GÖRÜNTÜLÜ

‘Yeni süreç hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor’

“Ortak Demokratik Yaşamın İnşasında Riskler ve Olanaklar” konulu oturumda yapılan konuşmalarda, yeni sürecin hem büyük riskler hem de önemli fırsatlar barındırdığı belirtildi.

“Birlikte Yaşamı Şekillendirmek: Türkiye’de Çözüm Süreci ve Gelecek Perspektifleri” başlıklı uluslararası konferans, "Türkiye’de Ortak Demokratik Yaşamın İnşasında Riskler ve Olanaklar” konulu oturum ile devam etti. Moderatörlüğünü  Güley Kılıç’ın yaptığı  oturuma Dr. Özgür Sevgi Gürel, Ertuğrul Kürkçü ve Dr Yahya Madra konuşmacı olarak katıldı.

İlk sunumu yapan Dr. Özgür Sevgi Göral Türkiye’deki barış sürecinin geçmişe oranla daha farklı bir konumda olduğunu belirterek, “Türkiye’deki barış süreci, 90’lar ve 2000’lerin başındaki tecrübeden çok farklı bir politik-tarihsel momentte gerçekleşiyor. Küresel krizler, neoliberal felaketler, Orta Doğu’daki savaşlar ve aşırı sağın yükselişi gibi faktörler süreci çevreliyor. 2013-2015 sürecinden farklı olarak, masadaki alan daha dar ve jeopolitik zorluklar yoğun.  Barış süreçlerinde tarafların farklı perspektifleri doğal, esas olan, çatışmayı bitirecek ölçüde kısmi anlaşmalar ve birikim inşa edebilmek. Ancak bu gün toplumsal ve politik sahada barış inşası, yalnızca tepede yapılan müzakerelerle sınırlı değil. Toplumsal alana yayılan, politik ve toplumsal hareketleri besleyen bir süreç olarak görülmeli. Tepedeki müzakere, toplumsal barış inşasının tek belirleyeni değildir. Toplumsal sahayı genişletmek ve farklı dünyaları kurma imkânını sağlamak da barışın önemli boyutudur.”

İkinci sunumu yapan Ertuğrul Kürkçü, Türkiye’deki çözüm süreci, geçmişte yaşanan 1993-2010 ve 2013-2015 süreçlerinden farklı olarak yeni bir politik momentte ilerlediğine dikkat çekerek, şunları söyledi: “ Devlet süreci kendi araçlarıyla farklı, tek taraflı bir siyasal mühendislik olarak yürütüyor. Net bir hedef, aşama  veya şeffaflık sunulmuyor. Karşı tarafta ise Kürt siyasi hareketi, savaş ve müzakere deneyimi ile dört parçadaki diasporası sayesinde sürecin yönünü görebiliyor ve stratejik yatırım yapabiliyor. Geçiş süreci dinamik ve yönetilebilir, tarihi olarak hiç kimse baştan sonucu planlamıyor. Abdullah Öcalan ekseni ve Kürt Özgürlük Hareketi, süreci özgürlük, ortak yaşam ve toplumsal adalet arzusu çerçevesinde yönlendiriyor. Ama burada ikinci bir boyut var. Kürt hareketi ve devlet, her ikisi de bu süreci kendi seçtikleri bir yol olarak değil, karşılıklı güç ilişkilerinin dayattığı zorunlu bir rol olarak yürütüyor. Bu rol, kendiliğinden kalıcı değil, her iki tarafında da bu dayatılmış çerçevenin ötesini düşünmesi ve yeni bir perspektif geliştirmesi gerekiyor. Sürecin başarıya ulaşması,  hem devletin hem Kürt hareketinin bu zorunlu rollerin ötesine geçebilme kapasitesine bağlı.”

Dr. Yahya Madra, yaptığı sunumda şunları ifade etti: “Kürtlerin özgürleşmesi, aynı zamanda Türkiye’nin kendi sömürgeleştirme süreçlerinden kurtulmasıyla bağlantılı, bu ikili ve derin bir sorun olarak sürecin önünde duruyor. Ekonomik kriz hem mülteciler ve yıkıma uğrayan orta sınıf gibi etkenler radikalleşme ve alt right yapıların oluşumunu belirliyor. Aynı zamanda büyük ulus devletlerin geri dönüşü, küçük ulus devletleri tehlikeye düşürüyor ve korkuları derinleştiriyor. Bölgesel güçlerin varlığı hem fırsat hem risk yaratıyor. Bu anlamda süreç, demokratik entegrasyon ve yeni paradigmalardan besleniyor, ancak hem olanaklar hem de kısıtlar birbirine paralel ilerliyor. Abdullah Öcalan bu dönemde yeni paradigma ve kavramlar geliştirirken, aslında eski kavramlarını da terk etmiyor. Yeni kavramlar ortaya çıkıyor ama bu eski kavramları tamamen bırakalım anlamına gelmiyor. İkisini birlikte düşünmemiz gerekiyor. Bu sabah ki tartışmalarda en önemle konulardan biri de Rojava’nın semptomatik konumuydu. Ne Kürdistan Rojavasız tanımlanabilir ne de Suriye Rojavasız düşünülebilir. Bu da Rojava’nın ulus-devlet sınırlarının ötesinde, transnasyonel bir pozisyona sahip olduğunu gösteriyor. Aslında bu yıllardır, konuşulan paradigmatik açılımın hala geçerli olduğunu hatırlatıyor. Türkiye’nin de bu çerçevede, ulus-devletin ötesini gözeten bir stratejik akılla hareket etmesi gerekiyor. Bu gün sürecin ilerleyebilmesinin sebebi de bu: Transnosyonel düzeyde hamle yapılabildiği ölçüde bir açılım imkanı doğuyor.”

Avrupa Aleci Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat ise şunları söyledi:  “Bugünkü başlığımız ortak demokratik yaşamın riskleri ve olanakları. En büyük risk, ezilen halkların ve toplumsal kesimlerin bir araya gelememesi. Burada bir şeyi teslim etmek lazım: Erdoğan, önceki iktidarların yapamadığı bir şeyi yaptı. Devletin Alevilere karşı gerçek tutumunu saklamadı, olduğu gibi ortaya koydu. Öncekiler “Aleviler eşit yurttaştır” derken, politikada asimilasyonu sürdürüyordu. Erdoğan ise devletin Alevilere nasıl baktığını açık gösterdi. Bu kısa vadede büyük zarar verdi ama uzun vadede Türkiye’ye şunu gösterdi: Bir kişinin, bir cemaatin, bir mezhebin tüm devlete hakim olmasının nasıl bir felakete yol açacağını.”

Civaka Îslamîya Kurdistan (CİK) adına Hafız AhmetTurhallı’da bir konuşma yaptı. Turhallı, konuşmasında, “Konuşmalarda bütün ezilenlerden söz ediliyor ama Müslüman halkın yaşadığı acı ve İslam içindeki demokratik, barışçı gelenek neredeyse hiç anılmıyor. Oysa Türkiye’de devletin İslam'ı araçsallaştırmasına karşı çıkan adalet ve barış için çalışan büyük bir Müslüman kesim var. Biz onları görmezden geliyoruz. Sorun İslam’ın kendisi değil iktidar İslamcılarının onu yozlaştırmasıdır. İslam barış demektir. Ezilenlerle ezenleri ayırarak düşünürsek ortaklaşmamız kolaylaşır. Bu coğrafyanın sosyolojisi Müslüman çoğunluğu. Biz bu alandan çekildikçe radikal yapılar güçlendi. Doğru bir İslam anlayışını topluma taşıyamadığımız için boşluğu devlet ve iktidar doldurdu. Tehlikeler büyük ama beraber düşünürsek aşılabilir” diye belirtti.

 Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Aleviler Birliği adına konuşan Songül Morsümbül, konferansın önemine değinerek, şunları dile getirdi: “Sayın Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğüne, barışa ve şiddetsiz çözüme yaptığı çağrıyı selamlıyoruz. Konferansın Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’ya ithaf edilmesi de hukuk ve demokrasi ihlallerine karşı toplumsal bir vicdanın ifadesidir. İçinde bulunduğumuz dönem sadece politik bir an değildir. Birlikte yaşamın, adaletin ve demokratik toplumun yeniden kurulabileceği tarihsel bir fırsattır. Bahçeli’nin çağrısı ve Sayın Öcalan’ın açıklamasıyla başlayan süreç ancak toplumsallaşırsa derinleşebilir. Bunun için devletin gerçek ve kalıcı adımları atması, topluma açık bir yol haritası sunması gerekmektedir. Biz Aleviler inancımızı, dilimizi, kimliğimizi, kadın özgürlüğünü ve eşit yurttaşlık hakkımızı korumak için mücadele ediyoruz. Alevi toplumu tekçi, çatışmacı anlayışların değil, çoğulculuğun, uzlaşı ve barışın doğal taşıyıcıdır. “Yol bir sürek bin bir sözünün gösterdiği gibi farklılıklar içinde bir arada yaşamayı iyi biliriz.”

QAD Üyesi Faruk Muhsinoğlu da yaptığı konuşmada,  bölgede herkesin zulme uğradığını, Alevilerinde Kürtlerinde tarih boyunca ağır bedeller ödediğini vurguladı, tarihsel olarak ilk kez Kürt hareketinin kendi iradesiyle yeni bir yol açtığını, silahsızlanma ve barış sürecinin tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Muhsinoğlu, asıl önceliğin bu süreci akamete  uğratmadan desteklemek olduğunu, onlarca yıllık ağır sorunları bugünün siyasetçilerinin sırtına yığmadan önce barış ortamının mutlaka sağlanması gerektiğini belirtti. Kürt toplumunun bütün enerjisini sürecin başarıya ulaşmasına bağladığını ifade ederek, Kandil-İmralı ve DEM Parti hattının bu süreci uyumlu yürüttüğünün altına çizerek, “ Odaklanmamız gereken, bu barış ve silahsızlanma sürecine yük bindirmeden katkı sunmak ve önce demokratik, sakin bir ortam tesis etmektir” dedi.

 Avrupa Kürt İş Verenler Derneği adına okunan mesajda şunlar belirtildi: “ Biz iş insanları derneğiyiz ama bugün size ekonomiden değil, hepimizin yüreğinde yer eden bir değerden bahsetmek istiyoruz. Barış. Barış olmadan ne güçlü bir ekonomi olur, ne de güvenli bir gelecek. Barış umut, demektir, hezur demektir, yarınlara güvenle bakmak demektir. Adaletsizlik, insanların hayatlarını gölgeleyen en acı gerçeklerden biridir. Oysa barış, kalpleri yumuşatır, insanları yan yana getirir ve hepimize yeni yollar açar."