TJA'nın başlattığı "Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz" yürüyüşü 7'nci günde Ankara'da sonlandı. 1 Ekim'de Amed'te birden çok taleple Amed'ten yürüyüşe başlayan 250 kadın her türlü engelleme ve zorluğa rağmen finali mecliste yaptı. Ankara'da yapacakları yürüyüş engellenirken, kadınlar girdikleri mecliste "Jin Jiyan Azadi" ve "Biji Serok Apo" sloganları attı. Programın sona ermesinin ardından hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra yeniden Amed yoluna çıkan kadınlar, bu süreçte heybelerine yükledikleri umut ve barış sorumluluğu ile çalışmalarına devam edecek. Yapılan yürüyüş birçok kentte yurttaşları da ayağa kaldırırken, kadınlar bu yürüyüşün barışın inşası sürecinde sadece bir adım olduğuna dikkat çekti.
Barış için mücadele eden isimlerin başında gelen SAMER Koordinatörü Yüksel Genç ise bu yürüyüşün en ön saflarında yer alan isimlerden biri oldu. Ekim 1999 tarihinde yapılan "Barış Grubu" çağrısı sonrası bir grup gerilla ile Türkiye'ye gelen Yüksel Genç, bu süre zarfında iki defa cezaevine girip çıktı. Tahliye edildikten sonra da barış mücadelesine kaldığı yerden devam eden Yüksel Genç, 26 yıl sonra yeniden 1 Ekim günü aynı talep için yola çıktı. Amed'ten Ankara'ya yürüyen Yüksel Genç, bu yürüyüşün bütün halklara cesaret verdiğine yer verdi. "1999'dan bu yana barış yürüyüşümüzün karşılık bulduğu ölçüde toplum mutlu oldu; unutulduğu ölçüde yoksullaştı, yoksunlaştı" sözleri ile hem yürüyüşü hem de bundan sonra yapacakları çalışmayı değerlendirdi.
Yüksel Genç, yürüyüşün yalnızca bir eylem değil, 26 yıllık bir mücadelenin devamı olduğunu vurguladı. Genç, yürüyüşün hem bireysel hem toplumsal anlamda cesaret, umut ve özgürlük bilincini yeniden dirilttiğini söyledi.
'UMUTSUZLUĞA KARŞI UMUDUN YÜRÜYÜŞÜYDÜ'
Yüksel Genç, yürüyüşün barış ve özgürlük adına büyük bir anlam taşıdığını belirterek, “Yürüyüşümüzün barış, özgürlük, birlikte var olabilme ve eşitlenebilme adına çok önemli bir işlevi yerine getirdiğine inanıyorum. Sokaklarda oluşmuş büyük umutsuzluğa karşı büyük bir umut yürüyüşüydü bizimki. Beklentisizliğe karşı büyük bir beklentiyi kurma ve bu beklentinin gereğini yerine getirme yürüyüşüydü” dedi.
'CESARET ADIMI OLDU'
Genç, yürüyüşün aynı zamanda Önder Apo'nun özgürlüğüyle kadın ve toplum özgürlüğünün birbirine bağlı olduğunu gösteren çok belirgin bir nitelik taşıdığını da vurguladı: “Gittiğimiz her yerde, dokunduğumuz her insanda, bizim özgürlüğümüzün Sayın Öcalan’dan; Öcalan’ın özgürlüğünün de bizden geçtiğine dair duyguyu karşılıklı yaşayabildik. Yürüyüşümüz hem toplumsal hem de siyasal düzeyde bir cesaret adımı oldu. Bu süreç başladığından bu yana sürecin gereklerini yerine getirmekten kaçınan, buna cesaret göstermeyen iktidar ve devlet tarafları açısından da cesaret gerektiren bir yürüyüştü. Bu sürecin bir sonuca varabilme gücünün bizde olduğunu yeterince idrak edemeyen toplum açısından da bir cesaret yürüyüşüydü.”
'İNSANLAR ÖLÜ TOPRAĞINI ATTI'
Son 10 yıldır sertleşen politikaların toplumda yarattığı içe kapanma haline dikkat çeken Genç, bu yürüyüşün “ölü toprağını atma” anlamında da büyük bir kırılma yarattığını söyledi: “Gittiğimiz her yerde insanların sokakta, hayatında, mücadelesinde, özgürlüğüne dair sloganları kadının dilinden duymuş olmanın güvenini hissettiklerini gördüm. İnsanlar yaşamı örmeye, sokağa çıkmaya dair cesaretlerini hatırladılar. Bu yürüyüşümüz aynı zamanda barışın toplumsallaşması, toplumun barışı inşa etmesine cesaret edilmesi açısından da çok kıymetliydi. Barış inşa edilen bir şeydir; demokratik toplum da inşa edilen bir şeydir. Cesaret sürdükçe her ikisinin de inşa edilebileceğine sonsuz inancım var.”
'TALEPLERİMİZ KARŞILIK BULMALI'
Genç, yürüyüşün sloganını hatırlatarak çağrısını yineledi: “Biz ne dedik? ‘Umutla özgürlüğe yürüyoruz.’ Bu toplumda en çok zayıflatılan iki şey umut ve özgürlüktü. Biz bu iki değere sahip çıkarak yürüyoruz. Bundan sonra da umutla özgürlük yürüyüşünün kapıları sonuna kadar açık. Benim için bu yürüyüş sadece 7 günlük bir yürüyüş değil, 26 yıllık bir yürüyüştür. 26 yıl önce, 1 Ekim’de barış için ilk yürüyüşümüzü başlattık. O gün bugündür, barış yürüyüşümüzün karşılık bulduğu ölçüde toplum mutlu oldu; unutulduğu ölçüde yoksullaştı, yoksunlaştı.”
'TALEPLER HİÇ OLMADIĞI KADAR ORTAK'
Ekonomik ve toplumsal krizlerin derinleşmesinde barış talebinin görmezden gelinmesinin büyük rolü olduğunu söyleyen Genç, şöyle devam etti:
“26 yıl boyunca Kürtlerle eşitlenme, özgürleşme ve demokrasi taleplerimize kulaklarını tıkayanlar, günün sonunda kendi toplumlarını da eşitsizlikte, özgürlüksüzlükte ve demokrasisizlikte bizimle eşitlediler. Şimdi tüm Türkiye toplumunun özgürlüğe, eşitliğe ve demokrasiye ihtiyacı var. Talep artık hiç olmadığı kadar ortak.”
'İKİNCİ KANADA TALİBİZ'
Yüksel Genç, yürüyüşün aynı zamanda siyasal düzlemde bir dönüşüm çağrısı olduğuna dikkat çekti: “Bu ortak talebe sahip çıkılması halinde hem toplumsal barış inşa edilecek hem de devlet ve hükümet içerisinde çatışmadan beslenen, statükoyu koruyanlar geriletilecek; çözüm için söz kuracak ve icra yapacaklar güçlenecek. Bizim yürüyüşümüz, Bahçeli’nin ‘eksik’ dediği o ikinci kanadı canlandırma, o ikinci kanadı örebilme yürüyüşüdür. Biz bu yürüyüşle ikinci kanada, o kanadın icracılarını güçlendirmeye talibiz.”
Yüksel Genç, yürüyüşü “barışın toplumsallaşması, cesaretin yeniden kazanılması ve demokratik geleceğin inşası” için bir eşik olarak değerlendirerek şunları ifade etti: "Bu yürüyüşümüz bir başlangıç. Cesaret sürdükçe barış da, özgürlük de inşa edilecek. Umutla özgürlüğe yürüyen herkes bu sürece büyük katkı sunacaktır.”