40 bin yıllık yünlü mamuttan RNA çıkarıldı

Bilim insanları, 40 bin yıllık bir yünlü mamuttan RNA çıkarmayı başardı. Bu gelişme, antik genomların incelendiği paleogenomik alanının sınırlarını yeniden tanımlayan dikkat çekici bir ilerleme olarak değerlendirildi.

Stockholm Üniversitesi’nden araştırmacılar, 2010 yılında Sibirya’nın kuzeydoğusunda donmuş halde bulunan Yuka adlı 39.000 yıllık yünlü mamuta ait, şimdiye kadar elde edilmiş en eski RNA’yı dizilemeyi başardı.

Washington Post, “Bu keşif, yaşamın en temel faaliyetlerini yöneten genetik materyal olan RNA’nın çok hassas olduğu ve çok hızlı bozulduğu için eski örneklerde aranmasının anlamsız olduğu yönündeki hakim dogmaya ters düşüyor” diye gözlemliyor.

Bu başarı, Yuka’nın olağanüstü korunmuş olmasından kaynaklanıyor; keşfedildiğinde birçok kas dokusu tamamen sağlamdı.

DNA, canlıların genetik haritasını barındırırken, Amerikan gazetesi RNA’nın “kas, deri veya karaciğer gibi farklı dokularda genlerin nasıl aktif hâle geldiğini belirlediğini” ifade ediyor.

Yuka’nın RNA’sını dizileyen araştırmacılar, böylece mamutun yaklaşık on yaşındayken ölümünden hemen önce hücrelerinin faaliyetlerine doğrudan bir bakış elde etmiş oldu.

ESKİ KORONAVİRÜSLERİ ÇÖZÜMLEMEK

Bilim insanlarının Cell dergisinde yayımlanan çalışması, özellikle kas kasılmasıyla ilgili genlerin Yuka’nın ölümünden hemen önce aktif olduğunu gösterdi; bu da onun bir mağara aslanının saldırısı sonucu ölmüş olabileceği yönündeki hipotezi doğruluyor.

On binlerce yıllık RNA’nın çıkarılabilmesi, şimdiye dek esas olarak bir milyon yıldan fazla dayanabilen DNA’ya dayanan paleogenomik biliminin kapsamını önemli ölçüde genişletiyor.

Washington Post, “Teknikler geliştikçe ve bilim insanları hangi örneklerin başarılı biçimde dizilenebileceğini daha iyi öğrendikçe, eski RNA’nın geçmiş hakkında sağlayabileceği bilgi miktarının hâlâ belirlenmesi gerektiğini” belirtiyor.

Ancak bu yeni çalışma, araştırmacıların şimdiden “eski hayvan dokularında ve hatta grip ya da koronavirüs gibi eski RNA virüslerinde gen ifadesini yeniden oluşturmaya imkân tanıyan, geçmiş biyoloji hakkında çok daha kapsamlı bilgiler elde edebileceklerini” gösteriyor.