TJA, FEM-MED, İHD, Hafıza Merkezi, ANYAKAY-DER ve MEBYA-DER’in ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinlikte, kadınların ve annelerin mücadelesinin bu alandaki en etkili güç olduğunun altı çizildi.
Cezayir Kayıp Aileler Kolektifi’nden Houria Sabri, ülkesinde 90’lı yıllarda yaşanan kitlesel kaybetme vakalarında devletin sorumluluğu reddettiğini ve faillerin “cezasızlık zırhıyla” korunduğunu anlattı. Houria Sabri, kadınların ısrarlı mücadelesi sayesinde zorla kaybetmenin ancak 2006’da suç olarak tanındığını ifade etti.
Lübnan İnsan Hakları Merkezi’nden avukat Sara Youssef ise ülkede kayıplar mücadelesinin tarih boyunca kadınlar ve anneler tarafından yürütüldüğünü belirterek, toplu mezarların korunması, ulusal veri tabanı oluşturulması ve uluslararası sözleşmelerin onaylanması gerektiğini vurguladı.
İHD İstanbul Sorumlusu ve kayıp yakını İkbal Eren, Türkiye’de 1990’larda artan kaybetme vakalarının ardından Cumartesi Anneleri’nin ortaya çıkış sürecini anlattı. Eren Keskin, 30 yıllık mücadeleye rağmen faillerin yargılanmadığını belirterek, “Cezasızlık politikası suçu teşvik ediyor” dedi.
Irak Rajaa Vakfı Başkanı Rajaa Fadhil ise ülkedeki kitlesel kaybettirmelere dikkat çekerek, toplu mezarlar hakkında soruşturmaların yetersiz olduğunu, veri eksikliği ve özel bir yasanın olmayışının mağdurların adalete erişimini zorlaştırdığını belirtti.
Katılımcılar, zorla kaybetmelerin bölgesel ve küresel bir suç olduğuna dikkat çekerek, ülkeler arası işbirliği, ortak veri çalışmaları, hukuki düzenlemeler ve sivil toplum dayanışmasının güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Panel, soru-cevap bölümünün ardından yayımlanan sonuç bildirgesiyle sona erdi.