Kadın tutsaklar: Dil Yarası mı, Vicdan Karası mı?

Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde kadın tutsaklar, Meclis’te kurulan komisyonda Kürtçe konuşmaya izin verilmemesine tepki gösterdi. Tutsaklar paylaştıkları mesajda annelerin sözüne yer verdi: ‘Xwedê heqqê me ji we re nehêle.’

Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde rehin tutulan kadın tutsaklar, Kürt sorununun çözümü bağlamında Meclis’te kurulan komisyonda, 19 Ağustos günü dinlenen Barış Annesi Nezahat Teke’nin Kürtçe konuşmasının engellenmesine ilişkin “Dil Yarası mı, Vicdan Karası mı?” başlıklı bir mesaj paylaştı.

Aralarında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven'in de bulunduğu tutsakların, avukatları aracılığıyla yayımladığı mesajda şunlar belirtildi: "Travma kelimesinin kökeni Yunanca’da ‘yara’ demektir. Bu yaralara yol açan kuvvet doğadan geldiğinde ‘apet’, insandan geldiğinde ise insanların içinden gelen yıkıcılık ile açıklanabilir. Bizler bu memlekette birlikte yaşayacağımız insanların bu noktaya gelişini sabırla bekledik. Yaralarımız canımızı acıtsa da doğru muhataplarla bu kez olacak diye umudumuzu asla yitirmedik. Zira bu süreçte bir ‘umut ilkesi’ etrafında kenetlenmek önemlidir. Ne de olsa ‘umut zaferden değerlidir’ diyoruz. Ancak Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümü için kurulan komisyonun 19 Ağustos 2025 tarihli toplantısında Barış Annelerine karşı sergilediği tutum bizi yeniden yüzyıl öncesine götürdü. Çözüm için kurulan bir komisyonda yaklaşık 50 milyon insanın konuştuğu bir dil için ‘talep kurallara aykırıdır’ denilebiliyor. Yetmiyor, ‘bir şey yaparken başka bir şeyi bozmayalım’ denilebiliyor.

Güneş kadar sıcak ve parlak yürekleri, devasa cesaretleri, sonsuz ve karşılıksız sevgileriyle anneler komisyona geldiler. Onlar milyonlarca yaralı yüreğin temsilcileri olarak orada kendilerini ifade etmek istediler. Ama yine olmadı. ‘Vallahi ben çok kırıldım’ dedi Nezahat anne. Sadece o değil, milyonlarca Kürt halkı çok kırıldı. Kayıtlara, ‘bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi’ denilmesi tam da eski kodların hala devrede olduğunu açıkça ifade ediyor. Konfüçyüs’e, ‘eğer iktidara gelirse ilk işinin ne olacağı’ soruluyor. Konfüçyüs’ün cevabı, ‘İlk önce dile el atardım. Çünkü dil kusurlu olursa kelimeler anlaşılmaz. Kelimeler anlaşılmazsa cümleler kusurlu olur. Cümleler kusurlu olursa anlamak, kavramak mümkün olmaz. Eğer anlaşılmazlık oluşursa, adalet zora girerse toplumda kargaşa ve karışıklık ortaya çıkar. Bu nedenle dile çok önem veriyorum’ demiştir. Evet bizim için de dil önemlidir. Nihayetinde inkar ve asimilasyon dil ile başladı, büyük kırılmalar yarattı. Gönül isterdi ki komisyondaki bütün milletvekilleri hep bir ağızdan ‘bırakın anne kendi diline konuşsun’ deselerdi. Ama öyle olmadı. Bizler Sincan Hapishanesinde bulunan politik Kürt kadın tutsaklar olarak, bu süreci bütün eksik ve yetmezliklerine rağmen önemsiyoruz. Sayın Abdullah Öcalan’ın derinlikli ve öngörülü bakış açısına, siyasi analizlerine güveniyoruz. Ortaya koyduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın başarıya ulaşması için birer nefer olmaya hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Ancak ‘iç tüzük’ hükümleri hala bir halkın diline duyarlı hale getirilmediyse bu nasıl olacak demeden de edemiyoruz. Bizler, ‘umut’ ilkesine bağlı olarak kalıcı ve onurlu bir barış için elimizden gelenin fazlasını yapmaya devam edeceğiz. İmralı Adası’nda 26 yıldır destansı bir direnişle bu sürecin başlamasına öncülük eden Önderliğimiz ve adada bulunan cesur yürekli yoldaşlarımıza minnettarız. Annelerimizin başını çektiği barış halaylarında buluşmak umuduyla bu sürece olumlu katkı sunan herkese selam olsun. Annelerimizin yaşamda sıkça dile getirdikleri bir sözle bitirelim. ‘Xwedê heqqê me ji we re nehêle’

Sincan Cezaevi Politik Tutsak Kadınlar.”