Amed'de yoksulluğun kadın hali: Sağlık, gıda ve temel haklara erişim yok!
Güneydoğu Belediyeler Birliği (GABB) ve belediyeler ortaklığında hazırlanan, “Yoksulluğun Kadın Hali: Diyarbakır’da Eşitsizliğin Haritası” adlı saha çalışması tamamlandı.
Güneydoğu Belediyeler Birliği (GABB) ve belediyeler ortaklığında hazırlanan, “Yoksulluğun Kadın Hali: Diyarbakır’da Eşitsizliğin Haritası” adlı saha çalışması tamamlandı.
Geçtiğimiz yılın Ocak ayında başlayan ve kentte üç ilçede 2 bin 975 kadınla yüz yüze yapılan saha çalışması, kentte kadınların yoksulluk nedeniyle yaşadıkları sorunlara ayna oldu. Yapılan çalışma sonrası yerel yönetimler, yerinde tespit ettikleri bu sorunlara dair kadınların talep ve ihtiyaçlarına dair projeler hayata geçirmeyi hedefliyor.
Türkiye’de kadınlar ekonomik açıdan erkeklere göre daha yüksek bir yoksulluk riskiyle karşı karşıya bulunuyor; TÜİK’in 2024 “İstatistiklerle Kadın” raporuna göre yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan kadınların oranı %31,5 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşirken, erkeklerde bu oran yaklaşık %27,1 olarak ölçülmüştür, yani kadınların yoksulluk riski erkeklere kıyasla belirgin biçimde daha yüksek. Bu oranın daha da derinleştiği Kürdistan bölgesinde hem kadın çalışan kadın oranı hem de istihdam oranı daha az. İŞKUR’un Amed raporuna göre kayıtlı işsizlerin yüzde 44’ü kadın. Amed'de hem genel istihdam oranı hem de kadın istihdamı oranı Türkiye ortalamasının çok altında. Türkiye’de kadın istihdamı oranı yüzde 30 gibi çok düşük bir düzeyde kalırken, bu oran Amed'de yüzde 20’ye düşüyor. Mevcut işlerin çoğu erkeklere tahsis edilirken, kentte erkek istihdamı kadın istihdamının yaklaşık üç katı olarak görünüyor.
Amed’de kadınların yaşadığı derin yoksulluğu tespit etmek ve yaşanan eksikliklere çözüm bulmak adına Güneydoğu Belediyeler Birliği, “Yoksulluğun Kadın Hali: Diyarbakır’da Eşitsizliğin Haritası” adıyla bir saha araştırması yaptı. Belediyelerle ortaklaşarak 2025 yılı boyunca Diyarbakır’ın Bağlar, Sur ve Kayapınar ilçelerinde nicel ve nitel saha çalışmaları yaptı. Üç ilçede 2 bin 975 kadınla yüz yüze anket yapılan, ayrıca 29 kadınla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. "Diyarbakır'da Kadın Yoksulluğu Haritası Araştırma Raporu" başlığı altında hazırlanan raporda yoksulluğun kadınlar tarafından nasıl deneyimlendiği, ev içi emek ve bakım yükü, istihdam/işsizlik, gelir-gider dengesi, sosyal yardımlar, borçluluk, barınma ve temel ihtiyaçlara erişim eksenlerinde bütüncül biçimde ele alındı.
Hazırlanan raporda kadınların elde ettiği gelir durumu, yaşadıkları sorunlar ve temel ihtiyaçlarına dikkat çekilirken; özellikle görüşmelerin yapıldığı kadınların net bir gelire sahip olmadığı ve gelen sosyal yardımlarla yaşamlarını idame ettirebildikleri öğrenildi. Yine kadınların ekonomik sorunlar nedeniyle toplumsal, kültürel ve psikolojik anlamda da sorunlarla karşı karşıya kaldığı belirtilen raporda, özellikle boşanmış ya da şiddet gören kadınların ekononik kaygıları daha sık yaşadığı tespit edildi. Kayyım uygulamaları ve kadın kurumlarının kapatılmasının da açığa çıkan bu sonuçta ciddi bir payı bulunurken, yerel yönetimler elde edilen sonuçlar neticesinde sahada kadın yoksulluğunu en aza indirmek noktasında çalışmalar yürütmeyi hedefliyor. Bu raporla beraber kadınlara dönük üretim ve istihdam alanlarını çoğaltmayı hedefleyen ve buna göre bütçe planı hazırlamayı önüne koyan yerel yönetimler, sahada ki çalışmalarına ise devam edecek.
'GÜN İÇİNDE HİÇ BİR ŞEY YİYEMEYEN KADINLAR VAR'
Çalışmada yer alan ve raporu yazan bağımsız araştırmacı Semiha Arı, raporda kadınlar açısından yer alan detayları ve yoksulluğun geldiği derin örnekleri tek tek anlattı. Mülteci, boşanan ya da baskı altında olan kadınların her süreçte zorlandıklarını yine kirada kalan ya da bir geliri olmayan kadınların kendi ihtiyaçlarından çok çocuklarının ihtiyaçlarını düşündüğünü ve borçla bir yaşam sürdürdüklerini belirten Semiha Arı, raporun açığa çıkardığı sonucu, "Yoksullukla değil, açlıkla açıklanabilecek bir tablo" sözleriyle yorumladı.
Semiha Arı, "Yoksulluk tek başına gelir eksikliği olmamakla birlikte yapılan araştırma bize kadın yoksulluğunun gelirle ve istihdamla olan bağını çok güçlü bir biçimde gösterdi.
Anketlere göre Bağlar ve Sur’da kadınların yüzde 90’ı, Kayapınar’da ise yüzde 75’i gelir getirici bir işte çalışmıyor. Evet, Türkiye bir çalışan yoksullar ülkesi, ama hiç geliriniz yoksa, işsizseniz açlıkla sınanıyorsunuz demektir, çünkü sizi işsizlik ve şimdi yaşadığımız türden bir enflasyon krizi karşısında koruyacak sosyal politikalar yok. Nitekim görüştüğümüz kadınların durumunu yoksulluktan ziyade açlık daha doğru tanımlıyor. Yetersiz beslenme çok yaygın. Bazı günler hiçbir şey yiyemediğini söyleyen kadınlar oldu. Kadınların ücretli çalışmadan gelen bir geliri yoksa, geçimi büyük ölçüde eşlere, babalara, kısacası ailelere bağımlı demektir. Eşlerden ya da babalardan gelen gelir de aslında kadınlar evi idare etsin diye verilen harçlık. Görüştüğümüz kadınların çoğu, özellikle çocuklu olanlar, kendileri için neredeyse hiç harcama yapmadıklarını, gelirlerini evin ve çocuklarının ihtiyaçları için kullandıklarını söylediler" sözleriyle yapılan çalışmayı özetledi.
'KADINLAR ÇOCUĞUNA YİYECEK ALMAK İÇİN BORÇLANIYOR'
Yoksulluk nedeniyle kadınların günlük hayatta yaşadığı zorluklara dair örnekler veren Semiha Arı, "Bizim özellikle Sur ve Bağlar’da yüz yüze derinlemesine görüşmeler yaptığımız kadınların eşleri, büyük ölçüde, yevmiyeli, düzensiz ve düşük gelirli işlerde çalışan insanlardı. Görüşme tarihinde bazıları eşlerinin aylardır işsiz olduğunu söylediler. Birçoğu beslenme, sağlığa erişim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdaydı. Sosyal güvenceleri de eşlerinin çalışma durumuna bağlı olduğu için bir kısmı hastanelere gidemiyordu, gerekli ilaçları alamıyordu. Zaten özellikle Sur ve Bağlar’da son derece sağlıksız, rutubetli, kışın ısıtması, yazın serinletmesi çok zor, kötü evlerde yaşayan bu insanlar için o düşük denebilecek kiraları ödeyebilmek bile zordu. Gıda gibi en temel ihtiyaçlarını kısıp kiralarını denkleştirmeye çalışıyorlardı. Temel ihtiyaçları karşılamak için kredi kartı kullanan ya da borçlanmak zorunda kalan birçok kişi vardı. Çocuğuna abur cubur almak için bile borçlanan kadınlar vardı. Doğru düzgün gelire sahip olmayan bu evlerin yarısı borçluydu" dedi.
'YOKSULLUĞU EN ŞİDDETLİ YAŞAYAN KESİM BOŞANMIŞ OLAN KADINLAR'
Evde çocuk bakmakla yükümlü olan kadınların kreş eksikliği nedeniyle herhangi bir işte çalışamadığını ve yine kentte ki işlerin çoğunun erkeklere tahsis edildiğini, kadınların ise ev içi emekle sorumlu tutulduğunu aktaran Semiha Arı, kadınların bu imkansızlıklara rağmen evlere temizliğe giderek ya da mevsimlik işçisi olarak bir kazanç elde etmeye çalıştığına dikkat çekti. Çalışma koşullarının da kadınların iş bulmasını zorlaştırdığını ifade eden Arı, özellikle mülteci ya da boşanmış kadınların bu süreçte daha fazla zorluk çektiğine değindi.
Arı konuşmasının devamında şunlara yer verdi: "Mülteci olma durumunda yoksulluğun nasıl katmerlendiğine de değinmek gerekiyor. Görüştüğümüz kadınlar arasında bir Suriyeli mülteci vardı. İki işte birden çalışıyordu. 'Yeter ki çocuklarımın karnı doysun, ben bir şey yemesem de olur' diyordu. Bu hem çalışan yoksulluğunun en uç örneklerinden biri hem de kadınların, bilhassa mülteci kadınların yoksulluğu nasıl daha ağır yaşadıklarını gösteren bir örnek. Bir başka mesele boşanmış ya da boşanma aşamasında olan kadınların durumuyla ilgili. Katılımcılar arasında yoksulluğu en şiddetli yaşayan onlardı. Tamamen yalnız ve desteksiz bırakılmışlardı. Kadınlar şiddet gördükleri erkeklerden boşanıp yeni bir hayat kurmaya çalışınca sistem onları resmen cezalandırıyor. Örneğin, boşanma aşamasında olan bir kadın, boşanma henüz resmiyete kavuşmadığı için sosyal yardım alamıyordu; engelli çocuğu için bile, çünkü boşanma aşamasında olduğu kişi sigortalı bir işte çalışıyordu. Gelirden tamamen yoksun üç çocuğuna tek başına bakmaya çalışıyordu."
'BU ÇALIŞMA BİZİM İÇİN BİR BAŞLANGIÇ'
Elde edilen verilerin çok ciddi olduğunu belirten GABB Kadın ve Aile Müdürü Necla Gürsoy ile yapılan araştırmanın sonuçlarını ve yerel yönetimlerin atacağı adımlara dair konuştu.
Bu raporlama çalışması ile sorunları yerinde tespit etmeyi ve ona göre çözüm odaklı çalışmalar yürütmeyi hedeflediklerini belirten Necla Gürsoy, "Bu araştırma aynı zamanda politik bir ihtiyaç. Kayyım dönemlerinde kadınların ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren kurumlar, hizmetler ve programlar tasfiye edildi, kapatıldı ya da işlevsizleştirildi. Sahada hak zemininin daralması yoksulluğu daha da etkiledi. Tam da bu tahribatın ardından yerel yönetimlerin sosyal politikasını yeniden kurabilmesi için başlattık" dedi.
'BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN KADINLARIN SÖZLERİNİN VERİYE DÖNÜŞMESİ'
Raporda açığa çıkan sosyal yardım desteklerine değinen Necla Gürsoy, sosyal desteğin bir yardım değil hak olduğuna dikkat çekti. Yoksulluk tablosuna rağmen sosyal yardım oranının çok düşük olduğunun altını çizen Gürsoy, tek kanala dönüşen sosyal desteklerin bir noktadan sonra yoksulluğu yöneten bir düzene hizmet ettiğini söyledi. Bu noktada bu yardımların daha adil ve çözümcül olması gerektiğini belirten Gürsoy, raporda kadınların temel taleplerine dair şu aktarımda bulundu: "Raporda aynı zamanda kadınların belediyelerden temel beklentisi istihdam alanı, mesleki eğitim ve bu eğitimle bağlantılı üretim/pazar imkânları. Bu çerçevede GABB Kadın Politikaları Müdürlüğü ve belediyeler olarak kadınların emeğini görünür kılan ve gelirle buluşturan kurs ve istihdam modelleri, JinKart gibi ulaşımı kolaylaştıran destekler, adli ve hukuki destek programları, mandıra gibi üretim odakları, EkoJin gibi kadınların sosyal ve kültürel yaşama katılımını büyüten alanlar üzerinden bütünlüklü bir hat üzerinde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu çalışmayı bir başlangıç olarak görüyoruz. Bizim için raporun asıl anlamı, kadınların sözünün veriye dönüşmesi. Şimdi bu veri, belediyelerin politika ve bütçe önceliklerini yeniden kurabileceği bir zemin olarak kullanılabilir. Rapordaki ihtiyaç başlıklarını belediyelerin planına ve bütçesine böyle bağlayacağız. Bu kapsamda ortak çerçeve, izleme ve uygulama kapasitesi geliştirmeye odaklanacağız.”