‘Modern savaş doktrinleri, direnmenin anlamsız olduğu algısını yaratıyor’

Rojava Güzel Sanatlar Üniversitesi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Umut, Rojava’da 6 Ocak’tan bu yana yaşananları değerlendirirken, modern savaş doktrinlerinin halkları direnmenin anlamsız olduğuna ikna etmeye çalıştığını vurguladı.

ZEYNEP UMUT

Rojava Güzel Sanatlar Üniversitesi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Umut, 6 Ocak’ta Halep’te yaşanan gelişmeleri değerlendirerek HTŞ’nin Kürtlere yönelik saldırılarını, modern savaşın yalnızca askeri değil; psikolojik ve ideolojik boyutlarını ele aldı. Zeynep Umut, özellikle sağlık kurumlarının hedef alınması, silahlı yapıların meşrulaştırılması ve Kürtlerin kriminalize edilmesi üzerinden yürütülen söylemlerin, halkların direnme iradesini kırmayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu dile getirdi.

‘YAŞADIĞIMIZ ÇAĞIN AHLAKİ VE SİYASAL ÇÜRÜMESİNİ GÖSTEREN AÇIK BİR İŞARET’

Halep’te yaşananları değerlendiren Zeynep Umut, HTŞ’nin Kürtlere yönelik saldırılarının sıradan bir çatışma olarak ele alınamayacağını belirterek, özellikle bir hastanenin hedef alınmasının yalnızca askeri değil, ahlaki ve siyasal bir kırılmaya da işaret ettiğini vurguladı:

“6 Ocak’ta Halep’te yaşananlar, sıradan bir çatışma haberi olarak geçiştirilebilecek türden değildi. HTŞ’nin Kürtlere yönelik saldırısı -özellikle bir hastanenin hedef alınması- yalnızca askeri bir hamle değil; içinde yaşadığımız çağın ahlaki ve siyasal çürümesini gösteren açık bir işaretti. Bugün HTŞ adı altında dolaşıma sokulan yapının, dünyanın en kanlı ve en vahşi örgütlerinden biri olduğu gerçeği tartışmalı değil. Kafa kesmeyi yöntem, infazı siyaset, korkuyu yönetim biçimi haline getirmiş bu yapıların bir anda ‘meşru aktör’ gibi sunulabilmesi ise asıl üzerinde durulması gereken mesele. Daha da vahimi, bu barbarlığa karşı insanlık adına direnen Kürt halkının, Türk medyasında eş zamanlı olarak ‘terör’ yaftasıyla kriminalize edilmesidir.”

‘ASIL SAVAŞ, CEPHE KURULMADAN ÖNCE HALKLARIN İRADESİNİ KIRMAK’

Yaşananları bir hata ya da bilgi eksikliği olarak görmediğini ifade eden Zeynep Umut, bunun bilinçli bir tercihin sonucu olduğunu söyledi. Günümüzde savaşın yalnızca askeri alanda yürütülmediğini dile getiren Zeynep Umut, hegemonik güçlerin asıl hedefinin halkların direnme iradesini kırmak olduğunu şu sözlerle anlattı:

“Bu tablo bir hata, bir bilgi eksikliği ya da iletişim kazası değil; bilakis, çağımızın bilinçli bir tercihi. Bugün hegemonik güçler -ABD, Rusya gibi- yalnızca askeri üstünlükleriyle hükmetmiyor. Asıl savaş, cephe kurulmadan önce kazanılmaya çalışılıyor. Bunun adı irade kırmak. Modern savaş doktrinleri, halkları direnmenin anlamsız olduğuna ikna etmeyi hedefliyor. Kimyasal silah tehditleri, son teknoloji füze simülasyonları, yapay zeka destekli savaş senaryoları ve sosyal medyada dolaşıma sokulan korku videoları aynı mesajı veriyor: ‘Karşı koyarsanız yok edilirsiniz.’ Bu, askeri bir stratejiden çok psikolojik bir imha tekniğidir. Yenilgi, fiilen yaşanmadan önce kabul ettiriliyor; böylece insanlar ayaklanmıyor, ses çıkarmıyor ve yaşananlara alışıyor.”

YALNIZCA BİR SAVUNMA REFLEKSİ DEĞİL’

Kürtlerin bugün sergilediği tutuma dikkat çeken Zeynep Umut, bunun yalnızca bir savunma refleksi olarak okunamayacağını vurgulayarak, bu duruşun, çağın dayattığı teslimiyet fikrine karşı güçlü bir karşı çıkış anlamı taşıdığını belirtti.

Zeynep Umut, “Tam da bu yüzden Kürtlerin bugün sergilediği tutum, yalnızca bir savunma refleksi değil; bu çağın en güçlü yalanını bozan bir duruş. Tanklara, toplara, insansız hava araçlarına karşı hâlâ direnmenin mümkün olduğunu gösteren bir irade söz konusu. ‘Yok edileceksiniz’ tehdidine rağmen geri çekilmeyen, korku senaryolarına karşın teslim olmayan bir halktan bahsediyoruz” diye konuştu.

‘KÜRTLER BOYUN EĞEREK DEĞİL, DİRENEREK VAR OLDU’

Bu direncin anlık bir çıkış olmadığını hatırlatan Zeynep Umut, Kürtlerin tarihsel deneyimine işaret ederek direnmenin kültürel ve siyasal bir süreklilik taşıdığını dile getirdi:

“Burada sözünü ettiğimiz şey, anlık bir cesaret patlaması değil; tarihsel olarak inşa edilmiş bir direnme kültürü. Kürtler, boyun eğerek değil, direnerek var oldu. Yok sayılmaya, bastırılmaya ve tersyüz edilmeye karşı her defasında yeniden ayağa kalkarak güçlendi. Bugün hâlâ bu kadar hedefte olmalarının nedeni de tam olarak budur.

HTŞ’nin meşrulaştırılması ve Kürtlerin kriminalize edilmesi, bu bağlamdan bağımsız okunamaz. Bu, iyiyle kötünün karıştığı bir kaos değil; direnme kültürünü kırmaya dönük sistematik bir girişim. Çünkü direnen bir halk, yalnızca silahlı değil, aynı zamanda ideolojik bir tehdit oluşturur.

Yaşananların bu denli açık olması bir tesadüf değil; alışmamızın, normalleştirmemizin ve sorgulamaktan vazgeçmemizin beklendiği bir stratejinin sonucu. Oysa meseleyi ‘Dünya zaten böyle’ diyerek kapatmak en büyük kolaycılık. Tam da bu noktada tarihsel ve teorik düşünceye her zamankinden fazla ihtiyaç var.

Ancak o zaman, bize doğal gibi sunulan bu çarpıklığın nasıl inşa edildiği görülebilir ve iradenin hâlâ teslim alınmamış bir şey olduğu hatırlanabilir.”