin; biz kendimizi Suriye’den hiçbir zaman ayırmadık. Ancak Kürtlerin de davası ve hakları var. Bu haklar güvence altına alınmalı ve halklarımız yeniden savaşa sürüklenmemelidir. Araplar, Asuriler, Süryaniler ve Keldaniler çatışmaların içine çekilmemelidir. Bölge halkları eşit ve kardeşçe yaşamalıdır. Savaşın nedeni bu değildir; asıl neden, bazı tarafların bizi yok etmek istemesidir. Bizim projemiz nettir: Demokratik ulus, halkların kardeşliği ve özgürlük projesi. En zor günlerde bile bu projeden vazgeçmek, kendimizi yok etmek anlamına gelir.

Biz demokratik bir yaşam modeli inşa ettik ve örgütledik. Kürt halkı ayağa kalkmış, kentlerini savunuyor ve kazanımlarına sahip çıkıyor. Bu kararlılık yılların emeğinin sonucudur. Kurulan demokratik sistem ve örgütlenme, meşru öz savunma bilincinin ürünüdür.

Rojava’da halkın savaş günlerinde gösterdiği sahiplenmeye bakın. Bu kazanımlar kimsenin lütfu değil, büyük bir mücadelenin sonucudur. Bugün bir direniş varsa, bunun arkasında bu birikim vardır. Ancak bazı çevreler böyle dönemlerde toplumu yanlış yönlendirmeye çalışıyor. Oysa bu proje bizim varlığımızın ve özgürlüğümüzün onurudur. Asıl tehlike zihinsel çöküştür. Onlar halkın iradesini kırmaya çalışıyor. Fakat bu kadar bedel ödemiş bir halk devrimine sahip çıkmaya devam edecek, sokaklarda nöbet tutmaya devam edecektir. Kobanê halkı tüm kuşatmalara rağmen bir adım geri atmıyor. Cizîr bölgesindeki kentler de 24 saat savunma halindedir. İşte bu direniş, bu projenin sonucudur.

Diyoruz ki artık yeter. Herkes kendi sınırını bilsin. Herkes şunu bilsin ki Rojava bir örnek haline gelmiştir; istese istemeseler Rojava Ortadoğu’da bir demokrasi örneğidir. Suriye’yi yeniden inşa edecek olan da Rojava deneyimidir. Kürdistan’da halkların birliği için de bir örnek olacaktır.
2013’te ulusal kongre yapmak istedik. O kadar farklı parti bir araya geldi, aylarca birlikte çalıştık ama ortak bir ulusal kongre ve tek bir tutum oluşturamadık. Fakat Rojava direnişi öyle bir birlik yarattı ki parti sınırlarını aştı. Kürt birliğinin oluşmasını istemeyen çok güç vardı. Ama Rojava bunu başardı.

Yine Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların planlayıcı ve yürütücü olduğu da yaşanan gelişmelerden anlaşılıyor. Türk devletinin bu tavrını nasıl değerlendirmek gerekir?

Halkımız şunu bilsin ki: Bize karşı bir savaş yürütülüyor. Öyle bir savaş ki bizi kendi stratejimizden uzaklaştırmak istiyorlar. Bizim bir stratejimiz var. Rojava’nın düşmesi demek Bakur’un, Başûr’un ve Rojhilat’ın düşmesi demek. Aynı zamanda Ortadoğu’daki demokrasi deneyiminin düşmesi demektir. Rojava’nın başarısı bu alanların başarısı demek.

Şimdi defalarca ateşkes deniliyor ama ateşkes içinde bile saldırılar sürüyor. Kuzey’deki süreci bozmak isteyenlerle buradaki süreç birbirine bağlıdır. Türkiye devleti şunu bilmeli: Savaş bu kadar ilerlerse siz de zarar görürsünüz. Türkiye ilerleyemez, Türkiye’de demokrasi kurulamaz. Türkiye’de Kürt sorunu da çözülmez. Bu o anlama geliyor ki bir 50 yıl daha kaybedecek Türkiye. Türkiye’ye çağrımız şudur: Türkiye, Suriye’de olumlu bir rol oynaması gerektiğini anlamalıdır.

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları kararının Fransa’da yapılan toplantı sonrası alındığı açığa çıktı. ABD, İsrail başta olmak üzere batılı güçlerin yaklaşımlarını nasıl ele alıyorsunuz?

Bu genel bir konsepttir; İsrail, ABD, bazı Avrupa ülkeleri ve bölgesel güçler de bunun içindedir. Bu planlama Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Türkiye üzerinedir. Türkiye, Paris’te bu planlamayı kabul etti ama bunun farkında değil. İran’dan sonra bu planın hedefi Türkiye’dir. Bölgedeki devletler, Kürtler ve Kürt olmayanlar şunu bilmeli: Bu plan sadece bizim üzerimize değildir, hepiniz üzerinedir. Herkes bu plan konusunda dikkatli olmalı ve bilmeli ki Ortadoğu yeni bir aşamaya giriyor; buna karşı uyanık olmamız gerekiyor.

Halkımız da görüyor ki bunlar vahşidir; demokrasi nedir, kardeşlik nedir bilmiyorlar. Eğer savaşta bu kadar ısrar ederlerse biz de savaşırız. Halkımız bunu söylüyor.

Seferberlik ve askeri olarak alarm durumu sürüyor. Rojava halkı da öz gücüne dayanarak sonuna kadar direneceğini belirtti. Bu konuda Kürt halkına, demokrasi güçlerine neler söyleyebilirsiniz?

Elbette teslim olmayacağız, kendimizi savunacağız. Heval Ziyad, Viyan, Deniz ve Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’deki diğer arkadaşların ruhuyla direniyoruz. En zorlu süreçlerde en az imkanlarla halkımız bir seferberlik içinde. Ülke dışında insanların sınırları aşıp Rojava’ya gelmesi kutsal bir şey. Başûrê Kurdistan halkı gerçek bir yurtsever. Hem sorumlular hem de halk direniş tutumu sergiledi. Bu duruşlarını takdir ediyoruz. Bakur’dan da halkımızın gençleri sınırdan atlayarak Rojava’ya geçtiler. Eylemleri de halen devam ediyor. Başûr ve Bakur’dan da heyetler gelerek desteklerini belirttiler. Tüm bunlar çok değerli adımlar.