GÖRÜNTÜLÜ

PJAK temsilcisi Britanya Parlamentosu’nda konuştu: Çözüm Demokratik Konfederalizm’de

Britanya Parlamentosu’nda konuşan PJAK Avrupa Temsilcisi Siyamend Mûînî, PJAK’ın İran'daki mevcut sorunlara çözüm üretecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek en gerçekçi seçeneğin demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm olduğunu söyledi.

Kurdish Progress ve PJAK Britanya Temsilciliği organizasyonuyla Birleşik Krallık Parlamentosu’nda “İran’da İslam Cumhuriyeti Sonrası Kürtlerin Geleceği” başlıklı bir panel düzenlendi. İşçi Partili Lord Watts’ın ev sahipliğinde gerçekleşen panele, konuşmacı olarak PJAK eski Eş Başkanı ve mevcut Avrupa Temsilcisi Siyamend Mûînî katıldı. Çok sayıda akademisyen, diplomat, yazar ve siyasetçinin ilgi gösterdiği etkinliğe Doğu Kürdistanlılar, Beluçlar ve Ahvaz Arapları da yoğun katılım sağladı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Lord Watts, Kürtlerle bir arada bulunmaktan ve onlarla dayanışma içinde olmaktan gurur duyduğunu belirtti.

Ardından söz alan Siyamend Mûînî, Kürtlerin demokrasi, eşitlik ve kendi kaderini tayin etme mücadelesi; bölgesel değişimler, siyasi örgütlenme, insan hakları ile federalizm ve özyönetim konularına ilişkin bir sunum yaptı.

Mûînî, İran’ın herkesin görebileceği üzere derin bir krizde olduğunu belirterek, ülkenin içeride kendi halkları için, dışarıda ise vekil güçler (proxy) aracılığıyla tüm bölge ve Avrupa için tehdit oluşturduğunu söyledi.

İran’ın kendi rejim anlayışını bu vekil güçler üzerinden ihraç etmeye çalıştığını vurgulayan Mûînî, şöyle devam etti: “İran rejiminin bu krizi aşacak bir gücü ya da çözüm eğilimi bulunmuyor. Bu noktada sahneye muhalefet örgütlenmeleri çıkıyor. Rejime karşı başta Kürtler olmak üzere demokratik güçler var ve bu güçler değişimi gerçekleştirebilir. PJAK olarak İran ve İran Kürdistanı’nda rejimin karşı karşıya bulunduğu sorunlara çözüm üretme kapasitesine ve projelere sahibiz. Bu kolay olmayacak, ancak imkânsız da değil. İran rejiminin iktidarını kaybetmeye yanaşmayacağı biliniyor. Bu nedenle alternatif muhalif güçlerin demokratik örgütlenmesi önemlidir.”

Mûînî, Fransa ve Birleşik Krallık tarafından şekillendirilen Sykes-Picot ve Lozan düzeninin sona ermesiyle, çözüm arayışlarında yeni demokratik güçlerin dikkate alınması gerektiğini belirtti. “İran halklarının bu süreçten en az bedelle çıkabilmesi için Birleşik Krallık’ın desteği hayati önemdedir. İran halkları özgür ve demokratik bir yaşamı hak ediyor” dedi.

Konuşmasında, yüzyıldır kanlı diktatörlere karşı mücadele eden ve binlerce şehit veren Kürtlerin bugün İran hapishanelerinde insanlık dışı koşullarda tutulduğunu söyleyen Mûînî, ‘12 Gün Savaşı’ sonrasında İran’ın gençleri ve kadınları tutuklamaya başlayıp işkence ettiğini ifade etti. Hûrî Semradî, Pexşan Ezîzî ve Zeynep Celaliyan gibi isimlerin, Kürdistan’ın özgürlüğü ve İran’da demokrasi için verdikleri mücadele nedeniyle akıbetlerinin bilinmediğini belirtti.

Özgürlük ve demokrasiye inanan herkesin İran halkının özgür ve demokratik bir cumhuriyette yaşama hakkına destek vermesi gerektiğini vurgulayan Mûînî, “Jin, Jiyan, Azadî devriminin yükselttiği özgürlük çağrısı, rönesans niteliğinde bir zihinsel dönüşüm yaratarak tüm İran’ı etkilemiştir. Bu önemlidir. Uluslararası kamuoyu, İran’da demokratik bir sistemin oluşmasına destek sunmalıdır” dedi.

Bir soru üzerine Kürtlerin özgürlüğe layık olduğunu ifade eden Mûînî şöyle konuştu: “Özyönetim hakkını savunuyoruz. Doğu Kürdistan’da ekonomik ve politik özerklik talep ediyoruz. Kürdistan halkı özgürlük yolunda hangi seçeneği tercih ederse biz onun yanında duracağız. Kürt halkı, yüz yılı aşkın süredir devam eden inkâr ve statüsüzlüğü sona erdirmekte kararlıdır. Bu özgürlük federasyon, demokratik özerklik veya başka bir modelle sağlanabilir; ancak statüsüzlük mutlaka sona erecektir.”

Demokratik konfederalizm ve federal İran doğrultusunda self-determinasyon hakkını savunduklarını belirten Mûînî, “Tek dil ve tek ulus anlayışı çözüm üretmez. İran çok kültürlü bir coğrafyadır; bu nedenle demokratik özerklik ve özyönetim gerçekçi bir çözümdür. Bunun adı da Demokratik Konfederalizm’dir. Rojava Kürdistanı bunun imkânsız olmadığını gösterdi. Rojava Kürdistanı’nın DAİŞ gericiliğine karşı özgür bir toplum olarak verdiği mücadele, Rojhilat için bir örnek olabilir” ifadelerini kullandı.

İsrail ile ilgili bir soruya yanıtında, İran rejiminin bölgeyi vekil güçler aracılığıyla bir “ahtapot” gibi sardığını belirten Mûînî, “Kürtler ve Yahudiler arasında tarihsel bir dayanışma vardır. Bugün ortak düşman İran’daki İslam rejimidir. Özgürlük mücadelesinde bize uzanan hiçbir eli havada bırakmayacağız” dedi.

Türkiye’deki çözüm süreci ve PKK gerilla güçlerinin geri çekilmesine dair bir soruya Mûînî, şu yanıtı verdi: “PKK ile Türkiye devleti arasında yaşanan barış ve diyalog süreçlerini destekliyor ve olumlu buluyoruz. Özgürlük hareketlerinin demokratik ve diyalog temelli çözüm arayışlarını değerli görüyoruz. Diyalog, savaştan daha değerlidir. Ancak totaliter bir rejim olan İran böyle bir zemin oluşturmamaktadır. Biz özgürlük ve demokrasi için mücadele ediyoruz. Siyasi çözüm koşulları oluşursa buna hazırız.”

Son olarak söz alan Lord Watts, İngiltere’nin Kürtlere yaklaşımında “yetersizlik” olduğunu kabul ederek Irak Kürdistanı ve Kuzeydoğu Suriye’deki Kürt özyönetimlerinin, “sorun oluşturan aktörler” değil, “çözüm üreten aktörler” olduğunu vurguladı.

PJAK ile İngiltere arasında bir ilişki olup olmadığına dair soruya ise, “Bu konuda bilgim yok, ancak olmasında da bir sakınca görmüyorum” diye yanıt verdi.