Av. Sida Yıldız: Boşanmada 'arabulucuk' kadını susturur
ÖHD Kadın Komisyonu'ndan Av. Sida Yıldız, kadın için arabuluculuğun hak kaybı yaşatacağını, kadını bir anlamda susturacağını söyledi.
ÖHD Kadın Komisyonu'ndan Av. Sida Yıldız, kadın için arabuluculuğun hak kaybı yaşatacağını, kadını bir anlamda susturacağını söyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığının miras hakkıyla ilgili kadınları eşit görmeyen açıklamalarını eleştiren avukat Sida Yıldız, boşanma davalarının uzun sürmesinin sebebinin, erkeklerin mal kaçırma isteğinden kaynaklandığını belirterek, Adalet Bakanlığının 'arabulucuk' olmadan yapması gerekenlerin olduğuna dikkat çekti.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, önceki hafta yayımladığı Cuma hutbesinde kadınların miras hakkına dair tepki çeken ifadeler kullandı. Hutbede “Karşılıklı rıza olmadan, Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek, ilahî adalete aykırıdır. Dolayısıyla kişinin kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah'ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır” denildi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un açıklamaları da Diyanet’in kadınları hedef alan açıklamalarına paralellik taşıyor. Diyanet Medeni Kanun’daki miras hakkını hedef alırken Tunç ise, boşanmalarda “aile arabuluculuğunu” ülkeye kazandırmak istediğini ifade etti. Tunç’un gerekçesi boşanma davalarının zamanını kısaltmak.
ÖHD Kadın Komisyonu Üyesi Av. Sida Yıldız, konuyla ilgili sorularımız yanıtladı.
Diyanet, son hutbesinde “miras hakkı” üzerinden bir tartışmaya sebep oldu. Kadının miras hakkı üzerinden böyle bir tartışma yürütülmesini, ortada yasalar da varken nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi birkaç ay evvel bu konuda bir açıklama yapmıştı. Özellikle ortaklığın giderilmesi davası özelinde örneklersek, miras hakkını içeren hukuki ihtilaflarda çok daha sık karşılaşmaya başladığımız bir konu var. Ortaklığın giderilmesi davası açılmadan önce kanunen arabuluculuk kurumuna başvurulma şartı getirildi. Önce arabuluculuk kurumuna başvuracaksınız deniyor. Eğer ki anlaşma sağlanmazsa dava açılabiliyor. Arabuluculuk kurumuna başvurma şartını getirilmesi akabinde birçok kadının, örneğin erkek kardeşleriyle erkek bireylerle birlikte katılmış oldukları arabuluculuk görüşmelerinde, diğer pay sahibi erkekler tarafına aslında nasıl baskılandıklarına dair biz hukukçuların izlenimleri hep mevcuttu. Bu zaten İstanbul Barosu’nun da dikkatini çekmiş ve açıklama yapmıştı bu konuda.
Kadın toplumda öylesine baskılanıyor ki miras hakkını talep ederken istememesi, talep etmemesi gereken bir hakmış gibi bunu yaptığı için adeta ayıplanıyor. Böylelikle birçok hakkından mahrum bırakılmış kadınlar gerçeği ile karşı karşıya kalmış oluyoruz. Kadınlar duygusal ve manipülatif baskılarla “Erkek kardeşim daha fazla pay alsın önemli değil. Kız kardeşlerim kabul etmezse ben de kabul etmeyeceğim” deme noktasına bile getiriliyor aslında. Maalesef bu durumlara da şahit olabiliyoruz. Uygulamada özellikle hukuki desteğe erişimi çoğu zaman kısıtlı olan bir kadın, miras payından ya daha azını almak ya da çok az bir miras payını kabul etmek zorunda bırakılıyor.
Diyanet işleri Başkanlığının son hutbelerinden de anlaşılacağı üzere bu anlamda aslında toplumun algısının yönetme niyetiyle erkek egemen zihniyeti destekler ve adeta kadını köleleştirmeye dönük bu açıklamalar sıklıkla yapılmaya başlandı. Yeni değil tabii ki ama bilinmelidir ki kadınlar haklarını hiç de kolay elde etmedi. Bunu bir mücadele eşliğinde elde ettiler ve uğrunda can verdikleri halen de hayatlarına ortaya koymaya devam ettikleri bu kazanımları tabii ki teslim etmeyeceğiz. Ki sizin de dediğiniz gibi ortada yasalar da varken, hukuk varken, kazanılmış haklar varken Medeni Kanun varken buna asla izin vermeyeceğiz.
Aslında bu tartışmalar yapılıyorken bir yandan da Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un kadınlara ilişkin bazı yasal düzenlemelerin getirileceğine dair açıklamaları oldu; önümüzdeki yasama yılında nafaka hakkı ve de boşanmalarda arabuluculuk mekanizmasının işletilmesine dair. Özellikle Diyanet tarafından kadınların haklarına böylesi söylemler üretilirken, bu yasa değişiklikleriyle bu söylemlerin arasında bir paralellik olduğunu düşünüyor musunuz?
Tabii ki hepsi birbiriyle ilintili. Diyanet İşleri Başkanlığının hutbeleriyle bağlantılı olarak özellikle kadınları olumsuz etkileyeceği öngörülen hukuki değişikliklerden biri de aile arabuluculuğu. Bu hukuki değişikliklere ilişkin açıklamaların arasında bir bağı olduğunu düşünüyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı bunu maalesef ilk kez de yapmıyor. Kadınların miras hakkına da giyimine müdahale etmeye çalıştı. Son örneklerle de özellikle “aile yılı” kılıfı altında kadına ve kazanılmış haklarına müdahale denemeleri olduğunu zaten biz kadınlar olarak net bir şekilde görüyoruz. Bu hamleleri Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir kararla çekilmesiyle de bağdaştırıyoruz. Hepsi birbiriyle bağlantılı... Bu cesaret tam da buradan alınıyor ama bilinmelidir ki haklarımızdan asla taviz vermeyeceğiz.
Bizler eşit yurttaşlık hakkımızın toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında en temel insan haklarımızı ve hiç de kolay kazanmadığımız; bu uğurda -az önce de ifade etmiştim- ciddi kayıplar verdiğimiz, hayatımızı ortaya koyduğumuz haklarımızın asla tehlikeye atılmasına da seyirci kalmayacağız. Bunu net bir şekilde altını çizerek ifade etmek istiyorum.
Mirastaki arabuluculuk mekanizmasının kadınlar için sonuçlarından bahsettiniz, boşanmalarda arabuluculuk neler getirecektir?
Boşanmak isteyen kadınların “ikna edilmesi”, “ikna edilmeye çalışması” hamlesi bu. Tam da bu şekilde ifade edilebilir. Bilindiği üzere Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, aile arabuluculuğunun yeni yasama döneminde teklif olarak Meclis'e sunacağına dair açıklamalarda bulunmuştu. Son yıllarda artan boşanma davaları neticesinde, yıllar süren dava süreçleri olduğu evet bir gerçek. Ben de yoğunluklu olarak aile hukuku çalışan bir avukat olarak söylüyorum bunu ama bu aslında erkek aklın da bir sonucu. Uygulamanın içinde bunu görüyoruz. Boşanma davalarının aslında bu denli uzun sürmesinin sebebi erkeklerin mal kaçırma isteği. Evlilik süresince edinilen malları kadınla paylaşmaktan kaçmalarını çok kere gördük. Çok cüzi rakamlarda bir nafakayı bile çocuğu için ya da boşanma aşamasında olduğu eş için ödemekten kaçan erkekler var. Erkek zihniyetinin kadının nafaka ve tazminatını ödemekten kaçması sonucu bu dava süreçleri bu şekilde uzuyor. Bu durum, en önemli kazanılmış halklarından biri olan nafaka ve tazminat hakkını tehlikeye atılması riskini de taşıyor. Aslında bu düzenlemeyle hiçbir iş hayatı olmamış, gencecik yaşında evlendirilmiş ve şiddete maruz bırakılmış bir kadının nafaka ve tazminat hakkını almaya çalışıyorlar. Aile arabuluculuğu her ne kadar uzlaşmacı ve masumane bir yol olarak görünse de aslında bu riskleri çok fazlasıyla barındırıyor ve buna dair öngörüleri de biz kadınlar taşıyoruz, endişeliyiz.
Adalet Bakanı bir nevi uzun süren ve tarafların hayatlarını yeniden kurmalarını engelleyen boşanma davalarını sürüncemeden kurtararak tazminat, nafaka ve mal rejim davalarına ayıracağız, diyor. Aile arabuluculuğunun getirme sebebi olarak da boşanma süreçlerinin uzadığı gerekçesini öne sürüyor ama hukuk sisteminde aile arabuluculuğuna ihtiyaç duyduğumuz bir durum söz konusu değil. Yani aile arabuluculuğu demek aslında biraz da mecbur bırakmak, kadınların ikna edilmesini sağlamak üzerine kurulu bir şey olacak.
Tüm hukukçularda bilir ki arabuluculuğun şöyle bir handikabı vardır, arabuluculuğun kanuni bir dayanağı vardır, kanuni bir yoldur tabii ki ve yeri geldiğinde de çok sağlıklı sonuçlar doğurur ama arabuluculuk görüşmelerinde genel anlamda herhangi bir hukuk kuralına bağlılık şartı bulunmamakta.
Nasıl yani?
Şöyle ki; görüşmelerin içeriğinde bu yok. Bunlar taraflar arasında gizlilik esasıyla ilerleyen görüşmelerdir ve arabulucu hiçbir şekilde müdahale etmez. Tarafların iradesine bırakır ve dolayısıyla aile arabuluculuğu da yürürlüğe girerse aynı durum gerçekleşecektir. Yani arabuluculuk görüşmelerinde tarafların olumlu ya da olumsuz olarak iradelerini sunmaları yeterli görülüyor. Kadın en azından boşanma davası süreçlerinde veya şiddete uğradığı durumlarda hâkime, savcıya kendi ifade etme şansını bulabilir. Elbette uygulamada eksiklikler çok fazla var, onu ayrı tutuyorum ama aile arabuluculuğunun gelmesi durumunda kadın bu gibi birçok hakkını da kaybetme riskiyle karşı karşıya gelmek durumunda kalacak.
Örneğin taraflar arasında anlaşmalı boşanma davası gerçekleşmesi durumunda, boşanma protokolü ve anlaşmalı boşanma dilekçesi olsa ya da her iki tarafın vekille temsili gibi bir durum söz konusu olsa bile duruşma esnasında her iki tarafın da hazır olarak mahkemede huzurunda bulunması gerekiyor. Yani görüntülü sistem de dahil değil. Bizzat orada hazır olması gerekiyor ve hâkim o an, her iki tarafa da anlaşılan hususlarda gerçekten anlaştıklarına dair sözlü onaylarının yanı sıra kadının bu anlaşma bakımından herhangi bir irade sakatlayan bir tehdide, şantaja maruz kalıp kalmadığını da aslında denetler ölçüde onay alma fırsatı bulabiliyor.
Bu aşamaya gelene kadar yargıda neden güçlendirme yapılmıyor?
Biz de bunu sormak istiyoruz. Mahkemelerde neden daha yetkin savcı ya da hâkim, personel göremiyoruz? Aslında bunu sorgulamak lazım. Adalet Bakanlığının önceliği kadının kazanılmış bu haklarını tehlikeye atma riski taşıyan, bıçak sırtı bir konuda düzenlemeyi önermek yerine mahkemelerin yetkinliğini, personel sayısı yeterliğini sağlaması gerekmekte. Eşit yurttaşlık hakkı yanında toplumsal cinsiyet eşitliğini de tehlikeye atabilecek bir adım olarak görüyoruz biz bunu. Boşanmayı kolaylaştırabilir. Belki Bakan’ın da söylediği gibi ama biraz önce de belirttiğim gibi, kadını ekonomik anlamda haklarını da bertaraf etme riskiyle ciddi bir şekilde karşı karşıya bırakıp, boşanmayı sağlayıp, aslında bir nevi erkeği rahatlatan bir düzenleme olacağını öngörüyoruz. Düşünün, kadın zaten boşanma sürecinde maddi ve manevi olarak erkeğe oranla daha çok yıpranırken bir de üstüne böyle bir yük bindirilecek.
Sayın Bakan’ın aile arabuluculuğunun Avrupa hukuk sistemiyle de bağdaştığına dair açıklamalarını da dinledim. Avrupa’da yaşayan kadınlarla ülkemizde yaşayan kadınların yaşadıkları somut gerçekliğe bakarsak çok fark var. Ülkemizde nafaka hukukunda maalesef kadının hakkını öteleyen şöyle bir düzenleme de söz konusu; eşler, boşandıkları eşinin miras hakkına erişemiyor.
Ne anlamda erişemiyor?
Örneğin boşanma aşamasına ama üzerinde herhangi bir mal varlığının olmadığı bir erkek düşünelim. Bu erkek, boşandığı kadına da mahkemece verilen nafaka hakkını ödememeye başladı diyelim. Aynı zamanda da bu erkeğin daha sonra bir miras hakkı payının olduğunu varsayalım. Kadın bu miras hakkı üzerinden nafaka hakkını icraya veremiyor ülkemizde. Bu oldukça önemli bir eksiklik mesela ve kesinlikle hak ve nesafet kurallarına da aykırı. Herhangi bir mantığı dahi yok. Sayın bakanın örnek olarak gösterdiği Avrupa ülkelerinde böyle bir kural yok mesela. Kadın nafaka hakkına her türlü erişiyor.
Daha önce de ifade ettiğim gibi, kadın için arabuluculuk denen bu sistem, bir nevi hak kaybı yaşatacak. Kadını bir anlamda susturacak. Erkek egemen zihniyet aklına hizmet edecek. Böyle bir uygulamadan ileri gidemeyecek nereden tutsak, elimizde kalıyor. Öte yandan arabuluculuk görüşmelerinin diğer davalarda bile aslında ne denli güvenlik haddinden yoksun ilerlediği, arabuluculuk görüşmelerinde ölen kadınlar, ölen insanlar gerçeği de malumdur. Hele ki günde en az üç kadının katledildiği bir ülke gerçeğinde de yaşarken arabuluculuk görüşmelerine katılan kadını, potansiyel faili olan erkekle karşı karşıya getiren bir durum oluşacak. Bu arabuluculuk sisteminde kadın nasıl korunacak, güvenliği nasıl sağlanacak? Kadınların korunmadığı bir düzende aile arabuluculuğu uygulaması nasıl sağlıklı ilerleyecek? Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz; yani İstanbul Sözleşmesi nezdinde tüm bu sorunlar bağlamında, kadını koruyan tüm yasaların etkili şekilde uygulanması gerektiğine ve elbette İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar yürürlüğe girmesinin ne kadar elzem olduğuna...