‘Rojava bir ahlak ve onur alanıdır’
Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılar İslam adı altında meşrulaştırılmaya çalışılırken, inanç insanları da bu vahşet karşısında tarihsel, ahlaki ve inanç temelli bir karşı duruş geliştiriyor.
Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılar İslam adı altında meşrulaştırılmaya çalışılırken, inanç insanları da bu vahşet karşısında tarihsel, ahlaki ve inanç temelli bir karşı duruş geliştiriyor.
Rojava’da yaşananlar, Kürt halkının bütünleşmesini ve birliğini sağlarken; Kürt inanç insanları da bu saldırılar, dinin iktidar, şiddet ve yok etme aracı olarak Kürt halkına yöneltilmesine karşı tarihsel bir eşik olarak değerlendiriliyor. Rojava’ya yönelik zulümlerin din kılıfına büründürülmesine karşı Kürt inanç dünyası açık bir duruş sergileyerek, Rojava’yı bir coğrafyadan öte, adalet, ahlak ve insan onuru temelinde yükselen bir yaşam ve direnç alanı olarak görüyor.
‘ROJAVA’YA SAHİP ÇIKMAK DİNİ GÖREVİMİZDİR’
Mezopotamya İslami Araştırma Federasyonu Eşbaşkanı Abdullah Sağır, bugün Rojava’da yaşananlara karşı Kürt inanç dünyasının bu tablo karşısında sessiz kalmasının mümkün olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Fiziki olarak orada olmasak da bu durum sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Bizim görevimiz halkımızı uyarmak, bilinçlendirmek ve Rojava halkına sahip çıkmanın İslam’ın bir gereği olduğunu anlatmaktır. Rojava halkı bugün canını, namusunu, malını ve onurunu korumaya çalışmaktadır. Bu uğurda hayatını kaybedenler, inancımıza göre şehit mertebesindedir. Hiçbir halk, bu tür saldırılara, tacizlere ve vahşete karşı sessiz kalamaz. Masum insanlara yapılan zulmü İslam adına meşru görmek mümkün değildir.
Bugün Rojava’ya saldıran zihniyet, tarihsel olarak Moğol istilalarını hatırlatan bir anlayışla hareket etmektedir. Nasıl ki Moğollar girdikleri coğrafyalarda taş üstünde taş bırakmadıysa, bugün de benzer bir barbarlık Rojava’da uygulanmak istenmektedir. Bu anlayışın İslam’la, inançla ve ahlakla hiçbir ilgisi yoktur. Bu, açık bir talan ve yok etme zihniyetidir.
Rojava halkı kimseye saldırmadı, kimsenin toprağına ya da namusuna el uzatmadı. Kendi toprağında, diğer halkları da kucaklayarak onurlu bir yaşamı temsil etme mücadelesi verdi. On yılı aşkın süredir bu bölgelerde yaşayan halk hakkında kimse ‘bize haksızlık yapıldı’ diyemez. Temiz, pak ve ahlaki bir mücadele yürütüldü. Kürt halkının tarihinde de bu vardır.
İnançlı ya da inançsız, Kürt toplumunda canı, namusu ve malı koruma, ölüye saygı ve başkasının inancına hürmet temel bir değer oldu. Bugün Kürtlerin büyük çoğunluğu İslam inancına mensup ve İslam adına halkımıza yapılanlara karşı artık bir tavır sahibiyiz. Rojava’ya yönelik bu saldırıları asla kabul etmiyoruz. Bu pak mücadeleyi boğmaya çalışanlar zulm ediyorlar.
İslam’a göre zalimin kimliği yoktur. Zalim, Müslüman’da olsa zalimdir. Bizim durduğumuz yer nettir: Zulmün karşısında, Rojava halkının yanındayız.”
‘ROJAVA’YA YÖNELİK SALDIRILAR YEZİD’İN ZİHNİYETİDİR’
Kurdistan Çağdaş ve Yenilikçi İslam Hareketi (Tevgera Alimên Îslamî û Kurdistanî ya Hemden û Nûjen) Genel Başkanı Hafız Ahmet Turhallı ise, halkın iyiliği ve kötülüğünü adalet üzerinden düşünmek gerektiğini belirterek, İslam’ın bütün parametrelerinin adalet temelinde örülmek zorunda olduğunu söyledi. Turhallı, şunları dile getirdi:
“Bugün Ortadoğu’da siyasi İslam adı altında ortaya konulan anlayış, dini iktidarların bir aracı haline getirmiştir. ‘İslam kurtarıcıdır, şeriat adalettir, şeriat özgürlüktür’ sloganlarıyla toplumlar motive edilmiş; bu anlayış Afganistan’dan Ortadoğu’ya kadar bir yönetim biçimi olarak dayatılmıştır. Zamanla bu yaklaşım iktidarlar için bir rant ve kontrol aracına dönüşmüş, bugün ise Kürtlere karşı kullanılmaktadır. Daha önce dış güçlere karşı kullanılan bu söylem, artık içeride iktidara engel olarak görülen kesimleri tekfir ederek bastırmanın aracı haline getirilmiştir.
Toplum dini bir motivasyonla harekete geçirildiğinde, zulmün daha kolay ve daha pervasızca uygulanabileceği düşünülmektedir. Bu durum, Kürtlerin ve dürüst insanların inanç dünyasında ciddi tahribatlara yol açmaktadır. İnsan şu soruyu sormadan edemez: Eğer bir din, bir halkın malına, namusuna ve onuruna el uzatmayı meşru görüyorsa, orada dinde değil, onu kullanan zihniyette bir sorun vardır.
Aynı anda hem Kürtleri dine karşı soğutmaya çalışıyorlar hem de bu politikalarla Batın’ının çıkarlarına hizmet ediyorlar. Aslında tüm bu iktidarlar aynı kaynaktan besleniyor, aynı motivasyonla hareket ediyor. Buna rağmen Kürt Müslümanların inancında bir çözülme yoktur. Sorular artmıştır ama inanç sarsılmamıştır. Kürt âlimleri bu noktada net bir duruş sergilemiş; özellikle Başur Kurdistan’daki ulema, bu anlayışın gerçek İslam olmadığını açıkça dile getirmiştir.
Rojava için yapılan yürüyüşlerin önüne geçerek halkı motive etmiş, bunun Yezid’in ve Muaviye’nin dini olduğunu söylemişlerdir. Kerbela’da Hazreti Hüseyin ve ailesi kuşatma altındayken ve altı aylık oğlu ve susuzluktan ölmek üzereyken, ‘Allah’tan korkun’ diye seslenmiş; tam o esnada atılan bir ok çocuğun boğazına saplanmıştır. Bana göre İslam, o gün itibarıyla iktidarların eline geçmiştir. Bugün Kobanê’de yaşananlar da aynı zihniyetin devamıdır. Bu durum Kürtlerin inanç dünyasını derinden etkilemektedir. Ancak Kürtler bu zihniyeti tanıyor ve yıkıcı sonuçlarına karşı tutum sergiliyor.
Bugün Rojava’da yaşananlar ortadayken, inanç alanında Kürtlerin halkla bütünleşmesi için temel ölçüt hak ve adalet olmalıdır. Çünkü vahyin bütün özü adalettir. Musa’ya, İsa’ya ve Muhammed Peygamber’e gelen bütün vahiylerde insanlar eşit kabul edilmiştir. Türk’e hak olanın, Arap’a hak olanın, Fars’a hak olanın Kürt’e de hak olduğu gerçeği buradan doğar.
Kürt Müslümanları motivasyonlarını bu eşitlik ve adalet anlayışı üzerine kurmalıdır. ‘Sizin hakkınız olan bizim de hakkımızdır; size helal olan bize de helaldir’ demek zorundadırlar. Haramın, zulmün ve haksızlığın karşısında ise helali, doğruyu ve adaleti savunarak mücadele etmekten geri durmamalıdırlar. Toplumla birlikte hem dini bu iktidarcı zihniyetin elinden kurtarmak hem de ülkeyi savunmak temel sorumluluktur.”
‘KÜRT HALKINA SALDIRILAR EMEVİ ZİHNİYETİNİN DEVAMIDIR’
Akademisyen Dünyaser Dünayseri de Rojava’da yaşananların Kürt halkına karşı sistematik bir saldırı olduğunu belirterek, bu saldırılara din kılıfının uydurulmasını “Emevi zihniyetinin devamı” olarak niteledi ve Kürtlerin hakkına yönelik saldırı ile inkarın doğrudan Allah’ı inkar etmek anlamına geldiğini vurguladı.
Dünayseri, “İslam medeniyetinin öncüsü ve Kudüs’ün fatihi olan Kürtlere karşı ‘Enfal’ ve ‘Fetih’ kavramlarını kullanarak yağma yapanlar ne Müslüman ne insandır. Bu zihniyet, İslam kılıfına bürünmüş Ebu Cehil paradigmasıdır ve Allah’ın laneti üzerlerindedir” dedi.
Dünayseri, Rojava’ya saldıran DAİŞ ve çete gruplarının tarihsel köklerini Emevi zihniyetine dayandırarak, bu grupların Bedir Savaşı sonrası inen Enfal Suresi’ni kendi talan ve yağma politikalarına alet etmelerini sapkın bir ideoloji olarak tanımladı. Dünayseri, “Bedir’deki zaferin metaforu olan ganimet kavramını, bugün Kürtlerin malını, canını ve toprağını gasp etmek için kullanıyorlar. Bu zihniyet, kendisi dışındaki her grubu sömürülecek bir meta olarak gören saltanatçı ve iktidarcı bir sapmadır” diye konuştu.
Çete grupları ve onları destekleyen uluslararası devletlerin ‘Kürtlerle sorunumuz yok’ yönündeki söylemlerini sahtekarlık ve Ortaçağ’daki “Haçlı Seferleri taktiği” olarak tanımlayan Dünayseri, şunları söyledi:
“Kudüs’ü işgal eden Haçlılar da ‘Biz Müslümanlarla değil, Sarazenlerle savaşıyoruz” diyordu; ama katlettikleri Müslümanlardı. Bugün de bu DAİŞ sapkınlığı, ‘Biz SDG ile savaşıyoruz’ adı altında toprağı işgal ediyor, Kürtlerin onurunu hedef alıyor. Artık şu durumu görmemek için kör olmak lazım. Bütün Kürtlerin onurunu ve varlığını hedef alıyorlar. Kürt olması onlar için yeterli bir sebeptir. Buna karşı Kürtlerin bütün farklılıklarıyla, inançsal alanlarda ve diğer alanlarda bir olup mücadele etmesi gerekiyor. Bugün bu mücadele yürütülmeyecekse, hangi gün yürütülecek?”
‘ORTA ÇAĞ KARANLIK RUHU ROJAVA’DA KATLİAM YAPIYOR’
Çete gruplarının ölü bedenlere yönelik işlediği suçlara değinen Dünayseri, bu durumu şu tarihsel örnekle açıkladı: “Uhud’da Hazreti Hamza’nın bedenini tahrip eden o karanlık ruh, bugün Rojava’da insanları yüksekten atan, kalplerini çıkaran ve cenazelere saygısızlık eden o çetelerde yaşamaktadır. Sizin nereniz insan ki İslam olasınız? Siz, dönemin bizzat vahşetisiniz.”
İslam dünyası ve kamuoyunun bu vahşet karşısında sessiz kalmasını eleştiren Dunayseri, “Selahattin, Kudüs’ü aldığında ne bir Hristiyan’ın ne de bir Yahudi’nin hakkına dokundu. Siz ise Müslüman kardeşlerinizin en insani yaşam hakkını dahi tanımıyorsunuz. Bu zihniyet, Kürtlerin ve diğer halkların ortak direnişiyle tarihin çöplüğüne gömülecektir” dedi.
Rojava’daki mücadelenin Kürt halkının onuru olduğunu ve tüm Kürtlerin bu zulme karşı hak mücadelesi yürüttüğünü ifade eden Dünayseri, şöyle konuştu:
“Bugün Rojava’da sadece bir toprak savunması yapılmıyor; aynı zamanda İslam’ın özündeki adalet ve eşitlik ilkeleri savunuluyor. ‘Teşebbühü bil-vacibillah (Kendini Allah yerine koyma) hastalığına tutulan muktedirlere karşı, Kürt halkının sergilediği ahlak merkezli İslam anlayışı, (tahalluku bi ahlâkıllah ), bugün Rojava direnişinde gerçek ve manevi bir direniştir.”