GÖRÜNTÜLÜ

‘Barış süreci toplumsal katılımla inşa edilmeli’

Prof. Dr. Mithat Sancar, Türkiye’de barış sürecinin yalnızca silahsızlanmadan ibaret olmadığını belirterek, “Kalıcı barış, toplumun tüm kesimlerinin eşitlik ve demokrasi temelinde sürece katılmasıyla mümkündür” dedi.

Birlikte Yaşamı Şekillendirmek: Türkiye’de Çözüm Süreci ve Gelecek Perspektifleri Konferansı, öğleden sonraki ikinci oturumda “Birlikte yaşamın inşasında demokratik kurumların sorumlulukları” başlığıyla devam etti. Oturumun moderatörlüğünü Prof. Dr. Ümit Koşan üstlenirken, İmralı Heyeti Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, gazeteci Selahattin Soro ve DEVA Partisi Milletvekili Mehmet Emin Ekmen konuşmacı olarak yer aldı.

Prof. Dr. Ümit Koşan, Türkiye’de demokratikleşme ve barış sürecinin yalnızca çatışan taraflarla değil, toplumdaki geniş ve çeşitli sivil yapılarla birlikte yürütülmesi gerektiğini belirterek, pek çok derneğin süreçten dışlandığını; oysa toplumun tüm kesimlerini kapsayacak yeni kurumsal yapılara ihtiyaç olduğunu ifade etti. Sol ve demokratik çevrelerin çabasının önemli olduğunu vurgulayan Koşan, daha geniş toplumsal katılım gerekliliğine dikkat çekti.

‘SİLAH BIRAKMA AŞAMASI YIKIMI ENGELLEMEK İÇİN ÖNE ALINDI’

İlk konuşmayı yapan Prof. Dr. Mithat Sancar, barış ve çözüm sürecinin kavramsal niteliğinin yeterince tartışılmadığını belirterek, sürecin iki boyutu bulunduğunu söyledi. Sancar, Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı açıklamaya işaret ederek, sürecin kamuoyuna Bahçeli’nin çıkışıyla yansısa da asıl önemli noktanın Kürt hareketinin ve Önder Apo’nun bu çağrıya neden ve nasıl yanıt verdiğinin anlaşılması olduğunu dile getirdi.

Sancar, “Bu süreci 7 Ekim 2023’te bölgedeki kırılmadan bağımsız değerlendiremeyiz. Ortadoğu’da büyük bir dönüşümün şiddet ve savaş üzerinden gerçekleşme ihtimali belirginleşmişti. Bu ateş yalnızca bölgeyi değil, tüm halkları etkileyecekti. Öcalan’ın çağrısı bu yıkımı durdurmaya yöneliktir” dedi.

Silahsızlanmanın normalde süreçlerin en son aşaması olduğunu hatırlatan Sancar, bu kez bölgesel koşullar nedeniyle en başa alındığını vurguladı. “Sürekli silahsızlanmadan bahsediyoruz ama süreç yalnızca bundan ibaret değil. Öcalan’ın çağrısı barış ve demokratik toplum perspektifi taşıyor. Bu, çatışmayı durdurmanın ötesinde yeni bir toplumsal düzen için tarihsel bir fırsattır” diye konuştu.

Sancar şöyle devam etti: “Silah bırakmak salt ‘silahı yere koymak’ kadar kolay değil. Yıllarca silahlı mücadele yürütmüş bir hareketin, hiçbir yasal ve siyasal düzenleme olmadan bunu gerçekleştirmesini beklemek gerçekçi değildir. Şu anda süreç tam da bu aşamadadır.”

Sancar, Öcalan’ın çağrısının iki temel ayağı bulunduğunu belirterek bunları “şiddetten hukuk ve siyasete geçiş” ile “demokratik toplumun inşası” olarak tanımladı. Sürecin toplumsallaşmadan ilerlemeyeceğini kaydeden Sancar, yeni kavramlara ve yeni toplumsal örgütlenme biçimlerine ihtiyaç olduğunu belirtti.

Sancar, 27 Şubat açıklaması, PKK’nin Mayıs ve Temmuz kararları, geri çekilme ve riskli mevzilerin boşaltılmasının ilk aşamanın ilerlediğini gösterdiğini ifade ederek, devletin de zorunlu adımlar atması gerektiğini söyledi. Önder Apo’nun süreci yönetebilmesi için uygun koşulların sağlanmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Sancar, sürecin bir “barış üçgeni” içinde ele alınması gerektiğini belirtti.

“Barış yalnızca savaşın bitmesi değil; fiziksel, kültürel ve yapısal şiddetin ortadan kalkmasıdır. Türkiye’nin Kürt sorunu yalnızca kimlik değil; sosyoekonomik adaletsizlikler ve demokratik eksikler de bunun parçasıdır. Bu nedenle barış, bu üç alanın birlikte ilerlemesiyle mümkündür” dedi.

Sancar, dünyada otoriterleşmenin yükseldiği bir dönemde Türkiye’de demokratik toplum hedefinin tartışılmasının, Ortadoğu’da savaş genişlerken silah bırakma iradesi gösterilmesinin önemli bir fırsat olduğunun altını çizdi.

‘MUHATAPLIK MESELESİ BARIŞIN ANAHTARLARINDAN’

Gazeteci Selahattin Soro, yıllar önce “muhatap arıyorum” diyen Önder Apo’nun bugün yeniden muhatap arayan bir barış arayışının merkezinde olduğunu belirterek, dünyadaki örneklerde barış süreçlerinin tarafların birlikte yürüttüğü süreçler olduğunu söyledi.

Soro, “Güney Afrika’da Mandela’nın karşısında De Klerk vardı. Burada Kürt tarafının muhatabı Öcalan’dır. Türk tarafının De Klerk’i kim olacak, nasıl ortaya çıkacak sorusu önem kazanıyor” dedi.

Diasporada konferans düzenlenmesini hem zorunluluk hem de acı bir durum olarak nitelendiren Soro, diasporanın köksüzleştirme anlamına geldiğini ve tarihsel bir travmayı temsil ettiğini ifade etti. Önder Apo’nun 27 Şubat’ta açıkladığı “Barış ve Demokratik Toplum” manifestosunun üzerinden geçen 10 ayda Kürt hareketinin kendi üzerine düşeni yaptığını söyleyen Soro, barışın tek taraflı olmayacağını; tüm toplumsal yapıların sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.

Soro, cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesinin “inkâr–isyan” ikilemiyle ele alındığını hatırlatarak, yeni dönemde devletin tüm kurumlarının barış, demokrasi ve birlikte yaşam temelinde yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

‘SÜRECE KATKI SUNMADAN BAŞARI BEKLENEMEZ’

DEVA Partisi Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, 2013’te Akil İnsanlar Heyeti üyesi olarak görev yaptığını hatırlatarak, dünya örneklerini incelediğini ve Türkiye’de bir süreç olacaksa mimarisi ve hedeflerinin mutlaka tanımlanması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Bahçeli’nin DEM Parti ile tokalaşması sonrasında “sürecin başarılı olması için konuşmak ve katkı sunmak gerekir” sonucuna vardığını belirten Ekmen, iyi niyetle başlayan bir girişimin toplumsal katkıyla büyüyebileceğini ifade etti.

“Tarih boyunca benzer girişimler başarısız oldu; bu nedenle toplumun tüm kesimlerinde bir güvensizlik var. Ancak süreci doğru anlamak ve katkı sunmak zorundayız” diyen Ekmen, Türkiye’nin ulus-devlet kodları nedeniyle tepeden inme bir demokratikleşmenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Konferans, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.