GÖRÜNTÜLÜ

Şehit Berfîn Nûrhaq: PKK ile tanıştıktan sonra 'bu mücadeleden dönmem' dedim

Maraş Katliamı öncesi ailesinin sürgünüyle şekillenen çocukluğunu ve Özgürlük Hareketi ile tanıştıktan sonra attığı kararlı adımı anlatan Berfîn Nûrhaq, ‘PKK ile tanıştıktan sonra ‘dönen dönsün, ben dönmem yolumdan’ diyerek mücadele yoluna girdim” diyor.

Şehit Berfîn Nûrhaq’ın ailesinin Maraş Katliamı öncesi sürgün edilmesiyle şekillenen çocukluğu, üniversite yıllarında Özgürlük Hareketi’yle tanışması ve Yunanistan’daki eğitim devresi, onun devrim yolunda kararlı adımlarını belirledi.

Berfîn Nûrhaq (Hanım Xanê Demir), işgalci Türk devletinin 13 Aralık 2021’de Medya Savunma Alanları’na düzenlediği hava saldırısında şehit düştü. PAJK Meclis üyeliğinin yanı sıra, HPG ve YJA Star’da üst düzey komutanlık görevlerinde bulunan Nûrhaq, şehit düşmeden önce yaşamını ve gerillaya katılım sürecini anlattı.

Bir devrimci, devrim yolunda yürüyen militan bir kadın olarak kendisini anlatmakta zorlandığını belirterek konuşmasına başlayan şehit Berfîn Nûrhaq, “İnsan bunu genellikle Önderlik savunmalarından sonra daha iyi fark ediyor. Önderlik kendi yaşamını anlatıyor ve biz Önderliğin yaşamından öğreniriz. Kürdistan gerçekliği, savaş ve mücadele gerçekliği somut yaşam üzerinden öğrenildiğinde çok daha öğretici oluyor. Önderliğin yaşam diyalektiğini inceledikçe, her öğrenilen şey insana yeni bir perspektif kazandırıyor.

Bu nedenle insan kendisini Önderliğin yaşamı karşısında değerlendirdiğinde zorlanır. Çünkü Önderlik, kendi yaşam tarzını mücadele süreçlerini doğuş süreçleri olarak tanımlıyor. Biz ise kendi yaşamımızı, mücadele içinde başardıklarımızı ve başaramadıklarımızı onunla kıyasladığımızda çekiniriz. Ölçümüz Önderlik gerçeği ve şehitlerdir. Devrim demek başarı demektir ve insan kendi yaşamını ortaya koyduğunda, bu halk için, mücadele için, kadınlar için neyi, ne kadar başardığımız da ortaya çıkıyor. Bir bütün olarak yaşam özetlendiğinde başarılar kadar eksiklikler de görünüyor. Bu yüzden insan kendisini anlatmakta çekiniyor” diyor.

MARAŞ KATLİAMI ÖNCESİ AİLE OSMANİYE’YE GÖÇ EDİYOR

Ailesinin Maraş Katliamı öncesi göç etmesinden dolayı Osmaniye’de doğan Berfîn Nurhaq, ailesinin Kürt ve Alevi olmasından kaynaklı yaşadıkları zorluklara değiniyor: “Ailem 1973’lerde Elbistan’dan Osmaniye’ye göç ediyor. Bu göç, 1978 Maraş Katliamı öncesindeki bölgesel katliam hazırlıkları dönemine denk geliyor. Önderlik de 12 Eylül 1980 darbesinin Kürdistan’daki hazırlıkları Maraş’ta başladı diyor. Elbistan, Pazarcık gibi yerlerde köy köy, kasaba kasaba katliamlar yaşanıyordu. Devlet, aşiretler arasındaki çelişkileri kışkırtıyor, bazılarını destekleyip bazılarını karşısına alıyordu. Bunları daha sonra annemin anlatımlarıyla, yurtseverlikle ve PKK mücadelesiyle tanıştıktan sonra öğrendim.

Bizim aşiretimiz Elbistan’daki Alhaz aşiretidir; çok sayıda köyü kapsayan büyük bir aşirettir. Bu aşirete bağlı birçok aile sürgün edildi. Ailem de 1972 sonlarında bir süre Maraş ve Elbistan’ın Türk Sünni köylerinde sürgün hayatı yaşadı. Sürgün; yoksulluk, açlık ve her türlü zorluk demektir. En sonunda bazı aileler Osmaniye’ye, bazıları İzmir’e, bazıları da İstanbul’a yerleşti. Ben sürgünden sonra, 1974’te doğdum. Büyüme koşullarım da bu sürgün ve yoksulluk ortamında şekillendi.

Ailemde Kürt ve Alevilik bilinci vardı. Derinlerde, özde Kurmanclık bilinci hep mevcuttu. Annem, neden Elbistan’dan geldiğimizi sorduğumuzda bunu hissettirirdi. İlkokul ve ortaokulun ilk yılı Osmaniye’de geçti. Daha sonra ekonomik nedenlerle ve aile çevremizin büyük kısmının İzmir’de olması nedeniyle İzmir’e taşındık. Sürgün olmanın, Kürt ve Alevi olmanın getirdiği bir mesafe vardı devlete karşı. Aynı zamanda güçlü bir toplumsallık ve kendi kültürel çevresine tutunma hali de vardı. Annem hep ‘Bizden insanların olduğu yere gidelim’ derdi. Bu yüzden İzmir’e geçtik ve ortaokuldan itibaren eğitimime orada devam ettim.”

ZÎLAN’IN EYLEMİ KARARLAŞMAMI HIZLANDIRDI

1997 yılında Çanakkale’de üniversite okurken Özgürlük Hareketi’ne katılan ve Önderlik sahasında eğitim görme şansını yakalayan savaşçılardan biri olan şehit Berfîn Nûrhaq, o dönemi şu sözlerle anlatıyor: “Ailenin maddi sorunları, annemin yaşadıkları beni erken yaşta düşünmeye itti. Temel yaşam amacım annemi bu baskıdan kurtarmaktı. Okuyarak, bir meslek sahibi olarak annemi rahatlatmak istiyordum. Bu nedenle ticaret meslek lisesine gittim, ardından Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’ni kazandım. Üniversiteye başladığımda aileden gelen bilinçle ilk aradığım şey ‘bizden olanlar’dı; Kürtler, Aleviler. O yıllarda, 1992-93 döneminde üniversite ortamı son derece siyasiydi. Faşistler, İslamcılar, PKK gençliği ve Türk solu güçlü biçimde örgütlüydü.

Bir de sadece okuyup memur olmayı hedefleyen bireysel bir kesim vardı. Ancak böylesine politik bir ortamda bireysel yaşamak bana ahlaki gelmiyordu. İlk günlerde Türk solundan bazı arkadaşlarla ilişkilendim ama kısa sürede bu ortamın benim kültürüme ve yaşam amacıma hitap etmediğini fark ettim. Ardından yurtsever gençlik, PKK hareketiyle tanışmalar başladı. Kısa sürede bir grubun, bir oluşumun parçası olduk. Başlangıçta kalabalıktık ama zamanla dökülmeler oldu. Biz birkaç arkadaş kaldık ve ‘dönen dönsün, ben dönmem yolumdan’ diyerek geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimizin farkındaydık. Zamanla cezaevi ziyaretleri, eylemler, örgütsel çalışmalar başladı. Siyasal bilincimiz başlangıçta çok derin değildi ama devlete karşı güçlü bir refleksimiz vardı.

1995’ten itibaren Önderliğin çözümlemelerini gizlice okumaya başladık. Kadın ve aile sorunu, dine devrimci yaklaşım, 5. Kongre politik raporu beni derinden etkiledi. Bu metinler ideolojik, felsefi ve örgütsel bir derinlik kazandırdı. 1996’ya gelindiğinde artık üniversitelerde gerillaya katılım tartışmaları başlamıştı. Heval Zilan’ın 30 Haziran 1996 yılındaki eylemi bu kararlaşmayı hızlandırdı. Cezaevine gelen Kürt analarını, yoksulluklarını, cesaretlerini görmek, benim için belirleyici oldu. Mardinli, Amedli anaların devrimci duruşu, Önderliğin ideolojisinin Kürt kadınları üzerindeki etkisini somut olarak gösteriyordu. Bu, benim için annemi aşma sürecini de hızlandırdı. Sonunda birkaç arkadaşla birlikte katılım kararı aldık.”

ÖNDERLİĞİN TALİMATIYLA YUNANİSTAN’A ÇIKTIK

Katılım kararı alan bir grup arkadaşlıyla birlikte Önderliğin talimatıyla Yunanistan’a geçtiklerini ve orada dört ay süren ilk eğitimlerini aldıklarını söyleyen PAJK Meclisi, HPG ve YJA Star Komuta Konseyleri, Apollo Akademiler Komutanlığı ve YJA Star Merkez Karargah Komutanlığı Üyesi Berfîn Nûrhaq konuşmasını şu sözlerle sonlandırıyor: “Yunanistan’daki eğitim devremizin adı ‘Newroz ateşiyle bütünleşen zafer devresi’ydi. Hayalimiz, zaferden sonra Amed surlarında Newroz’u kutlamaktı. Önderlik, özellikle üniversite gençliğini doğrudan kendisi yetiştirmek istiyordu. Önderlikten eğitim almak bizim için büyük bir şanstı. Önderlik, çeteciliğe karşı, kadın ve erkeği ideolojik olarak donatılmış kadrolar hâline getirmeyi hedefliyordu. Bugün geriye dönüp baktığımda bunu daha net görüyorum. Bizi ‘2000’li yılların kadroları’ olarak tanımlıyordu.

Hatta Önderlik sahasındaki eğitim devremiz de zafer devresiydi. Yani Kürdistan'daki genel mücadelenin zafer devresinin kadroları olarak oluşturmak istedi. İnsan Önderliği gördüğünde şunu hissediyor; ‘Sen bende anlam bulacaksın’ diyor Önderlik. Önderliğe anlam verdikçe devrimci olursun, Kürt halkına hizmet edersin. O yıllarda PKK ideolojisini, devrimciliği tam anlamıyla kavradığımız söylenemezdi ama duygu ve his düzeyinde bunu derinden yaşıyorduk. Bu sadece benim ya da birkaç arkadaşın yaşadığı bir şey değildi; bir kuşağın ortak deneyimiydi. Hepimiz Önderliğe anlam vermeye çalışıyorduk. Herkes Önderliğin söylediklerini, yaptıklarını tartışıyordu ve Önderliği anladıkça, birlikte yaşadıkça, Önderlik kişiliğine yoğunlaştıkça daha toplumsal oluyorsun.

Mesela bir örnek vermek istiyorum; Önderlik sahasında arkadaşlar belli bir eğitimden sonra dağa geliyorlar. Önderlik arkadaşları dağa gönderdi biz de daha yeniyiz, Önderliğe pür dikkat bakıyoruz, bütün hal hareketlerine bakıyoruz. Niye Önderlikte bu kadar anlam arayışı var; o sorgulamayı insan yaşıyor. Önderlik bütün arkadaşları yolcu ederken hep ‘bize de bir yer ayırın, çabuk ölmeyin birlikte görüşelim’ derdi. Akşam üzeriydi, Önderlik yıldızlara bakıyordu, gözleri dolmuştu. Biz Önderlik neden bu kadar duygulandı, niye yıldızlara baktı diyorduk. İki, üç arkadaş tartışıyorduk; dedik Önderlik sanki yıldızları gerillaya benzetiyor. Çünkü gerilla da dağları eylemleriyle aydınlatıyordu. Bizde gerillaya ilgi, hemen dağa gitme duygusu oluşuyordu.

Önderlik sahasında herkes öyleydi, herkes dağa gelmek isterdi, savaşmak isterdi. Önderlik bize esas mücadelenin gerilla alanı olduğu mesajını veriyordu. Doğal olarak hepimiz gerilla olmak üzerine yoğunlaşıyorduk. Gerilla üzerine yoğunlaşmamız demek devrimin gelişmesi, mücadelenin gelişmesi demek oluyordu. O anlamda Önderlikte yoğunlaşınca insan daha toplumsal oluyor. Önderliğe anlam verdikçe sen daha toplumsal oluyorsun.”