Kenanoğlu: Tekçi anlayış Suriye’yi kalıcı çatışmaya sürüklüyor

SDG ile HTŞ’li çeteler arasındaki çatışmalar ateşkese rağmen sürerken, HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HTŞ’ye bağlı çetelerin ihlallerine dikkat çekti. Kenanoğlu, tekçi yönetim anlayışının Suriye’de kalıcı barış üretmeyeceğini söyledi.

ROJAVA'YA SALDIRILAR

Yaşananları değerlendiren Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, durumun yalnızca askeri bir çatışma olmadığını, Ortadoğu’da halkların iradesine dayalı demokratik bir yönetim modelinin hedef alındığını söyledi.

Kenanoğlu, Batılı güçlerin ve İsrail’in desteğiyle şekillendirilen bu yapının kalıcı barış üretmeyeceğini vurgulayarak, tekçi ve dış müdahalelere dayalı anlayışın Suriye’de yeni ve daha derin çatışmaların zeminini oluşturacağına dikkat çekti.

‘BATI, ORTADOĞU’DA DEMOKRASİ OLSUN İSTEMİYOR’

Ortadoğu’da son dönemde SDG ile HTŞ çeteleri arasında yaşanan çatışmaları, bölgesel ve uluslararası dengeleri yeniden tartışmaya açan bir süreçte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ali Kenanoğlu, Batılı güçlerin halkların öz yönetimine dayalı bir siyasal modeli neden tehdit olarak gördüğünü şöyle anlattı:

“Amerika’sı, Avrupa’sı, Batı yakası, Ortadoğu coğrafyasında halkların egemenliğine dayalı, insanların kendilerini yönetebileceği bir sistem olmasını istemiyorlar. Bunu Amerika Temsilcisi Tom Barrack zaten çok açık bir şekilde dile getirdi. Avrupa ve Amerika açısından, kendilerinin çıkarlarına uygun liderlerle bu ülkelerin yönetilmesini istiyorlar; tüm Ortadoğu coğrafyasının böyle şekillenmesini hedefliyorlar.

Ortadoğu coğrafyasında iki temel aktör var zaten. Biri, bir inançsal geleneğe, geçmişe ve temsiliyete dayalı yönetim anlayışı; İran’da olduğu gibi. Diğeri ise aşiret ve aile temelli yönetim biçimleri. Bunun karşısında ise Rojava bölgesinde, demokrasinin gereği olarak, orada yaşayan bütün toplumsal kesimlerin -Arapların, Kürtlerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Hristiyanların, Süryanilerin, Ermenilerin- kendilerini yönetebileceği ve bir anayasa etrafında ortaklaşabileceği bir yönetim anlayışı bulunuyor.

Bu tablo, Batı açısından tehlikeli bir durum oluşturuyor. Çünkü halkların kendi yöneticisini belirleyip seçebildiği bir sistemde, Batı’nın ve emperyalist ülkelerin kuklası haline dönüşen yöneticiler ortaya çıkmaz. Dönüştüğü anda zaten alaşağı edilirler. Bu nedenle yöneticiler kendi ülkelerinin ve kendi halklarının çıkarları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalır. O yüzden Batı bu sistemi istemiyor.”

‘MESELE TÜMÜYLE İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ’

Bölgedeki gelişmelerin Batılı güçlerin müdahaleleriyle şekillendiğine işaret eden Kenanoğlu, Şam’da kurulan yapının halkların iradesinden çok İsrail ve Batı’nın güvenlik çıkarları üzerinden inşa edildiğini vurguladı:

“İlk başta İsrail’in güvenliği olmak üzere, HTŞ’nin bir İsrail projesi olarak Amerika’nın onayıyla, İngiltere’nin, Fransa’nın desteğiyle Şam’a oturtulduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz ve gördük de. Sonuç itibarıyla bugün yaşananlar bunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bugün Suriye’nin önemli ve stratejik noktaları İsrail tarafından ele geçirilmiş olduğu halde, ne Türkiye’nin ne HTŞ yönetiminin ne de Batı yakasının ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’nden söz ettiğini duyuyoruz. Dolayısıyla mesele burada Suriye’nin toprak bütünlüğü ya da oradaki irade değil. Mesele, tümüyle İsrail’in güvenliğini ve Batı’nın, özellikle Amerika’nın çıkarlarını gözeten bir yönetimin oluşturulmasıdır.

Bu yönetim halkların düşmanıymış, inançları yok ediyormuş, kesiyormuş, yasaklıyormuş; bunlar artık kimsenin umurunda değil. Bunu çok açık ve aleni biçimde söylüyorlar. Bugün gelen haberlerde de görüyoruz: Şam yönetimi bir kararname çıkardı ve mezhepçiliği yasakladı. Mezhepleri yasaklamak ne demek? Mezhepleri yasaklamak, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi tek bir din anlayışı oluşturmak ve bunun dışındaki bütün dinleri ve inançları yasaklamak anlamına geliyor. Türkiye’de de sistem böyle kuruldu; en başta bu topraklardaki kadim inançlardan biri olan Alevilik yasaklandı ve bu yasaklılık hali bugüne kadar sürdü. Şimdi Suriye’de de benzer bir tablo söz konusu.”

‘BU DURUM ÇÖZÜMSÜZLÜK GETİRECEK’

Sahadaki askeri ve siyasi gelişmelerin geçici ittifaklarla yürütüldüğüne dikkat çeken Ali Kenanoğlu, bu sürecin halklar açısından kalıcı bir çözüm üretmeyeceğini söyledi:

“Şu anda Amerika’nın, Avrupa’nın, Batı’nın desteğiyle; İsrail’in desteğiyle HTŞ çeteleri bunları yapıyor olabilir. Fakat bu, Suriye’de kalıcı sorunları çözebilecek yol ve yöntemler olmayacaktır. Halkların mutluluğunu doğurmayacak, huzuru getirmeyecektir. Tam tersine, bu tekçi anlayış oradaki sorunların daha kalıcı ve kalıtsal hale dönüşmesine sebep olacaktır.

Bu da her türlü gerginliğin ve çatışmanın orada devam edeceği anlamına geliyor. Maalesef durum böyle. Şu anda Alevilerden ve Dürzilerden sonra Kürt halkının iradesine ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar da başladı. Şu an için bir ateşkes olsa da yapılan bütün konuşmalar, söylenen bütün sözler ve savrulan tehditler, bu konuda topyekûn bir mutabakata varıldığını gösteriyor. Maalesef oradaki Kürt halkına yönelik saldırılar kesilmeyecek gibi görünüyor.”

‘BU TEKÇİ ANLAYIŞA KARŞI TEPKİMİZİ ORTAYA KOYMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

HDK’nin bölgeye dair yaklaşımını hatırlatan Ali Kenanoğlu, halkların kendi iradesine dayalı demokratik bir düzenin hem Türkiye’de hem de Suriye’de kalıcı barışın tek yolu olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Biz, HDK olarak başından beri Ortadoğu coğrafyasında -Türkiye ve Suriye dahil olmak üzere- halkların kendi iradesiyle, kendi tercihleriyle, demokratik biçimde; eşit, özgür ve adil bir şekilde yaşayabileceği sistemlerin oluşmasından yana olduğumuzu hep ifade ediyoruz. Bu toprakların huzur ve refah içinde, kardeşlik hukuku temelinde yaşayabilmesinin koşulu, bu eşitlik ve demokratik ortamın sağlanmasıyla mümkündür. HDK olarak da başından beri bunun için uğraşıyoruz.

Diğer taraftan, son bir yıldır özellikle Türkiye’de barış ve demokratik toplum sürecinin başlamasıyla birlikte, bu süreci toplumla buluşturmak; topluma anlatmak, neden önemli olduğunu ifade etmek ve toplumun bu talebi yükseltmesini sağlamak için çalışmalar yürütüyoruz. Halk toplantıları yapıyoruz; konferanslar, seminerler ve birçok etkinlik düzenledik. Bu anlamıyla, şüphesiz biz Suriye’de de Türkiye’de de halkların kendi iradesiyle, kendi tercihleriyle yaşayabileceği bir sistemin oluşturulmasından yana tavrımızı korumaya devam ediyoruz.

HDK olarak yarın Suruç’ta olacağız. Önceki gün Yayladağ Sınır Kapısı’ndaydık; şimdi Suruç’a gidiyoruz. Buradan da bu anlayışa karşı tepkimizi ortaya koyacağız. Bu işgalci mantığa, halkları yok sayan, farklılıkları inkar eden ve bütün Suriye halklarına tekçiliği dayatan bu yaklaşıma karşı; yüzyıldır Türkiye’de acısını çektiğimiz bu sistemin Suriye’de de kurulmaması için demokratik tepkilerimizi ortaya koyuyoruz.”