Türkiye’de özellikle son yıllarda kadın cinayetleri artış gösteriyor. Erkek şiddeti sonucu yaşamını yitiren kadınların sayısı her geçen gün artarken, faillerin çoğu zaman yeterli cezayı almaması, kadın örgütleri ve hak savunucularının tepkisine neden oluyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Mêrdin Şahmaran Kadın Platformu Sözcüsü Gülizar İpek Bilek, Mêrdin ve Kürdistan’da artan kadın cinayetleri ile cezasızlık politikasına dikkat çekti.
Gülizar İpek Bilek, kadın kurumlarının daha aktif hale getirilmesi ve kadın katliamlarının son bulması için karar alma süreçlerinde kadınların çoğunlukta yer alması gerektiğini vurguladı. Gülizar İpek Bilek, şöyle devam etti:
“Kadın cinayetlerinde büyük bir artış olduğunu hepimiz görüyoruz. Hem Kürdistan hem Türkiye açısından ülke bir kadın mezarlığına dönüştü. Kadın cinayetleri aslında münferit değil; kadına yönelik sistematik ve politik saldırılardır.
Kadınlar sahada güç kazanmaya başladıkça erkek egemen sistem bu yapılara saldırmaya başlıyor. Ama bunun en büyük sebebi aslında erkek yargının cezasızlık politikalarıdır. Bu cezasızlık politikaları failleri cesaretlendiriyor. İyi hâl indirimleriyle birlikte bu katiller cesaretleniyor.
Kadın cinayetlerine baktığımızda, her cinayet öncesi bu cinayetlerin önceden tasarlanmış olduğu görülüyor. Google’da ‘Ben kaç yıl ceza alırım’ ve ‘iyi hal indirimi’ gibi taramalar yapılıyor. Bu bile aslında erkek yargının cezasızlık politikalarıyla kişileri nasıl ödüllendirdiğini gösteriyor.
İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme sonrasında kadın cinayetlerinde ne kadar artış olduğunu görebiliriz. 6284 sayılı yasanın uygulanmaması da bu katliamların sebeplerindendir. Bu yasa uygulanmış olsaydı, en azından bu katliamların bu kadar artmasının önü kesilebilirdi.
Önleyici birçok politika var, ama ne yazık ki bu politikaların hiçbiri uygulanmıyor. Kadınlar karakola başvurduğunda hiç kimse onları önemsemiyor. Mesela, Meclis’te çalışan bir kadın katledildi ve Meclis buna tepki bile göstermedi. Bu kadın koruma kararı olmasına rağmen katledildi. Bu, devletin koruma kararına rağmen kadınların korunmadığını gösteriyor.
Devlet kadınları koruyan mekanizmalar geliştirmiyor ve bunu bilerek yapıyor. Çünkü erkek yargı, erkeklerin sırtını sıvazlayacak kararlar aldığında, failleri daha da cesaretlendirir ve kadın katliamlarının daha da artmasına neden olur. Bundan dolayı, bunların münferit olaylar değil, sistematik olduğunu ve kadın cinayetlerinin politik olduğunu söylüyoruz.
Ses çıkaran, önde olan, alanı dolduran ve toplumu değiştirecek olanlar kadınlardır. Sistem ise kadınları dört duvara kapatmaya çalışıyor. ‘Aile Yılı’ denilen de aynen budur.”
‘ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ KADIN CİNAYETLERİNİ GEÇTİ’
“Aile yılı için şu örneği göstermek gerekiyor: 31 kadın katledilmiş ve 30 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiş. Şüpheli kadın ölümleri artık kadın katliamlarının önüne geçmeye başladı. Bunun en büyük sebebi de yargının cezasızlık politikasıdır. Yargı, bu dosyaları ‘intihar’ diyerek kapatmaya çalışıyor ve dosyaları incelemiyor.
Oysa bu dosyalar gerekli bir şekilde incelendiğinde ve takipler yapıldığında, aslında bunların tamamının faillerinin belli olduğunu göreceğiz. Biz kadınlar olarak, bu kadar şüpheli kadın ölümünün bu kadar artış göstermesini kabul etmiyoruz.
Biz, Mardin Şahmaran Kadın Platform’u olarak Mardin’de birçok kadın cinayetinin de takibini yapıyoruz. Mesela, Mardin’de bir günde üç kadın katledildi. Biz artık buna ‘kadın kırımı’ diyoruz. Bu, Türkiye geneline yayılmış bir durumdur.
İktidara baktığımızda ise kadınların kazanılmış haklarına saldırıyor. Kadın hakları gasp ediliyor ve kadın cinayetleri meşrulaştırılıyor. Cinayetler normalmiş gibi bir imaj yaratılmaya çalışılıyor.”
Medyanın kadına yaklaşımı ve kullandığı dilin de bu sürecin şekillenmesinde belirleyici bir faktör olarak öne çıktığına dikkat çeken Gülizar İpek, medyanın kesinlikle dilini değiştirmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Toplumsal cinsiyeti tamamen yok sayan bir dil var. Kadın cinayetlerini ‘namus’ kisvesi adı altında ya da iyi hal indirimlerini normal gösteren bir dil var. Kadın katliamlarını normalleştiren bir dil var. Bu dilin tamamen ortadan kalkması gerekiyor. Medya bunu önemsemeli ve toplumsal cinsiyeti ön plana çıkaracak bir dile sahip olmalı.
Medya da sistemden güçleniyor. Müfredatlarda bile toplumsal cinsiyet eğitimleri ortadan kaldırıldı. Toplumsal cinsiyet neredeyse kelime olarak bile kullanılamayacak bir duruma geldi. Oysaki toplumu ayakta tutacak olan toplumsal cinsiyettir. Kadın ve erkeğin eşitliğidir. Toplumsal dönüşümdür. Sistem bunu engelliyorsa, ciddi anlamda bu katliamların önünü açıyor demektir. Suçlu, devletin ve iktidarın ta kendisidir. Bu politikaları uygulayarak bu katliamların önünü açıyor.”
‘KADINLARIN BAŞVURABİLECEĞİ BİR MEKANİZMA YOK’
Kadınların başvurabileceği alternatif bir mekanizmanın ya da kurumun bırakılmamaya çalışıldığını belirten Gülizar İpek, belediyelerin gasp edilmesinden sonra tüm kadın kurumlarının kapatıldığını da hatırlattı:
“Devletin kurumları ciddi çalışmalar yürütmüyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bununla ilgili hiçbir çalışma yürütmüyor. Kadınların başvurabileceği bir alan olmadığı için, ne yazık ki kadınlar şiddet gördükleri alanlara tekrar geri dönmek zorunda kalıyor.”
Özellikle bakanlığın bu yılı ‘Aile Yılı’ ilan etmesinden sonra yüzlerce kadının katledilmesinin tesadüf olmadığına işaret eden Gülizar İpek, kadını sadece aile içine hapseden, özne olarak görmeyen, ikincilleştiren, nüfus politikasına dönüştüren bir sistem inşa etmeye çalışıldığını belirtti.
Gülizar İpek Bilen, “Kadının kürtaj hakkı yok ve bedeni gasp edilmiş durumda. Örneğin devlet, ‘üç çocuk yapın’ diyor. Bu bile aslında kadın bedeninin nasıl kontrol altına alınmaya çalışıldığını bize gösteriyor” dedi.
‘YARGI FAİLLERİ KORUYOR, DOSYA İNCELEMESİNE BİLE İZİN VERİLMİYOR’
Kadın kurumlarının önünün açılması gerektiğini ifade eden Gülizar İpek, “Kadın kurumları dosya incelemesi yapamıyor. Örneğin, Mardin’deki üç kadın katliamıyla ilgili avukat arkadaşlarımız savcıya başvurdu, ancak kabul edilmedi. ‘Kadın platformlarının bu dosyaları incelemesine müsaade edemeyiz’ dediler. Bu bile sorunun ne kadar derin olduğunu ve erkek yargının failleri nasıl koruduğunu gösteriyor.
‘SİSTEM İVEDİLİKLE BİR EYLEM PLANI HAZIRLAMALI’
Sistemin ivedilikle bir eylem planı hazırlaması gerekiyor. Bu kadar kadın kırımının ve kadın cinayetinin yaşandığı bir ülkede, acilen kapsamlı bir eylem planı oluşturulması gerekiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler politikalarına baktığımızda hiçbir çalışma yürütülmediğini görüyoruz. Bu bile, bakanlıkların aslında göstermelik olarak kurulduğunu da gözler önüne seriyor. Biz göstermelik bakanlıklar istemiyoruz.
Kadın cinayetlerini önlemek istiyorsak, tüm kadın kurumlarıyla ortaklaşa bir çalışma yürütmemiz gerekiyor. Belediyelerde kadın kurumlarına daha fazla yoğunlaşılmalı, kadın kurumları güçlendirilerek ‘Alo Şiddet’ hatları aktifleştirilmeli. Halen ‘Alo Şiddet’ hatları aktif değil; 7/24 saat işleyen şiddet hatlarının olması gerekiyor. Dayanışma merkezlerinin ve cinsel kriz merkezlerinin açılması gerekiyor. Ayrıca cezasızlık uygulamalarının ortadan kaldırılması gerekiyor.
Biz kadınlar alanlara dökülmemize ve bu alanlarda söz kurmaya çalışmamıza rağmen, sistem bu yönlü saldırılarını artırıyor. Biz de şunu söylüyoruz: Bütün bu saldırılara rağmen, kadınlar olarak omuz omuza vererek bu kadın kırımına engel olacağız ve bunu hep birlikte durduracağız” diye vurguladı.
‘BARIŞI TOPLUMSALLAŞTIRACAK OLAN KADINLARDIR’
Son olarak, Meclis’te kurulan komisyonun eşit temsil edilmediğine de değinen Gülizar İpek Bilek şunları söyledi:
“Barış istiyorsak, bu barışı toplumsallaştıracak olan kadınlardır. Sayın Abdullah Öcalan, her savunmasında ve konuşmasında eşit temsiliyetin önemini vurgulamış ve aynı zamanda kadının öncülüğüne dikkat çekmiştir. Bu kadın öncülüğüyle birlikte bir komisyon kuruldu; bu komisyonda 51 kişi var ve bunun sadece 10’u kadın. Bu durum, eşit temsiliyetin ne kadar eksik olduğunu gösteriyor. Barışı bir noktaya taşımak istiyorsak, komisyonda o eşitliği sağlamamız gerekiyor.
Şiddeti konuşmamız ve engelleyecek planlar çıkarmamız gerekiyor. Şiddetin kesinlikle engellenmesi gerekiyor ve bu şiddeti engelleyecek olan da kadınlardır. Bundan dolayı kadınların barış süreçlerinde daha fazla yer alması ve daha fazla söz kurması gerekiyor.”