FOTOĞRAF
Sonunda Bejna, Gulistan Heval’in şehit düştüğü yere ulaştı. Montunun iç cebinden fotoğrafı çıkardı, öptü ve şöyle dedi: “Gulistan Heval, makinen ve kalemin yerde kalmadı.” Sonra ilk fotoğrafını Gulistan’ın şehadet yerinde çekti.
Sonunda Bejna, Gulistan Heval’in şehit düştüğü yere ulaştı. Montunun iç cebinden fotoğrafı çıkardı, öptü ve şöyle dedi: “Gulistan Heval, makinen ve kalemin yerde kalmadı.” Sonra ilk fotoğrafını Gulistan’ın şehadet yerinde çekti.
Fotoğraflar, uzakta olanları size o kadar yakınlaştırır ki, karşınızda hissetmenizi sağlar. Sözün yerine ulaşamadığı anlarda, yazının zamanı olmadığı için kalamadığı yerde karşınızda durur fotoğraflar.
Yıllar geçtikçe rengini, renkli mevsimlere armağan eder. Kendisi solar ama ne olursa olsun, fotoğraflar içtenlikle size bakarlar. Kimi zaman yanınızda olmasını istediğiniz kişinin şahit olamadığı günlerinizin heyecanını fotoğrafıyla paylaşırsınız; kimi zaman da geçmişte yaşanmış güzel günleri yâd eder, hatıraları bir kez daha anımsamanın mutluluğuna ulaşırsınız.
Acımızın, sevincimizin, suskunluğumuzun, kavgamızın kanıtı olan fotoğraflar, bir çerçevenin içinden ya da asılı durdukları bir duvardan bize hep bir şeyler söyler.
Bejna, uykusunun en güzel yerinde ısrarla çalan saatinin alarmına hayıflanarak uyandı. Okuluna geç kalmamak için hızla hazırlandı. Odasından çıkmadan önce, beş bölmeli kitaplığının dördüncü rafında çerçeve içerisindeki fotoğrafa gülümseyip odasından çıktı.
Bejna, sekiz kardeşin en küçüğü ve evli olmayan tek kardeşti. Lise ikinci sınıfa gidiyordu. Kadınlara ilişkin her türlü olayı, haberi yakından takip etmesinin yanı sıra kadın eylemlerine en önde katılan bir aktivistti.
O gün okuldan sonra Süleymaniye’de, kadınların erkek şiddetine karşı yaptığı basın açıklamasına katıldı ve açıklamayı bizzat kendisi okudu. Ardından kitleye büyük bir özgüvenle bakıp, “Jin, Jiyan, Azadî!” sloganı attı. Onu takip eden kadınların sloganları, onları küçümsemeye çalışan yoldan geçen erkeklere tokat gibi çarptı.
Erkek şiddetine karşı yapılan eylemler, atılan sloganlar; erkek egemen zihniyetin gericilik duvarlarında her gün yeni gedikler açıyor, kentin karanlığına yeni ışık girişini sağlıyordu. Rojhilatê Kurdistan’daki “Jin, Jiyan, Azadî” eylemlerinin ardından Başûrê Kurdistan’da da kadınların özgürlük arayışı giderek güçleniyordu.
Kadınların hunharca katledildiği, barbarca yakıldığı bir alanda yaşam; kurak toprağın suya kavuşması gibi, adım adım dönüşüyordu.
Eylemin ardından eve gelen Bejna, içeri girer girmez annesinin her zamanki yakınmalarıyla karşılaştı:
— Kızım, kendine dikkat et. En öne kendini vermişsin, yapma öyle. Bak, başına bir iş gelir; okulunu oku.
Bejna cevap vermedi. Annesinin sözleri vücuduna yaz sıcağı gibi yapıştı, yorgunluğu ikiye katlandı. Sessiz imdadına, eski bir pêşmerge olan babası yetişti:
— Benim kızım bu evin yıldızıdır. O ne yaptığını bilir, kimseye boyun eğmez. Okulunu da okur, her yerde mücadele de eder. Ne isterse onu yapar.
— Buna sen hep yüz veriyorsun, yapma!
Anne ve babasının tartışmaları sürerken Bejna, sayısız defa karşılaştığı bu sahneyi yadırgamıyordu. Bir rutine dönüşmüş olan konuşmaları ezberlemişti. Sürekli aynı sahnenin oynandığı bir tiyatro piyesinde gibiydi.
Annesinin sözlerine cevap vermeden odasına geçti. Fotoğraf onu bekliyordu. Birkaç saatlik ayrılıkta bile birbirlerini özlemişlerdi.
Bejna, odanın ortasından kitaplığın olduğu yere doğru birkaç adım attı. Fotoğrafa bakıp klişeleşen durumların yarattığı tebessümle, “Bu büyüklerden çektiğim nedir?” dedi. Onu iyi hissettirecek “aldırma” cevabını fotoğraftaki gülümsemede buldu.
Bejna’da gençlerde ara ara ortaya çıkan karamsarlık dışında bir durgunluk vardı. İçinde bulunduğu çalışmalar ve okul, artık onu mengeneye alınmış, tahta bir sandalye gibi hissettiriyordu. Mücadelesini daha farklı bir biçimde sürdürmenin arayışı içerisindeydi ve bulunduğu rutinin dışına çıkmak, kabuğunu kırmak istiyordu.
Göz bebeklerine birikmiş yorgunluğunu uyku ile birleştirmek isterken baktığı tavanda kadın silüetleri belirdi. Her gün bin bir işkenceyle karşılaşan, toplumunun büyük kısmında yok sayılan, aşağılanan; Başûrê Kurdistan’ın birçok yerinde yakılarak katledilen kadınların çığlıkları sol yanında birikti.
Sağına soluna döndü. Uykusu henüz olgunlaşmaya başlamışken ortadan ikiye bölündü. Fotoğrafla bir kez daha göz göze geldiler. Bu sefer ikisi birlikte ne yapmaları gerektiğini düşündüler. Uzun uzun bakıştılar, birbirlerinin kelimelerini konuşmadan tahmin ettiler.
Bejna, ne yapması gerektiğini bakışarak öğrendi. Zor sorunun cevabını bulan bir çocuk sevinciyle üzerinden bir ağırlık kalktı. Fotoğrafla birbirlerine iyi geceler deyip telaşsız bir uykuya daldılar.
Ertesi gün, alması gereken zor kararı veren birinin, aklındaki tüm tali yolları ve soru işaretlerini bir rafa kaldırmasının rahatlığıyla uyandı.
İlk iş olarak uzandığı yerden doğruldu ve fotoğrafa baktı. İkisi de sabahın getirdiği serinlikle birbirlerine “günaydın” dediler. Üzerini giyindikten sonra kumbarasını açıp, biriktirdiği bütün paraları aldı.
Bu sefer dışarı yalnız çıkmayacaktı. Fotoğrafı alıp montunun iç cebine koydu. İlk defa fotoğrafla dışarı çıkıyorlardı. Kulaklığını takıp Koma Nergizê Botan’ın “Şervanên Azadiyê” şarkısını açtı.
Süleymaniye’nin kış griliğinde, dar kaldırımlarında ufak ufak adımlarken kalabalığın gürültüsü kulağına ulaşmıyor, dinlediği müziğin etkisiyle kayboluyordu. Mevlevî Caddesi’ne ulaştığında, açık dükkânlara doluşan turistler alışveriş yapıyordu.
…
(Bejna’nın fotoğraf makinesi alma sahnesi, minibüs yolculuğu ve Tepê Reş’e varışı aynı şekilde düzenlenerek devam eder…)
Sonunda Bejna, Gulistan Heval’in şehit düştüğü yere ulaştı. Montunun iç cebinden fotoğrafı çıkardı, öptü ve şöyle dedi: “Gulistan Heval, makinen ve kalemin yerde kalmadı.”
Sonra ilk fotoğrafını Gulistan’ın şehadet yerinde çekti.
Gulistan Tara şahsında özgür basın şehitleri anısına…