Ayten Kaplan: Bir kadının daha eksilmemesi için alanlarda olacağız

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü kapsamında yapılacak eylem ve etkinliklere katılım çağrısı yapan TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan, “Bir kadının daha aramızdan eksilmemesi için birbirimize sahip çıkmalı ve birbirimizi güçlendirmeliyiz” dedi.

AYTEN KAPLAN

Kadınlar, bu yıl da 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele günü vesilesiyle alanlarda olacak. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında TJK-E’nin (Tevgera Jinên Kurd li Ewropa) öncülük ettiği eylem, etkinlik, seminer ve paneller, Avrupa’nın dokuz farklı ülkesinde 13 Kasım’da başladı ve 29 Kasım’a kadar devam edecek.

Avrupa Kürt Kadın Hareketi öncülüğünde düzenlenecek eylem ve etkinliklere ilişkin TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

Kadın kırımına ilişkin verileri göz önüne aldığımızda kadına yönelik şiddet ne düzeyde?

Şimdi Avrupa'yı ele aldığımızda, burada şöyle bir algı var: Yaşadığımız bu ülke demokratik bir ülke; hukuku ve anayasasında kadınlar belli bir noktada korunmaya alınmış. Yıllardır kadınların verdiği mücadele ile hukuksal ve anayasal korumaya alınmış olsa da günümüzde baktığımızda, Avrupa gibi bir kıtada -Almanya'yı örnek verirsek- yılın sonuna gelmemiş olmamıza rağmen ortalama 254 kadının katledildiği bir durumla karşı karşıyayız.

Biliyorsunuz, en son 3 Kasım’da Ludwigshafen'da Dilan K., evli olduğu erkek tarafından iki çocuğunun gözü önünde katledildi. Yani Avrupa'da olmamıza rağmen, var olan yasalar bu durumu engelleyecek bir nitelikte değildir. Özellikle toplumsal algının, Önderliğin ‘kastik katil’ olarak tanımladığı erkek zihniyetini kıramaması ve bunun giderek derinleşmesi nedeniyle kadın katliamlarının sayısal olarak her yıl farklı bir noktaya taşındığını görmekteyiz.

Sistemin yetersizliği burada ortaya çıkıyor. Kadınları koruma noktasında var olan yasaların yeterli derecede uygulanmaması, kadına daha aydınlatıcı ve özgürlük alanı yaratan güvencelerin sağlanmaması da bunun bir göstergesidir. Bu anlamda ortaya çıkan durum şu oluyor: Kadının kendi iradesini güçlendirmesi, aydınlatması ve öz savunmasını geliştirerek, kadın toplumunun kendi refleksini ortaya koyması; bu tür durumlarda hemen reaksiyon gösterebilen ve kadını koruyan bir mekanizma oluşturulması gerekiyor.

Bu, bireyden başlayarak kadın kitlesine ve oradan toplumun tamamına doğru bütünsel bir şekilde ele alınmalıdır. Bu açıdan sistemin yetersizliği, devlet mekanizmalarında da kendini göstermektedir. Kadın sığınma evlerinden çocuk istismarı ile ilgili kurumlara, aile mahkemelerinden polise değin bunların hepsinin yeniden ele alınıp eğitilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü mevcut durumda bunların oluşturduğu yasal ve kurumsal mekanizmaların yetmediğini görüyoruz.

Yani ne kadar demokrasiden bahsetsek de mevcut durumda yeterli olmadığını görüyoruz. Bu açıdan İstanbul Sözleşmesi'nin hayata geçmesi için adım atan belediyelerde kadın birimleri var. Yani kadın sorumluları, kadın temsilcilerinin de artık aslen kendi görevlerini yapması ve yerelden başlayan bir örgütlenmeye gitmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu anlamda her yıl artan kadın katliamı sayılarına baktığımızda, bu hem toplumsal hem sistemsel olarak birbiriyle bağlantılıdır. Dolayısıyla gerek siyasi mercilerle görüşerek gerek sorumlularla görüşerek bunların düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz. Diğer yandan toplumsal olarak da buna karşı bir duruşun ve örgütlemenin gelişmesi gerektiğini de vurgulamak istiyorum.

Kadın katliamlarına karşı mücadele, sadece kadınları ilgilendiren bir mücadele değil; toplumun da bir refleks geliştirecek noktaya dönüşmesi gerekiyor. Yani kadın katliamlarının doğallaşmaması gerekiyor. Burada toplumun refleksinde bir aşınma görülüyor.

Kadın hareketleri bu konuda refleks gösterse bile bazen parçalı oluyor. Bunların hepsini bir ortak potaya toplayacak, kadının özünü ortaya çıkaracak kadın örgütlenmelerinin daha da yakınlaşması gerekiyor. Ortak eylem ve kampanyaları açığa çıkarmak gerekiyor.

Kadınlar bu yıl da sokaklarda olacak. Bu yılki slogan ya da şiarınız nedir?

Toplumsal olarak kadın katliamlarıyla her gün karşılaşıyoruz. Aynı zamanda farklı yerlerde savaşlar ve göçler ortaya çıkmakta ve bu savaşların ilk mağduru kadın ve çocuklar olmaktadır. Her savaşta olduğu gibi kadın katliamları, kadın tecavüzleri ve kadın kölelikleri gündeme gelmektedir.

Bunlar yaşadığımız süreçle bağlantılıdır. Ukrayna’da, Ortadoğu'da, Afrika’, Afganistan'da yaşananlar, savaşların sonucunda kadınların üzerinde geliştirilen politikalardır. Aynı zamanda hak isteyen, irade ve toplumsal-kültürel yaşamda yer alan kadına karşı yürütülen özel bir savaş söz konusudur.

Ve bu yılki sloganımız da buna endekslenmiş durumda: “Sizin savaşınıza karşı kadınlar yürüyor ve mücadelesini büyütüyor.” Bu sloganla, dönemin ortaya çıkardığı savaşlarda kadının üzerindeki politikaları daha görünür kılmayı ve topluma taşımayı amaçlıyoruz; bunun tek taraflı görünmemesi gerektiğini görüyoruz. Savaşlar devam ederken, gerçek detaylara baktığımızda, hep mağdur olanın kadın olduğunu görüyoruz: Tecavüze uğrayan kadın, öldürülen kadın veya köleleştirilen kadındır.

Kadınlar 25 Kasım’da sokaklarda olacak; çünkü 25 Kasım’ın, kadının kendi gücüyle ve örgütlüğüyle sokaklara çıkarak tacize, tecavüze ve köleleştirilmeye karşı direniş günü olduğunu gösterecek. Aynı zamanda kendi mücadelesini sergileyerek, çalışmalarını, örgütlüğünü ve kampanyalarını oluşturan bir kadın örgütlüğü gücünü de ortaya koyacaktır. Bu, bizim açımızdan, bütün kadınlar ve kadın örgütleri açısından çok önemlidir.

Peki bu yıl kaç merkezde eylem, etkinlik planlıyorsunuz? Yani 25 Kasım'a dair planlamanız ne?

Kadınların yaşanan süreçleri daha iyi anlaması, kadına yönelik saldırıları kavraması ve buna ilişkin örgütlenmesini yaratması için bu yılki eylem, yani çalışma takvimine ilişkin eğitimler, paneller ve seminerler birçok ülkede olacak.

Tabii ki 25 Kasım günü de birçok yerde, özellikle alanlarda eylemler olacak. Şu ana kadar planlanan 50-60 civarında eylem ve etkinlikler var. Bu etkinlikler ağırlıklı olarak aydınlatmayı, kadınların kendi iradesini dışa vurmasını ve mücadeleyi göstermeyi amaçlayan protesto ve gösterilerden oluşuyor. Avrupa'nın birçok yerinde eylemler, seminerler ve farklı çalıştaylar yapılacak.

Son olarak, kadınlara bir çağrınız var mı?

Çağrımız şudur: Hiçbir kadın örgütsüz kalmamalı. Çünkü kadın hem sistemsel baskılara hem de erkek egemen zihniyetin kadına dayattığı rollere karşı mücadelesini güçlendirmeli ve kendisini güçlendirmelidir. Kadınların kendini güçlendirmesi ve öz savunmasını geliştirmesi gerekmektedir; ancak bu şekilde kendini var etmesi ve kendini koruması mümkün olacaktır.

Ve her yıl olduğu gibi, bu 25 Kasım da bizim açımızdan önemlidir. Rosalardan, Mirabel Kardeşlerden, Sakine arkadaşlardan bize kalan kadın mücadelesinin mirasıdır bu. Bu mirası hem kendimizde büyüterek hem de geleceğe taşıyarak, genç kadın nesillerinin bunları yaşamaması ve gerçek anlamda demokratik ve eşit bir ortam yaratılmasını sağlamalıyız. Bunun için şimdi harekete geçmemiz, refleks göstermemiz ve kadın mücadelesini güçlendirmemiz gerekiyor.

Bir kadının daha aramızdan eksilmemesi için birbirimize sahip çıkmalı, birbirimizi güçlendirmeli ve birbirimizi korumalıyız. Bu nedenle tüm kadınları, 25 Kasım’da yapılacak eylemlerde seslerini yükseltmeye, iradelerini savunmaya ve korumaya en ön saflarda yer almaya çağırıyorum.