Kalbini hakikate adamış bir insanı tanımanın en iyi yolu, onunla yaşamaktır. Yaşamak ise paylaşmaktır. Paylaşmak da bireyi, turnusol kağıdı gibi netleştiren büyük bir değerdir.
İçine doğduğumuz dünya, paylaşımdan, ortaklaşmadan ve beraberce yaşamaktan olabildiğince kaçan bir dünyadır. Halbuki bu dünyada sosyal yaşamın ilk nüveleri atıldığında, insanın hiç de söylendiği gibi bireyci, tekçi, menfaatçi, parçalayıcı, despot ve vahşi olmadığı kesindir. İlk insanlar, dediğimiz gibi, sosyalleşmeleriyle birlikte esas aldıkları ilk husus güçlerini ortaklaştırmalarıdır. Yaşamlarını bir araya getirerek güç haline getirmişlerdir. Ve tabii ki yaşamı sadece kendilerini güçlü kılmak için yaşamadıkları da kesindir. Yaşam öyle örülmüştür ki adeta herkes birbirine muhtaçtır; biri olmadan diğerinin olmayacağı kadar dayatıcıdır. Özcesi, yaşam koşulları insanları bir araya getirerek tarihin belki de en ortakçı yaşamını, çok da bilinçli planlamadan, gerçekleştirmelerini sağlamıştır. Biz o dönemde olup bitene neolitik yaşam kültürü diyor ve aslında gelişmiş bilinçle, gelişmiş teknik donanımla o yaşamı özlüyoruz.
Sadece özlemiyoruz; biraz kendimize baktığımızda, dağların doruklarına çıkan pırlanta gibi Kürt gençlerine baktığımızda, bu sade, duru, ortak bir amaç uğruna ortaklaşan ve evrensel bir birliktelik içindeki yaşamı hemen görüveriyoruz. Demek istediğim o dur ki dağlarda yaşam, güçlü bir sosyalite ve komünalite üzerine kuruludur. Böyle olunca dağlara akış hep sürmüştür ve bu akış Kürdistan’ın dört bir tarafından gerçekleşmiştir. Rojhilatê Kurdistan bu konuda önemli bir yere sahiptir.
Bir kültür ve inanç deryası olan Rojhilatê Kurdistan, coğrafya olarak Kürdistan’ın egemen güçler tarafından ilk bölünen parçası olmasından ötürü tarihte birçok serhildana sahiplik etmiş ve özgürlük uğruna mücadele edenleri bağrına basmıştır. Bu coğrafya, uygulanan tüm baskılara, imha konseptine, idamlara ve zulme rağmen binlerce yıllık kadim Kürtlüğünü, dilini ve kültürünü her şekilde korumayı elden bırakmamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne de ilk günden itibaren kucak açan ve Önder Apo’nun felsefesini kendisi için yaşam felsefesi haline getiren bu coğrafya, yıllar yılı en değerli evlatlarını mücadeleye katarak özgürlük uğruna nice bedeller ödemekten de geri durmamıştır. İşte bu güzel yaşamın bir güzel temsilcisi de Rojhilatê Kurdistan’ın özlü bir evladı ve hakikat eri olan Aso Baran’dır.
Aso, böylesi köklü bir halk gerçekliğinin en çarpıcı haliyle yaşandığı Rojhilatê Kurdistan’ın Merîwan kentinde; yurtsever, Kürt kültür ve geleneklerine son derece bağlı bir ailede dünyaya gelir. Ailesinin yanı sıra çevresinin de özgürlük mücadelesine gönülden bağlı olması ve mücadelenin birebir içinde yer alması nedeniyle, ilk şekillenmesini kökleri sağlam bir şekilde bu mücadele geleneğine yaslanarak alır. Kürdistan’da bir işgal gerçekliği vardır ve kendisi de hem okul okuduğu yıllarda hem yaptığı işlerde hem de yaşamın tüm alanlarında bu işgale sebep olan düşman gerçekliğine şahit olarak yaşamak zorunda kalır. Bu durumu bir türlü içine sindiremez; kendi öz vatanında baskı altında yaşamayı kabullenmez.
Arayışları o yaşlardan itibaren gelişir ve her Kürt genci gibi erkenden mücadelenin içine atılır. Bölgede faaliyet yürüten Rojhilatlı birçok siyasi fraksiyonun bünyesinde çalışmalara katılır; lakin bu fraksiyonların amaçlarının belli noktalarla sınırlı olması, dar bir tutum sahibi olmaları ve giderek halkla birliktelik zemininden kopup toplum üstü bir hal almaları nedeniyle, mücadele arayışlarını başka bir doğrultuda yürütmeye çabalar. Bu noktada, çevresinden bazı aracılar yoluyla Önder Apo’nun fikirleriyle tanışma fırsatı bulduğunda, ilk andan itibaren büyük bir etkilenme yaşar.
Önderliği okudukça doğru noktada olduğunu ve Önderliğin diğer Kürt liderlerinden çok farklı olduğunu bilince çıkarması çok sürmez. Önder Apo’yu tanıdıkça heyecanı daha da artar ve kararında netleşme yaşar. Aso’nun Önder Apo’yu yakından tanımasına en büyük vesile ise, aslında Kürt halkı tarafından ‘kara gün’ olarak adlandırılan ve Rojhilatê Kurdistan’da büyük bir öfke ile serhildana zemin olan 1999 Uluslararası Komplosu olur. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir halk tarafından bir önderlik bu düzeyde sahiplenilmemiştir. Bunu okuduğu hiçbir kitapta görmemiş olan Aso, okumalarını artırarak 2003 yılında gerilla saflarına katılma kararı verir. Bu, onun yaşamında yeni bir sayfadır ve sözlerini bizzat kendisi nakşedecektir.
Bilinçli bir katılımın sahibi olan Aso, gerilla saflarında gördüğü ilk eğitimlerde; gerillanın sadece Kürdistan halkını koruyan salt askeri bir güç olmadığını, aynı zamanda Kürt kimliğinin tarihsel kökleri üzerinde yaşam bulması için ideolojik ve politik yönleriyle özgür bir toplumun nüvelerini barındırdığını derinlemesine kavrar. Duru bir kişiliğe sahip olan Aso, kararlı ve bilinçli yapısı sayesinde her alanda aktif bir katılımın sahibi olur.
ZAGROSLARDA İLK GERİLLACILIK
Tarih 2004’ü gösterdiğinde, Kürdistan Özgürlük Gerillaları mücadele tarihinde ‘İkinci 15 Ağustos Atılımı’ olarak nitelenen 1 Haziran Hamlesi’ne hazırlanmaktadır. Her alanda hummalı bir hazırlık sürmekte, hazırlanan gerilla grupları kafileler halinde ülkeye geri dönüş gerçekleştirmekteyken; kendisi de bu tarihi gerilla atılımında yer almak ve dönem görevlerini yerine getirmek için büyük bir istek ve arzuyla öneri üzerine önerilerde bulunur. Bu önerilerini hayata geçirmek ve düşmandan öç almak için ancak profesyonel bir düzeye ulaşarak sonuç alabileceğini bilir. Bu nedenle askeri eğitimlere büyük önem verir ve kendisini en iyi şekilde hazırlamanın çabası içine girer.
Zagroslarda ilk gerillacılık pratiğine katılan Aso, burada disiplinli ve ölçülü yaklaşımlarıyla olumlu sonuçların elde edilmesine katkıda bulunur. Her şartta ilkesel duruşundan ödün vermemesi, olaylar karşısındaki soğukkanlılığıyla çözüm odaklı bir tarza sahip oluşu ve bilgisi sayesinde yoldaşları arasında önemli bir yer edinir; farklı sahalarda basın çalışmalarına katılmak üzere düzenlemesi yapılır. Etkileyici üslubu ve ideolojik derinliğiyle başarılı bir pratiğin sahibi olan Aso, basın çalışmalarına yeni değerler kazandırır. Bir süre bu çalışmalarda kaldıktan sonra, 2010 yılında tekrar Kürdistan dağlarına döner.
Aso, dağlara duyduğu özlemi daha fazla mücadele ederek, coşkulu ve aktif bir katılım sağlayarak gidermek ister. Türk işgalciliğine karşı savaşmayı en büyük hedeflerinden biri haline getirir ve bu hedefine ulaşmak için sürekli yoğunlaşma içinde olur.
Israrla savaşın yoğun yaşandığı alanlara gitmeyi önermesine ve bunu aşırı derecede istemesine rağmen, bir Apocu devrimci olarak nerede ihtiyaç varsa orada olmayı ilkesel duruşun bir gereği sayar. Bu nedenle bazı ihtiyaçlardan dolayı bu istemini bir süre ertelemek zorunda kalarak özgür basın çalışmalarını Kürdistan dağlarında sürdürür. Başta Şehîd Qasim Engîn, Şehîd Dozdar Hemo, Şehîd Elî Kanîroj, Şehîd Arjîn Amed olmak üzere birçok değerli Apocu militanla birlikte dağlarda özgür basın çalışmalarının temsilciliğini yapar.
‘SEMAH DÖNEREK ÇOCUKLUK HAYALLERİME ULAŞMAK İSTİYORUM’
Bunun yanında çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Aso, aynı zamanda edebiyat alanında da oldukça yeteneklidir. Yazdığı şiirlerde mücadele gerçekliği, yurtseverlik, toprağa bağlılık ve ulusal bilinç gibi temaları güçlü bir şekilde işler. Yer aldığı çalışmalardaki disiplinli ve yüksek tempolu çalışma tarzıyla örnek bir militan olmayı başaran Aso, bu çalışmalarda her ne kadar başarılı olsa da her zaman Bakurê Kurdistan’a geçip mücadelesini orada sürdürmek ister. Özellikle çocukluk yıllarında düşmana karşı asiliğini ve kahramanlığını duyduğu Dersim’e gitmeyi çok isteyen Aso, bu amacını gerçekleştirmek için kendisini ideolojik ve askeri anlamda daha fazla yetkinleştirmesi gerektiğini göz ardı etmez. Önerisi için yazdığı raporunda bu konuda şu sözleri kaleme alır:
“Ben yurtsever bir ailede dünyaya gelirken, vatanımın tarihini bilmem gerekli oldu. Daha küçük yaştayken büyük abim bana Kürdistan’ın kanlı ve direnişçi tarihinden bahsederdi. Bazen direnişlerin bastırıldığını anlatırken insanın tüyleri diken diken olurdu. En fazla duyduğum kahramanlık ve direnişler ise, nice kahramanların direnişlerde katledildiği Dersim’e aitti. Bu nedenle Dersim, benim için direnenlerin kalesi, serhildanların öncüsü gibi görünürdü hep. Bu coğrafya bende bir hasret yaratmıştır. Her çocuğun hayali gibi benim de hayalim Dersim oldu. Dersim’de yaşamak için Merîwan’ın Hewraman kalelerinden, Ahura Mazda’nın çocuklarını, Zerdeşt’in ateşini alarak Alevilerle beraber ateşin etrafında semah dönmek, çocukluk hayallerime ulaşmak istiyorum.”
ÇELİKTEN BİR İRADE
Kendisi için çocukluk hayali olan bu önerisi, Apocu hareket yönetimi tarafından kabul edilir ve daha hazırlıklı, daha donanımlı bir şekilde ülkeye geçmesi için Mazlum Doğan Parti Merkez Okulu’nda eğitime düzenlenir. Burada yaşadığı yoğunlaşmalarla kendisini oldukça zorlu Bakûr pratiğine tamamen hazır hale getirir.
Çelikten bir iradeye, ideolojik bir katılıma ve ilkesel açıdan iyi pişmiş bir kişiliğe sahip olan Aso, bu temelde Bakûr’da devrimci halk savaşını etkin bir şekilde yürütme iddia ve kararlılığıyla, bir grup yoldaşıyla birlikte Dersim’e doğru yola çıkar. Bir hayalden gerçeğe adım atmıştır. Bundan dolayı büyük bir heyecan içindedir. Dersim alanına ulaştığında, çocukluk hayallerini gerçekleştirmenin verdiği mutluluk ve coşkuyla, ilk andan itibaren alandaki çalışmaların tümüne dahil olmanın gayreti içine girer. Kaybedecek bir dakikası bile yoktur; çünkü onun için vakit, mücadeleyi en ileri seviyelere taşımanın vaktidir. Verdiği sözün gereğini yerine getirmenin ve şehitlere layık bir pratiğin sahibi olmanın yanında, geride bıraktığı tüm yoldaşlarının özlemlerini de gerçekleştirmenin övüncünü yaşar.
Dersim coğrafyasının rayihalar uyandıran doğası, havası ve tüm güzelliklerinin yanı sıra, direnişçilikle özdeşleşen halkının yurtseverliğinden de derinden etkilenen Aso, bu halkın mücadelesine layık olmak için her daim çaba sahibi olur. O, Merîwan’dan Dersim dağlarına uzanan yaşam ve mücadele serüvenini gerçeğin en yalın ifadesi haline getirir. Dersim’de de basın çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdüren Aso, burada bulunan tüm yoldaşlarının mücadelelerini ve yaşamlarını kamerasıyla kayda alarak tarihe mal eder. Çektiği görüntü ve fotoğraflarla Dersim alanındaki gerilla mücadelesinin unutulmamasında ve toplumun belleğinde yer edinmesinde belirgin bir rol oynar.
APOCU BİR MİLİTAN OLARAK HER AŞAMADA VAR OLDU
Emek, birey yaşamında “ahlak” kavramının temelini oluşturur. Emeğin anlamlandırılması ise mücadele gerçekliğini güçlü bir zeminde uygulamak demektir. Aso da çocukluğundan itibaren kişiliğinin özü haline getirdiği emekçiliği ve fedakar kişiliğiyle, ayak bastığı her alanda; kalbine dokunduğu tüm yoldaşlarında ve mücadelenin önemli safhalarında derin ve unutulmaz izler bırakır. Onun bıraktığı izler, yazdığı şiirlerde de dile getirdiği gibi; duygularını, düşüncelerini, istemlerini ve arzularını tek bir amaç doğrultusunda bütünleştirmenin çabasıdır. Bu amacına ise Apocu bir militan olarak kendisini her aşamada var ederek ulaşır.
Öğrenmenin yaşı, zamanı ve yeri yoktur. Hz. Ali; “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünü söylerken, insanın yaşamı ancak öğrenerek yaşayabileceği gerçeğini ortaya koyar. Aso, ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, her daim yoldaşlarından yeni şeyler öğrenmeyi; onları her açıdan tanımayı ve hissetmeyi esas alır.
Bunun yanında bilgisiyle, yoldaşlığıyla, mücadelesiyle ve içtenliğiyle herkesin kalbini fetheden gerilla komutanlarından Şehîd Atakan Mahîr ile aynı alanda mücadele etmeyi, kendisi açısından bulunmaz bir şans olarak görür. Bu değerli kahramanın hem yaşamda hem de mücadele saflarındaki büyük tecrübelerinden pay almak için yoğun bir çaba içerisinde olur. Bunu, tüm yoldaşlarının şahsında da sürdürür. Bu paydaşlığı, kendisini mücadelenin daha ileri aşamalarına taşımanın ve geliştirmenin zemini haline getirir.
Dolu dolu yaşadığı mücadele yıllarının her bir anında Önder Apo ve şehitler gerçekliğine sıkı sıkıya bağlı kalan bir militan ve dağ basınının unutulmaz yüzlerinden birisi olan Aso, dürüstçe katılımı, mütevazı yaşamı ve içten yoldaşlığıyla bu bağlılığın gereklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeyi bilir.
2014 yılının ağustos ayında, özlemi ve hayali olan Dersim’de şehadete ulaşarak ölümsüzler kervanına katılır. Anılar, özlemler ve istemler bir gerillanın yaşam ortağıdır. Bu kutsal yolculuğa çıktığı ilk andan ve özgürlük mücadelesine katıldığı ilk günden şehadetine kadar; bireyi değil toplumu, görüneni değil zahiri ve gerçeğin sırrını öğrenmeyi kendine esas alan hakikat eri Aso, Kürt halkının özgürlük mücadelesinde bıraktığı izlerle Kürt halkının özlemlerine cevap olur. Onun şahsında canlarını özgürlüğe bahşedenler, yaşamın hakikatidir. Bu hakikat uğruna dökülecek her bir damla ter, verilecek her bir bedel ve yürütülecek her mücadele, insanlık onurunu korumak demektir. Onur yoksa yaşamda insanın elinde geriye ne kalır ki?
Aso gibi kahramanların; silahıyla, düşüncesiyle, kamerasıyla ve kalemiyle düşmana karşı sergilediği direnişi anlamlı kılmanın yegâne yolu, onların anısına bağlılık temelinde; onlara layık bir duruşun ve mücadelenin sahibi olmaktan geçer.
* Hêzên Parastina Gel Basın İrtibat Merkezi (HPG BİM) üyelerinden Aso Baran (Cabbar Kerîmî), Ağustos 2014’te Dersim’de şehit düştü.