GÖRÜNTÜLÜ

Şüpheli kadın ölümleri artıyor: Darp izlerini saklayıp 'intihar' diyorlar

Wan'da 8 ayda 14 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Yaşanan bu artışa ve şüpheli ölümlerin arkasındaki gerçeklere dikkat çeken TJA Aktivisti Rojbin Bor, "Bu ölümler politik; 'intihar etti' denilen kadınların vücutlarında darp izleri var" dedi.

Jinnews Kadın Haber Ajansı’nın aylık şiddet çetelesine göre, temmuz ayında 28 kadın katledilirken 25 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Şüpheli ölümlerin büyük bir kısmı basına yansımazken, bu ölümlere dair açılan soruşturmalar etkili bir şekilde ilerlemiyor.

Şüpheli ölümlerin arkasında yoğun olarak şiddet, tehdit ve derin yoksulluk hikayeleri bulunurken, tehdit ve şiddet iddialarına rağmen açılan soruşturmalar çoğunlukla takipsizlikle sonuçlanıyor. Bu durum, fail erkekleri daha da cesaretlendirirken toplumda şüpheli ölümlerin artmasına neden oluyor.

Kürdistan’da, özel savaş politikalarıyla da bağlantılı olan bu durumun yoğun olarak yaşandığı Wan’da, sadece sekiz ayda 14 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Basına yansımayan isimler bu sayıya dahil değilken, artan ölümler kentteki kadın kurumlarını ve dernekleri de kaygılandırıyor.

Yaşanan şüpheli ölümlerin politik olduğunu ve kadın cinayetlerinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Rojbin Bor, konuya dair değerlendirmede bulundu.

'KADINLARIN VÜCUTLARINDA DARP İZLERİ VAR'

Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri hakkında konuşan Rojbin Bor, bu ölümlerin bireysel değil, politik olduğuna dikkat çekti. Rojbin Bor, “Kadınların şüpheli ölümlerinde araştırmaya gerek kalmadan ortada bulgular görünüyor. ‘İntihar’ denilen kadınların çoğunun üzerinde darp izleri var. ‘Kadın ve aile’ söylemi, kadını sadece aileye endeksli gören bir yaklaşım. Kadın; denetlenmesi, kontrol edilmesi, hizaya çekilmesi gereken bir varlık olarak tanımlanıyor. Böyle bir hiyerarşide erkek akıl ve erkek güç, kadına istediğini yapabileceğini düşünüyor" dedi.

'KARAKOLA GİDEN KADININ ÖLÜMÜNE 'İNTİHAR' DİYORLAR'

Rojbin Bor, yaşanan örneklerden birini şöyle aktardı: “Sinem Demir adlı bir kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdiğinde, olay yerine gittiğimizde kıyafetlerinde sürüklenme izleri ve vücudunda darp izleri vardı. Buna rağmen olay intihar olarak kayda geçti. Birçok kadın defalarca karakola gidiyor, şikâyetçi oluyor, sığınma evinde kalıyor, ailesine sığınıyor ve ‘Beni öldürecek’ diyor. Buna rağmen öldürüldüğünde intihar süsü veriliyor. Bu kadınlar yaşamını sürdürmek için elinden geleni yapıyor, ama devlet erkekleri dokunulmazlıkla donatıyor.”

'YARGI CAYDIRICI DEĞİL'

Yargının erkek şiddeti karşısında caydırıcı olmamasını eleştiren Rojbin Bor, “Bugün erkekler rahatça ‘Seni öldürürüm, üç ay yatarım’ diyebiliyor, çünkü gerçekten de az ceza alacaklarını biliyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve 6284 sayılı kanunun hedef alınması, erkekleri cesaretlendiriyor. Yargı, erkek şiddetini cezalandırmıyor, adeta tarafsız kalıyor. Bu da erkeklere daha fazla güç veriyor” dedi.

'MÜCADELE MEKANİZMALARI YETERSİZ'

Şiddetle mücadele ağı kurduklarını belirten Rojbin Bor, İnsan Hakları Derneği, barolar ve kadın örgütleriyle birlikte çalıştıklarını eklerken, bunun yeterli olmadığını da vurguladı:

“Yerelde kadın yoksulluğuna karşı projeler üretilmeli, 24 saat ulaşılabilir şiddetle mücadele merkezleri olmalı. En önemlisi, yargı caydırıcı cezalar vermeli. Erkekler ancak o zaman kadınların eşit yaşam hakkına sahip olduğunu kabul eder.”



                                                           ROJBİN BOR