Geçici Şam hükümetine bağlı çete grupları, 6 Ocak’ta Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine saldırıp katliam yaptı. Saldırılara katılan silahlı grupların, 2018’deki Efrîn işgal saldırında yer alan ve daha sonra 60., 72., 76. ve 80. Tümenler adı altında yeniden yapılandırılarak sözde Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlandı.
Söz konusu gruplar, daha önce hastanelerin bombalanması, sivillerin öldürülmesi, cesetlere saygısızlık ve gözaltındaki kişilere işkence gibi çok sayıda savaş suçu ile suçlanmış; bu iddialara ilişkin görsel kanıtlar, uluslararası basında yer almıştı.
Saldırıların başladığı gün, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Suriye’de Colani ile yaptığı görüşme dikkat çekti. Ziyaretin ardından von der Leyen, AB–Suriye ilişkilerinde “yeni bir aşamanın” başladığını belirterek, Avrupa Birliği’nin bu yıl ve gelecek yıl için Suriye’ye yaklaşık 620 milyon Euro tutarında insani yardım ve destek sağlayacağını açıkladı.
Halep’teki saldırıların başlaması üzerine Avrupa Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu Koordinatörleri; Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu’ndan Andreas Schieder, Sol Grup (GUE/NGL) üyesi Per Clausen ve Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı Grubu’ndan Leoluca Orlando, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi’ne “acil” ve “önemli” ibareli bir mektup gönderdi.
Mektubun imzacıları arasında yer alan Avrupa Parlamentosu Kürt Çalışma Grubu Koordinatörü Per Clausen, ANF’nin sorularını yanıtladı.
Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılar karşısında Avrupa Birliği’nin nasıl bir tutum alması gerektiğini düşünüyorsunuz? AB’nin Suriye hükümetine ve Avrupa Komisyonu’na düşen sorumluluklar sizce nelerdir?
Avrupa Birliği’nin, bu konuda Avrupa Komisyonu’na sorumluluklarını hatırlatması gerektiğini düşünüyorum. Kabul etsek de etmesek de, bu saldırılar karşısında sorumluluktan kaçınılamaz. Suriye hükümetine, Halep’in Kürt bölgelerinde sivillere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu açıkça söylemeliyiz.
Aynı zamanda Suriye hükümetinden, ülkedeki tüm azınlıkların ve özellikle Halep’te yaşayan Kürtlerin güvenliğini nasıl sağlayacağını net biçimde açıklamasını talep etmeliyiz. Avrupa Birliği’nin burada çok açık bir tutum sergilemesi gerekir. İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmediği sürece, sözle ya da maddi destekle bu süreci destekleyemeyiz.
Eğer insan haklarına ve Suriye’de yaşayan farklı azınlıkların haklarına saygı gösterilmezse, bu durum kesinlikle kabul edilemez. Kürtler bunun en somut örneklerinden biridir; ancak son aylarda Suriye’de ciddi sorunlar yaşayan başka azınlık grupları da vardır. Bu nedenle Avrupa Birliği net olmalı, bu saldırıların arkasında kimlerin bulunduğunu açıkça talep etmeli ve Suriye hükümetinin bu saldırıları durdurmak için gerekli önlemleri aldığından emin olmalıdır.
Halep’te hastanelerin bombalanması, sivillerin öldürülmesi ve işkenceye dair belgeler ortadayken AB’nin Suriye’ye yüz milyonlarca avro destek açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu durum kesinlikle kabul edilemez. Eğer bu suçların sorumlularına karşı açık bir tavır alınmıyorsa ve bu suçlara karşı harekete geçilmiyorsa, böylesi bir destek meşru değildir.
Avrupa Birliği, Suriye hükümetinden insan haklarına saygı temelinde demokratik bir Suriye inşa etmesini talep etmelidir. Azınlıkların kendilerini savunma hakkı vardır; ancak bu, Suriye hükümetinin gerçekten buna istekli olup olmadığıyla doğrudan bağlantılıdır. Şu anda gördüğümüz tablo ise, ne yazık ki tam tersidir.
Ayrıca Türkiye hükümetinin de bu süreçte ciddi bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye, Suriye hükümeti üzerinde Kürtlere karşı savaş yürütmesi yönündeki baskılarını sona erdirmesi çağrısında bulunması gerekir. Bugün sahada hem Suriye ordusuna bağlı bazı İslamcı grupları hem de Türkiye’nin askeri ve siyasi etkisini açıkça görüyoruz. Kürtler barış istediklerini ve silah bıraktıklarını ilan etmiş olmalarına rağmen, bu saldırılar sürüyor. Bu nedenle AB’nin hem Suriye hem de Türkiye ile ilişkilerinde çok daha net bir tutum alması gerekiyor.
AB liderlerinin saldırıların başladığı gün Colani ile görüşmesi ve ‘yeni bir aşama’ olarak ilan etmesi, insan hakları ve uluslararası hukuk açısından nasıl bir mesaj veriyor?
Bu son derece olumsuz bir mesajdır. Bu durum, Avrupa değerlerinin, insan haklarının ve uluslararası hukukun AB için temel ilkeler değil, yalnızca gerektiğinde kullanılan araçlar olduğu izlenimini yaratıyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı çok net bir tavır alındığını görüyoruz. Ancak benzer bir yaklaşımı Suriye’de göremiyoruz. AB’nin burada belirli çıkarları olduğu açık ve bu çıkarlar, insan haklarını ve uluslararası hukuku savunmanın önüne geçiyor gibi görünüyor. Bu çok ciddi bir sorundur.
Biz bunu hem Avrupa Parlamentosu Başkanı Metsola’ya hem de Avrupa Komisyonu’ndan Kallas’a açıkça ifade ettik. Suriye’de de değerlerimizi savunmamız gerekir. Ancak şu ana kadar gördüğümüz tablo ne yazık ki bu yönde değil.
Son olarak, Kürt sivillerin hedef alınmasına karşı hangi somut adımlar atılmalı? AB’nin Suriye politikasının yeniden değerlendirilmesi gerekir mi?
Suriye hükümetiyle yürütülen tüm görüşmelerde çok net olunması gerekiyor. Kürtlerin, Dürzilerin, diğer azınlık gruplarının ve kadınların haklarına saygı gösterilmediği sürece, Avrupa Birliği’nin Suriye hükümetine verdiği desteği sürdürmesi mümkün olmamalıdır.
Biz Suriye’de; demokrasinin, insan haklarının, kadın haklarının ve tüm azınlıkların güvence altında olduğu bir sistemi desteklemek istiyoruz. Avrupa Birliği bu konuda net bir duruş sergilemelidir. Avrupa Parlamentosu’nda bu yönde çalışıyorum ve bu mücadelenin geniş bir destek bulacağına inanıyorum.
Eğer Avrupa Birliği Kürtlerin haklarını, insan haklarını ve Suriye’de demokrasiyi açıkça talep etmezse, bu politikanın doğru bir zeminde ilerlemesi mümkün değildir.