GÖRÜNTÜLÜ

‘Kadın özgürlüğünde hassas bir süreç bizi bekliyor’

Jineoloji Akademisi Üyesi Bihar Ewrîn, “Kadın özgürleştikçe demokratik bir toplum inşa edilebilir. Hassas ve önemli bir süreç bizi bekliyor” dedi.

BIHAR EWRÎN

25 Kasım sembolik bir tarih olmadığını belirten Jineoloji Akademisi Üyesi Bihar Ewrîn, şunları vurguladı: "Ortadoğu’da bir devrim yapmak istiyorsak önce bir zihniyet devrimi yapmamız gerekiyor. Çizilen sınırları aşmamız gerekiyor. Önderliğin perspektifleri doğrultusunda mücadelenin örülmesi gerekiyor."

Jineoloji Akademisi Üyesi Bihar Ewrîn 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle, kadın mücadelesinin geldiği aşama, kazanımları, zorlukları ve çözüm yollarına ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

Önder Apo, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosunda, işlenen kadın cinayetlerinin altında donmuş bir karşıt ikilemin, diyalektik bir düşünce akışının olmamasının yattığını belirtiyor. Bu sorunsallığı nasıl açımlıyorsunuz?

Önder Apo, Demokratik Toplum Manifestosu’nda kadın konusuna ilişkin yeni yorumlar ve değerlendirmeler geliştiriyor. Elbette Önderlik daha önceki savunmalarında da kadın konusuna dair önemli değerlendirmeler yapmıştı. Özellikle Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda yer alan “özgür eş-yaşam” bölümünde, kadın-erkek arasındaki farklara değinmiş ve toplumsal sorunların kaynağının kadın-erkek arasında kurulan ilişki biçimi olduğunu belirtmişti.

Yeni manifestosunda ise bu konuyu daha da derinleştiriyor. Esas sorunun düşünce biçiminde olduğunu, kadınlık ve erkekliğin doğanın diyalektiğinin bir sonucu olarak ortaya çıktığını vurguluyor. Toplumsal sorunun temelde bu farklılığın karşıtlık haline gelmesiyle başladığını ifade ediyor. Bu sorunun çözümünün ise diyalektik düşünce ile mümkün olabileceğini belirtiyor.

Kadın-erkek ilişkisi ya da aralarındaki biyolojik farklılık, karşıtlık üzerinden ele alındığında sorun olur. Mitolojik, dinsel, felsefi ya da bilimsel düşünce biçimlerine baktığımızda, insan hep kadın ve erkeği birbirine karşıt iki varlık olarak yorumlamış ve değerlendirmiş. Kadın, tarihsel ve toplumsal kimliğinden çok, sadece biyolojik bir varlık olarak ele alınmış. Bunun sonucunda, kendini özne olarak gören erkek, kadın üzerinde tahakküm kurmuş oluyor. Bu iktidar zihniyeti yalnızca kadına yönelik kalmamış, doğaya ve topluma karşı da bir tahakküm biçimi haline geliyor.

Önderlik, bu sorunun diyalektik biçimde ele alınmaması durumunda toplumsal problemlerin daha da derinleşeceğini özellikle vurguluyor. Bu tespit oldukça önemlidir. Bugün de devlet zihniyetinde bunu açıkça görebiliyoruz: Farklılıklar bir zenginlik değil, tehdit olarak görülüyor. Farklı toplumlar, inançlar ve kimlikler tehdit olarak algılanıyor; oysa bunlar yaşamın zenginliğidir.

Önderlik, farklılığın yaşamın bir zenginliği olduğunu belirtiyor. Kadın-erkek meselesine bu bakış açısıyla yaklaşmadığımız sürece, sorun daha da derinleşir.

Önder Apo, “tecavüz kültürü aşılmadıkça; felsefe, bilim, estetik, etik, din alanlarında toplumsal hakikat açığa çıkmaz” diyor. Bu denli derin bir mevzu olan tecavüz kültürüne karşı nasıl bir mücadele izlenmelidir?

Tecavüz konusu geçici bir olgu ya da bir dönemle sınırlı bir durum değildir. Tarihe baktığımızda tacizin ve tecavüzün hep var olduğunu görürüz. Kadının kazanımlarına el uzatıldığı birçok örnek vardır. Örneğin Enki ve İnanna hikayesinde de bunu görüyoruz; burada da bir gasp, bir el koyma söz konusudur. Tecavüz olgusunu sadece cinsel bir saldırı olarak ele almıyoruz, bir ülkenin işgal edilmesi, doğanın tahrip edilmesi, kadının kazanımlarına yönelik saldırılar da tecavüzün kapsamına girer. Önderlik de kültürel tecavüzden, siyasal tecavüzden bahsediyor.

Tecavüz kültürünü körükleyen nedenlerden biri militarizmdir. Savaş ve çatışma dönemlerinde en çok kadınlara yönelik tecavüz vakaları yaşanıyor. Aslında bu iktidarın bir aracıdır. Tecavüz, toplumlara karşı bir silah gibi kullanılıyor. Bunun temel nedenlerinden biri, kadın bedeni üzerinde kurulan tahakkümdür.

Tecavüz, bir şeyi mülkleştirmek, kontrol altına almak anlamına geliyor. Mülkleştirme kültürü geliştikçe, tecavüz kültürü de kaçınılmaz hale gelir. 21. yüzyılda bu kültür dünyanın hemen her yerinde farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor. Son yıllarda özellikle Kürdistan’da kadına yönelik şiddet ve tecavüzün arttığını görüyoruz. Buna karşı kadın mücadelesi ve kazanımları da güçlenmiş durumda.

Tecavüz kültürü, ataerkil zihniyetin bir sonucudur. Bu zihniyete karşı güçlü bir mücadele yürütmek gerekir. Önderlik de kadın hareketine “Tecavüz kültürünü kavratamazsanız, özgürlükten bahsedemezsiniz” diyor. Çünkü tecavüz sadece cinsel bir saldırı değildir; kadının değerlerine, kazanımlarına el uzatmaktır.

Tecavüzün önlenmesinde en temel güç örgütlü, eğitimli ve bilinçli bir toplumdur. Kadına yönelik tecavüz olaylarına karşı neden ciddi bir duruş yok? Çünkü toplumda bu bir “suç” olarak görülüyor ama suçlu olarak genellikle kadın gösteriliyor. Kadınlar birçok kez kurban olmasına rağmen, sanki kendileri suçluymuş gibi yargılanıyorlar. Bu nedenle kesinlikle sessiz kalınmamalıdır.

Devletin kendisi tecavüz sisteminin bir parçasıdır. Bu nedenle toplum bilinci ve refleksi, bu tür olaylara karşı çok etkin bir rol oynayabilir. Eğer ahlaki ve politik bir toplumdan bahsedeceksek, o zaman topluma ve kadına yönelik her türlü saldırıya karşı güçlü bir refleks geliştirilmelidir.

Kadın hareketleri öncülüğünde bu konuda birçok bilgilendirme yapılmış, bilinç çalışmaları yürütüldü. Önderlik de biz kadınları eleştirerek, mücadelemizin yeterli olmadığını belirtti. Bu yüzden çok yönlü bir mücadele gereklidir.

Şuna da özellikle dikkat çekmek istiyorum: Tecavüz genellikle bireysel bir olay gibi gösteriliyor. “Cinsel eğilim” ya da “bireysel sapma” denilerek geçiştiriliyor. Oysa tecavüz doğrudan iktidarla bağlantılıdır. Kadın cinayetlerini, namus adı altında işlenen katliamları da sadece aile içi sorunlar olarak göremeyiz. Bunlar devlet sisteminin, ataerkil yapının ürettiği sonuçlardır.

Kadınların yaşadıkları olayları dile getirme cesareti olmalı. Güçlü bir mücadele yürütebilmek için tabular yıkılmalı, toplumsal bilinç güçlendirilmelidir.

Önder Apo, kadın köleliği eleştirisi üzerinden Kürt kadınında bir özgürleşme düzeyi açığa çıkardı. “Özgür kadın kültürünün yaratıldığını” da söylüyor. Yanı sıra “özgürlük kültürünün yüzde 10’u ile idare ediyorsunuz” da diyor. Yüzde yüz özgürlük kültürüne sahip bir kadın nasıl tarif edilebilir?

Önderlik, Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde önceliğinin kadın özgürlük mücadelesi olduğunu belirtiyor. ‘Kadın özgür olmadan toplum özgür olamaz’ tezi, Önderliğin tezidir. Mücadelesini hep bu esas üzerinde yürüttü. Kadın ve aile üzerine çok önemli değerlendirmeleri var. İşgal edilmiş Kürdistan topraklarında ailevi sorunlar ve kadın sorunları çok derinleşmişti. Bu nedenle Önderlik Jineoloji önerisi öncesi de çok fazla tez ve teori ortaya koymuştur. Özgürlük kültürünün oluşması için büyük çaba gösterdi. Kadın mücadelesinde atılan adımlar özgürlük için birer ölçü haline gelmiştir. Mücadele bir noktaya ulaşıp orada durmak değildir.

Kadın özgürlük mücadelesi önemli kazanımlar elde etti. Son yıllarda hem teorik hem pratik anlamda ilham kaynağı haline geldi. Dünyanın her yerinden kadınlar buraya gelerek yaratılan değerlerden ilham aldı.

Ortadoğu coğrafyasında kadın olmanın çok ciddi zorlukları var. Kadın özgürlük hareketi tüm bu zorluklarla mücadele ediyor. Ortadoğu kadın konfederasyonunun inşasına öncülük ediyor. Kadınların farklı özgünlükleri olsa da ortak programları olabilmelidir. Önderlik kadınları bir ulus olarak tanımlıyor. Bu nedenle kadınlar bir araya gelmelidir. Özellikle kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin en üst seviyeye ulaştırılması gerekiyor.

Önderlik, 2008 yılında Jineoloji önerisiyle kadın özgürlük mücadelesinde yeni bir sayfa açtı. Kürt kadınları bu yol göstericilik sayesinde tüm kadılara özgürlük yolunu açtı. Kadınların önünde uzun soluklu bir yol bulunuyor. Barış ve demokratik toplum sürecinde de kadınlar rolünü oynuyor. Önderlik, kadın tarihi sorumluluğu olduğunu belirtti. 21’inci yüzyılın kadın yüzyılı olduğunu bir kez daha kadınlara hatırlattı.

Önce kadının özgürleşmesi gerektiğini söylüyoruz. Kadın özgürleştikçe demokratik bir toplum inşa edilebilir. Hassas ve önemli bir süreç bizi bekliyor.

Önder Apo, “tarihi kazanmak için komünal kadını açığa çıkarmak gerekiyor” diyor. “Kadın özgürlüğü olmadan sosyalist olunmaz, sosyalizm olmaz” diyerek kadın özgürlüğünün bütün özgürlüklerin temeli olduğunu ortaya koyuyor. Komünal kadın nasıl olur?

Önderlik, sosyalist bir temelde kadın-erkek ilişkisini ele alıyor. Sosyalizmde ısrar, insanlıkta ısrardır, diyor. 'Erkeği öldürmek' adlı eserinde, erkekliği öldürmenin sosyalizme doğru bir adım olduğunu söylüyor. Sosyalist ölçüleri önümüze koyuyor. Sorunların tarihsel kaynağının devlet ve komünal toplum çatışmasından geldiği tespitinde bulunuyor. Komünal kadın aynı zamanda sosyalist kadındır. Önderlik Jinwar örneğini veriyor. Kadın komünlerinin güçlendirilmesine işaret ediyor. Özgür kadın, komünal kadın ve sosyalist kadın aynı ölçüleri esas almalıdır. Rojava’da gerçekleşen devrimle birlikte birçok adım atıldı. Birçok kadın kendine biçilen rollerin dışına çıktı. Bu anlamda ciddi bir uyanış söz konusudur. Komünal kültür inşa ediliyor.

Ortadoğu’da bir devrim yapmak istiyorsak önce bir zihniyet devrimi yapmamız gerekiyor. Çizilen sınırları aşmamız gerekiyor. Bu anlamda bir aşama kat edildi. Önderliğin perspektifleri doğrultusunda mücadelenin örülmesi gerekiyor. Kadını ikinci cins, köle olarak tanımlayan zihniyeti ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bu da şüphesiz mücadele ve eğitimle mümkündür. Önümüzdeki dönemde bunun daha da güçlendirilmesini umuyoruz.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle de belirtmek istiyorum ki; 25 Kasım sembolik bir tarih değil. Resmi ideolojiyi altüst etmeliyiz. Bunu başarırsak kadına yönelik şiddeti bitirebileceğimize inanıyoruz.