Jineoloji Akademisi Üyesi Elif Kaya ile söyleşimizin ikinci bölümünde, Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda geçen “tecavüz kültürü aşılmadıkça toplumsal hakikat açığa çıkmaz” tespitini ele aldık. Elif Kaya, tecavüzün yalnızca cinselliğe zorlamayla sınırlı olmadığını, toplumsal yaşamın her alanına sirayet eden bir tahakküm ve irade kırma mekanizması olduğunu ifade etti.
Tecavüzün yalnızca bireyler arası bir ihlal değil, devlet eliyle de toplumsal tahakkümü pekiştiren bir mekanizma olduğuna dikkat çeken Elif Kaya, “Bir kadına uygulanan tecavüz, tüm kadınlara verilen gözdağıdır ve tüm tahakküm ilişkilerini harekete geçirir” dedi ve Önder Apo’nun tanımıyla, bu kültürün, toplumu iradesizleştiren bir “karılaşma” sürecine yol açtığını vurguladı.
Elif Kaya, Kürt halkının maruz kaldığı tecavüz kültürünü tarihsel ve politik boyutuyla değerlendirdi. Kürtlerin ulusal ve uluslararası antlaşmalarda yok sayıldığını ve bu yok sayımın derin bir irade kırma girişimi olduğunu belirten Elif Kaya, kadına yönelik tecavüzün, işgal politikalarının merkezinde yer aldığını ve toplumsal direnci kırmayı hedeflediğini ifade etti.
“Bilinçlenen insanı-kadını hiçbir güç alt edemez” diyen Elif Kaya, Jineolojinin, kadının kendi varlığını bilerek örgütlenmesini sağlayan ve tecavüz kültürüne karşı en güçlü savunma mekanizması olduğunun altını çizdi.

Önder Apo’nun “tecavüz kültürü aşılmadan toplumsal hakikatin açığa çıkmayacağı” yönündeki değerlendirmesini dikkate aldığımızda bu denli derin bir kültüre karşı nasıl bir mücadele stratejisi izlenmeli?
Tecavüz, kapsamlı saldırı ve irade kırma uygulamalarını ifade eder. Tecavüzü, en yalın haliyle tahakküm amaçlı, başkasının iradesini, sınırlarını tanımayan hak ihlalleri olarak tanımlayabiliriz. Bu nedenle tecavüzün olduğu yerde demokrasiden, eşitlikten, vicdandan, özgürlükten bahsedemeyiz. Hatta tecavüzün olduğu yerde insandan-insanlıktan bahsedemeyiz. Tecavüz toplumsal yaşamın her alanına o kadar yaygın derinlikli sirayet etmiş ki, toplum nezdinde normalleşen bir düzeye gelmiş durumda.
Belki ilk başta tecavüzün kültürü olur mu, diye sormalıyız. İrade kırımı ve insanlık dışı bu uygulamaların kültürü olur mu? Evet, tarihsel arka plana dayandığı ve toplumsal yaşamda yaygınlaştığı için bir kültür olarak tanımlanıyor. “Tersinden kültür”, “karşıt kültür” diyebiliriz, buna. Bunun tarihi, kadın-erkek arasındaki ilk tarihsel yarılmadan başlayarak günümüze kadar yaygınlaşıp derinleşerek gelir.
Bu bağlamda tecavüzü sadece cinselliğe zorlama, rızası olmadan ırzına geçmeyle sınırlı bir durum olarak ele alamayız. Irza geçme tecavüzün sadece bir boyutudur. Tecavüzün bu halini en fazla görüp, üzerinde tartışmalar yapıyoruz ama diğer tecavüz biçimlerini gözden kaçırıyor ya da meşrulaşmasının önünü alamıyoruz.
İlk sömürge kadındır, dolayısıyla ilk tecavüz kadın bedenine karşı yapılmıştır.
Tecavüzü belki erkek kaynaklı ve devlet kaynaklı olarak ikiye ayırmak, anlaşılması açısından daha iyi olur. Her ikisi de iktidarını kurma amaçlı olsa da, biri kadın ve erkek arasında, diğeri devlet ve toplum arasında gelişiyor.
BİR TECAVÜZ TÜM TAHAKKÜM İLİŞKİLERİNİ HAREKETE GEÇİRİR
Bunu biraz açımlar mısınız?
Öncelikle tarihsel açıdan baktığımızda mitolojilerde tecavüzün sayısız örneklerine rastlarız. Enki’nin, Zeus’un tecavüz etmediği tanrıça yok gibidir. Bu tecavüzlerden yeni uygarlıklar yani egemenlikçi sistemler doğar. Toplumun devlet, kadının erkek karşısındaki pozisyonu bu ilişkiler üzerinden belirlenir. Örneğin, savaşçılıkları ile tarihte nam salan İskitler, işgal ettikleri topraklarda kralı öldürür, kraliçeyi ise esir alıp, tahtın önünde tecavüz ederler. Taht gücün-hükmetmenin simgesi olarak ele alınır. Tahtın önünde kraliçeye tecavüz etmek, toplumun iradesinin kırılması ve toprağı ele geçirilmesinin deklare edilmesidir. Bir anlamda kadın bedeni ile toprak, toplumsallık özdeşleştirilir. Bu anlamda tecavüz sadece biyolojik sıradan bir ihlal değil, egemenlik ve tahakküm kültürünün yeniden üretildiği ve tüm topluma yaydırıldığı bir alandır. Bir kadına tecavüz tüm kadınlara verilen gözdağıdır. Bir tecavüz, tüm tahakküm ilişkilerini harekete geçirir ve devam ettirilmesini sağlar.
Rêber Apo, topluma içerilen bu tecavüz kültürünü “karılaşma” olarak tanımlar. Yani iradesi kırılmış bir toplum, toplum içinde kadına öngörülen düzeye gelmesi demektir. Çünkü kadın en ezilen ve iradesi en fazla kırılan varlıktır.
Elbette her şeyden önemlisi, insan içinde doğduğu toplum ve doğa ile ancak bir anlam kazanır. Yani bunlardan birine yönelik gelişen saldırı, doğal olarak herkesi kendi kapsamına alır. Kadına uygulanan şiddet topluma ve oradan doğaya yayılır. Bunun tersi de doğrudur.
KÜRTLERİN VARLIĞININ YOK SAYILMASI EN DERİN TECAVÜZ GİRİŞİMİDİR
O halde Kürdistan’ın işgal süreçleriyle bağlantılı olarak, kadını ve erkeğiyle Kürt halkının tecavüz kültürünün mağduru olduğu sonucu açığa çıkıyor. Peki, bu durum günümüzde nasıl yaşanıyor?
Kürtler açısından bu durumun daha vahim olduğunu ifade edebiliriz. Kürtler normal sömürge statüsünde bile ele alınamayacak bir halk. Kürtlerin, ulusal ve uluslararası antlaşmalarda varlığı yoktur. Yüz yıldır çok büyük katliamlardan geçmesine rağmen uluslararası alanda yaşanan sessizlik bundandır. Çünkü yok sayılanın, katliamının olmayacağı varsayılır. Denilebilir ki, Kürtler en kötü varolma biçimine mahkum edilmiştir; varlığını sürekli ispatlamaya zorlanmak, varoluşun en kötü hali olarak Kürtlere reva görülmüştür. Öldürüldüğünde bile kendisinin öldüğünü ispatlayamaz bir durumdadır. Kürtler son yüz yılda pek çok katliam yaşadı ama son Êzidî soykırımı dışında hiçbirine ilişkin uluslararası alanda güçlü bir tepki oluşmadı. Çünkü varlığı dört ulus-devlet arasında bölüşülmüş ve kendisine kadının erkeğe itaat ettiği gibi, egemen ulusa itaat etmesi salık verilmiştir.
Bu anlamda tecavüz kültürünü bir de bu boyutuyla ele almak gerekir. Varlığının yok sayılması en derin tecavüz, irade kırma girişimidir. Kürtler, kendisine ait değerler yasaklanarak kendisi dışında bir şey olmaya zorlandı. Kimliği, dili, varlığı yasaklanarak, yokluğa mahkum edilmeye çalışıldı. Bu politikalar, tecavüz kültürünü derinleştiren uygulamalardır.
KADINA TECAVÜZ TÜM İŞGAL POLİTİKALARININ MERKEZİNDE YER ALIR
Kürdistan’daki işgal süreçlerinde ve devlet politikaları bağlamında, kadına yönelik tecavüzün amacı nedir ve bu durum topluma nasıl yansır?
Elbette kadına yönelik tecavüz daha kapsamlı ve tüm işgal politikalarının merkezinde yer alır. Bu nedenle gözaltı mekanları, devlet eliyle tecavüzün en yaygın uyguladığı yerlerdir. Kişiyi teslim almak için kadınlara tecavüz edilir; böylece kadınlar sessizliğe mahkum edilmek, bir anlamda yok edilmek istenir. Bazen erkeği konuşturmak ve iradesini kırmak için onun gözü önünde yakını olan bir kadına tecavüz edilir. Yani kadın, erkeğin bir uzantısı gibi ele alınarak erkeğin yaptığı eylemlerden dolayı cezalandırılır. Hepsinde ortak amaç, kişinin-toplumun iradesinin kırılmasıdır. Bu uygulamalar kadınlarla sınırlı bırakılmayıp, daha sonra tüm topluma uygulanır.
Kürdistan’da kadın kırımı, doğa kırımı ve toplum kırımı iç içe yaşanıyor. Kadına yönelik tecavüz aynı zamanda doğaya ve topluma yönelik politikalarla karakterize ediliyor. Son yıllarda, özellikle İpek Er olayında öne çıkan durumda da gördüğümüz gibi, Kürdistan’da işgalin kadın bedeniyle nasıl özdeşleştirildiğini görüyoruz.
Bir erkek neden bir kadına tecavüz eder? Güdülerine hakim olmadığı için değildir. Karşısındakine boyun eğdirmek ve iradesini kırmak içindir. İradesi kırılan kişi, her tür tahakküm karşısında direnme gücünü yitirir ve boyun eğer. Son yıllarda özellikle genç kadınlara yönelik devlet kurumları tarafından Kürdistan’da geliştirilen kadın tecavüzü ve katliamı, toprak işgalinin sürdürülmesinin bir parçası olarak geliştirilmektedir.
Son yıllarda Kürdistan’ın hemen her yerinde özel savaşın bir parçası olarak fuhuş çeteleri kuruldu. 2010 yılında Siirt’te okul müdür yardımcısının da dahil olduğu bir çete tarafından kız öğrencilerine fuhuş yaptırıldığı açığa çıkınca, dönemin Siirt Valisi bu politikanın arkasında durdu. “Dağa çıkacaklarına fuhuş yapsınlar” diyerek, bu politikaların devlet tarafından planlandığını ifşa etti.
BİLİNÇLENEN KADINI HİÇBİR GÜÇ ALT EDEMEZ
Tecavüz kültürüne karşı mücadelenin adımları ne olmalıdır? Jineoloji bu bağlamda nasıl bir işleve sahiptir?
Tecavüze karşı mücadele etmenin en önemli yolu, kim olduğunun bilincini yükselterek, kendi varlığına sahip çıkmaktır.
Tecavüz, bilinç çarpıtması kadar zor aygıtlarını da kullanır. Bu nedenle daha fazla örgütlenerek, bilinçlenme çalışmalarını geliştirerek, özsavunmayı temel bir çalışma alanı haline getirerek mücadele edilebilir. Bunun için öncelikle kendi bilgimize bizi ulaştıracak, yanlış bilinçten- yabancılaşmadan bizi kurtaracak çalışmalara ağırlık vermemiz gerekir. Jineolojî tam da bunun için vardır. Yani kendi varlığımızı kendi bilgimizle tanımlama ve anlama çalışmaları son derece önemlidir. Toplumsallığı geliştirmek, kendi mahallemizde, köyümüzde, apartmanımızda örgütlenerek gençlerimizi ve geleceğimizi koruyabiliriz. Bilinçlenen insanı-kadını hiçbir güç alt edemez.
YARIN: Özgür kadın kültürü ve komünal kadın tanımı