Britanya Parlamentosu DEM Parti Dış İlişkiler Sözcüsü Ebru Günay ve Freedom For Öcalan Kampanyası Sözcüsü ve UNİTE Sendikası Uluslararası İlişkiler Direktörü Simon Dubbins’in katılımı ile “Türkiye’de Kürtler İçin Barış, Demokrasi ve Adalet Üzerine” başlıklı bir panel düzenlendi. Kurdish Progress tarafından organize edilen ve Lordlar Kamarası’nın İşçi Parti üyesi Baroness Blower’in ev sahipliğinde gelişen panele çok sayıda akademisyen ve siyasetçi katıldı. Panele katılması beklenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da yaşanan gelişmelerden dolayı hazır bulunmadığı belirtildi.
Panelde ilk olarak DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eşsözcüsü Ebru Günay söz aldı.
Ebru Günay, Türkiye’de yaşanan Demokratik Toplum Süreci ile Rojava’daki sürecin birbirini etkilediğini ifade ederek, “Düne kadar Türkiye’de gelişen barış odaklı toplumsal sürece yoğunlaşmıştı. Aynı zamanda, buna paralel olarak Rojava’daki gelişmeleri de yakından takip ediyorduk. Bu iki sürecin birbirinden ayrılamaz olduğu açıkça ortaya konmuştur: birbirlerini etkiliyor, güçlendiriyor ve hem olumlu hem de olumsuz yönde karşılıklı olarak etkiliyorlar. Son birkaç gündeki gelişmeler bu etkileşimi daha da yoğunlaştırdı ve şimdi özellikle dünyadaki tüm Kürtlerin ve dostlarının gözlerinin ve kulaklarının yeniden Rojava’ya çevrildiği bir dönemden geçiyoruz” dedi.
Önder Apo’nun 27 Şubat’taki Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın tarihi olduğunu ifade eden Ebru Günay, PKK’nin kendini feshetmesi ile silahların yakılmasının Türkiye tarihinde eşi benzeri görülmemiş büyük bir sorumluluk duygusu taşıyan adımlar olduğuna dikkat çekti.
Sayın Öcalan’ın ve Türkiye’de demokratik siyaset yürüten temsilcilerin çizdiği çok net bir hat olduğunu ifade eden Günay, “Bu çizgi şuydu: Bu süreç bir demokrasi sürecidir. Aynı zamanda tüm halkların haklarının, kimliklerinin ve kültürlerinin tanındığı bir süreci ifade etmektedir. Başka bir deyişle, bugüne kadar yürütülen mücadelenin kaynağı inkâr olmuştu ve inkâr siyaseti dayatılmıştı” diye konuştu.
Geçmişte yapılan hataların tekrar edilmemesi için, Kürt varlığının ve kimliğinin tanınması tarihsel olarak hayati önemde olduğunun altını çizen Ebru Günay, bugün gelinen aşamada, özellikle Halep’le birlikte başlayan ve bugün Rojava’da süren olaylarla bir kez daha Kürt varlığının inkâr edilmesi ve tanınmaması tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını söyledi.
Halep’te ve günlerdir Rojava’da ve genel olarak Suriye’de neler yaşandığının farkında olduklarını ifade eden Ebru Günay, bu durumun özünde, oradaki Kürt varlığının da tanınmaması anlamına geldiğini vurguladı.
‘İNSANLIK İÇİN MÜCADELE EDENLERE AÇIK BİR DÜŞMANLIKTIR’
“Ankara’da Kürtlerle barış yaparken Şam’da, Rojava’da ya da Suriye’nin başka yerlerinde Kürtlere düşmanlık edemezsiniz” diyerek Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılara dikkat çeken Ebru Günay, “Bu ikisi birbirinden ayrılamaz. Ankara’da, Diyarbakır’da, Mardin’de Kürtlerle dostluk ve barış politikası izliyorsanız; Rojava’da, Başûr’da, Şam’da; kısacası Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada Kürt varlığını, kimliğini ve statüsünü tanıyan bir politika izlemek zorundasınız. Aksi halde bu, Kürtlere yönelik açık bir düşmanlığın göstergesidir” dedi.
Türkiye’nin özellikle Halep çevresindeki son gelişmeler sırasında sergilediği yaklaşım ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalar, iktidarın Kürt kimliğini tanımayı reddeden bir politika izlediğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Ebru Günay, şunları kaydetti: “Kürtler için kendi varlığımızı savunmak ve direnmek her zaman yaptığımız bir şey olmuştur. Ancak bunu burada, özellikle Londra’da, İngiltere Parlamentosu’nda bir kez daha vurguluyoruz; Kürtler insanlık adına mücadele etmiştir. Kararlılıkla, tüm halkları, kimlikleri ve kültürleri tehdit eden cihatçı bir yapı olan IŞİD’e karşı savaşmışlardır. Bunu yaparken insanlığın tarafını savunmuşlardır. Bu cihatçı yapılar farklı kimlik ve kültürleri kabul etmez. Dürzilere ve Alevilere yönelik katliamlar, aslında Kürtlere yöneltilen katliamların adım adım bir uyarısıydı. Bu bağlamda, Orta Doğu’da laik, özgürlükçü ve kadın özgürlüğüne dayalı bir paradigmanın ayakta kalabilmesi için Kürt kimliğinin tanınması şarttır. Demokratik bir Orta Doğu’nun inşası ve Kürtlerin yaşadıkları her yerde demokratik yönetimlerin ve demokratik toplumun kurulmasında aktif rol alabilmeleri için alan açılmalıdır. Bu perspektiften bakıldığında, bu hatırlatmayı uluslararası aktörlere ve parlamenter güçlere bir kez daha yapmak gerekir.”
Kadınlara ve halklara düşman olan cihatçı ve İslamcı bir gelenek yeniden kendini korumaya, destek bulmaya ve yeniden inşa etmeye çalışmakta olduğunu söyleyen Ebru Günay, “Özellikle barışın ve demokratik toplumun inşasında, Sayın Öcalan’ın siyasal perspektifi ve gerçek, barışçıl bir siyasete yaptığı vurgu doğrultusunda hareket etmek bizim için büyük önem taşımaktadır” dedi.
‘TEMEL GÜNDEMİMİZ, ROJAVA’
Günay’ın ardından söz alan UNİTE Sendikası Uluslararası İlişkiler Direktörü Simon Dubbins, İngiltere’deki sendikal hareketin Kürt dayanışması konusunda uzun bir geçmişi olduğunu Kürt siyasi hareketinin barış, demokrasi, kapsayıcılık, kadın hakları, işçi hakları ve ekoloji gibi değerlerinin kendi değerleri ile örtüştüğünün altını çizdi.
Kürt hareketinin değerlerinden her zaman ilham aldıklarını ifade eden Dubbins, şu anda temel gündemlerinin Rojava olduğunu söyledi.
Rojava’daki durumun hiç kimsenin beklemediği bir şekilde dramatik bir biçimde tırmandığını ifade eden Dubbins, Britanya sendikalarını Kürtlere daha derinden yönelten şeyin 2014 yılındaki Kobanê’de yaşananlar olduğunu ifade etti.
Kürt halkının DAİŞ’in vahşetine karşı verilen direnişe tanıklık ettiklerini ifade eden Dubbin, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın IŞİD’i silahlandırdığı ve Kürtleri zayıflatmaya çalıştığı gerçeği karşısında derin bir tiksinti de duyduklarını söyledi.
“Rojava süreci ile birlikte ‘Kürt hareketiyle dayanışmayı en iyi nasıl kurabiliriz?” sorusuna cevaben, Önder Apo’nun özgürlüğü kampanyasının kendilerinin odak noktası olduğunu ifade eden Dubbins, onun Türkiye, Suriye ve İran’a yayılan son derece karmaşık bir durumu tek ve tanınabilir bir odağa dönüştüren bir sembol olduğunun altını çizdi.
Önder Apo’nun paradigmasının Kürdistan coğrafyasında yaşanan savaş dehşeti içerisinde eşbaşkanlık sisteminden inançların kimliklerin eşitliğine kadar bir temsil yarattığını ifade eden Dubbins, bu projenin bölgedeki her rejim için bir tehdit olduğunu bildiklerini ifade etti. Sadece Erdoğan değil, Suudi Arabistan’dan Suriye’ye kadar herkesin bu projeyi ezmek istediğine dikkat çeken Dubbin, “ Buna rağmen ayakta kalabilmesi, gelişmesi ve yoluna devam edebilmesi herkese ilham verdi” diye kaydetti.
‘ÖCALAN ÜZERİNE DÜŞEN ROLÜ OYNADI’
Önder Apo’nun Demokratik Toplum Süreci’nde üzerine düşen rolü oynamasına rağmen tecridin sürdüğüne dikkat çeken Dubbins, “Öcalan gerçekten üzerine düşen rolü oynadı. Ancak hâlâ ve hâlâ büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz; çünkü Öcalan tam anlamıyla özgür değil. Sınırsız erişimi yok. Görmesi gereken insanlarla görüşemiyor. Evet, bazı görüşmelere izin verildi. Evet, bazı video mesajlar oldu ama bu, barış sürecine tam ve gerçek bir bağlılık değildir” dedi.
‘SERBEST BIRAKILAN DAİŞ’LİLERE SURİYE ÜNİFORMASI GİYDİRİLECEK’
Herkesin Suriye ve Rojava’nın bu süreçte önemli olduğunu bildiklerini ifade eden Dubbins, Kürt hareketinin şu anda katliamlar yapan, şimdi sakallarını kesip takım elbise giyen ve saygın devlet başkanları gibi davranan insanlar tarafından bir dayatma ve tasfiye girişimiyle karşı karşıya olduklarına dikkat çekti.
DAİŞ döneminde kadınlara ve azınlıklara her türlü katliamı yapan grupların bugün Kürt kadın savaşçıların heykellerini yıktıklarını söyleyen Dubbins, cezaevlerindeki DAİŞ’lilerin serbest bırakılarak üzerlerine Suriye üniforması üniformalarının giydirileceğini söyledi.
‘ULUSLARARASI TOPLUM ÜZERİNDE BASKI KURMALIYIZ’
Rojava’da yaşananlardan derin bir endişe duyduklarını kaydeden Dubbins, “Bu çok zor bir dönem. DEM Parti’nin ve yaptıklarının cesaretini selamlıyorum; bu kadar büyük baskı altında barışa yönelmenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Bizler için—sendikal hareket ve daha geniş sivil toplum için—Birleşik Krallık hükümeti üzerinde acilen baskıyı artırmamız gerekiyor. Uluslararası toplum üzerinde de baskı şart. Bu insanlara borcumuz var: korunmalarını sağlamak, seslerinin duyulmasını sağlamak ve gerçek adaletin peşinden gitmek. Kürt halkıyla dayanışma içinde olmak zorundayız” dedi.
‘SÜRECİ SAYIN ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜÇLÜ KILAR’
Konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Sorulara yanıt veren Ebru Günay, sürecin tartışmasız baş aktörünün Önder Apo olduğunu söyleyerek, “Hem Kürdistan’ın dört parçasında hem de Ortadoğu’da etkisi olan bir lider. Bu tartışma götürmez. Sürecin kalıcı ve güvenilir olmasının temel şartlarından bir tanesi, başta Sayın Öcalan olmak üzere cezaevlerinin boşaltılması. Müzakerelerin eşit koşullarda yürütülebilmesi için Kürt tarafından halkların ve dünyanın kabul ettiği bir lider olan Sayın Öcalan’ın özgür olmasına giden yolun açılmasıyla mümkün olur. Aksi halde süreç yapıcı olmaz. Nihayetinde dünya deneyimlerinden Türkiye’ye en yakın olan Nelson Mandela’nın sürecidir. Ve orda da süreci güçlü kılan Mandela’nın özgürlüğüne giden yoldu. Türkiye’de süreci güçlü kılacak olan Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür” dedi.