GÖRÜNTÜLÜ

Kadına şiddet artıyor: Erkeklik kimliğini dönüştürmeliyiz

Psikolog Ruken Esen, kadına yönelik şiddetin bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Şiddeti durdurmak sadece kadınları güçlendirmekle değil, toplumsal mekanizmaları ve erkekliği dönüştürmekle mümkün" dedi.

Kayapınar Kadın Danışma Merkezi'ne yapılan 120 şikayet başvurusunun 100’ünün şiddetle ilgili olduğunu açıklayan ve psikolojik ve ekonomik şiddetin arttığını vurgulayan Ruken Esen, şiddeti durdurmanın yolunun toplumsal dönüşümden geçtiğini söyledi.

Son yıllarda Türkiye’de kadına yönelik şiddet hem nicelik hem nitelik açısından ciddi bir artış gösteriyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile TÜİK iş birliğiyle yapılan “Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması-2024” verilerine göre, kadınların yaşamlarının herhangi bir döneminde yüzde 28,2’si psikolojik, yüzde 18,3’ü ekonomik ve yüzde 12,8’i fiziksel şiddete maruz kalıyor.

Son 12 aylık dönemde ise kadınların yüzde 11,6’sı psikolojik, yüzde 3,7’si dijital, yüzde 3,2’si ekonomik ve yüzde 2,6’sı fiziksel şiddet yaşadı; cinsel şiddetin oranı ise yüzde 0,9 olarak saptandı.

Ayrıca, kadına yönelik şiddet ihbar hattı raporlarına göre, 2024 yılında 3 bin 908 çağrı alındı ve ihbar edilen vakaların yüzde 92,5’i kadınlardan kaynaklandı.

'ŞİDDET TÜRLERİ BİREYSEL DEĞİL, TOPLUMSAL'

Şiddetin bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu, bunun çözümünün ilk olarak faili eğitmekten ve yargının faile dönük politikasının değişmesinden geçtiğini belirten Psikolog Ruken Esen, "Şiddet, erkeği bilinçlendirerek azaltılabilir. Tanık olduğumuz şiddet türleri bireysel değil, toplumsaldır" dedi.

Kayapınar Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nde çalışan Ruken Esen, aktif olarak çalıştıkları bu dönemde kendilerine yapılan 120 başvurudan 100'nün şiddet başvurusu olduğuna ve özellikle psikolojik ile ekonomik şiddetin günden güne arttığına dikkat çekti.

Bu artışın önüne geçmek için yapılması gerekenleri ve şiddetin artış nedenlerini aktaran Ruken Esen, geçen sene başlatılan ‘Sözümüz bitmedi, şiddeti birlikte durduracağız’ kampanyasına da değindi.

Ruken Esen, “Bu kampanya bizim için bir başlangıçtı. Ardından sahaya indik, atölyeler kurduk, ev ziyaretleri yaptık ve onlarca başvuru aldık. Başvuruların yarısından fazlasını psikolojik şiddet oluşturuyor; ekonomik şiddet ise had safhada. Bu iki şiddet türü, görünmeyen ama en çok sürdürülen şiddetler” dedi.

Baro ile yaptıkları iş birliği sayesinde hem hukuki hem psikolojik destek sunduklarını ifade eden Ruken Esen, “Sahada gördüğümüz tablo bize şunu gösteriyor: Kadınlar artık yaşadıklarının şiddet olduğunu daha net tanımlayabiliyor. Fakat tanımlama tek başına yeterli değil; mekanizma işlemeyince şiddet döngüsel bir süreç olarak devam ediyor” diye konuştu.

'ERKEKLİK KİMLİĞİNİ DÖNÜŞTÜRMELİYİZ'

Ruken Esen, özellikle genç kadınlarda dijital şiddetin belirgin biçimde arttığını vurgulayarak, “Dijital şiddet yeni bir kanal değil; bildiğimiz şiddetin başka bir yüzü. Biz hem kadınlara hem erkeklere bu konuda eğitimler verdik. Kadınlar bize en çok şu soruyla geliyor: ‘Bu şiddetse ne yapmam gerekiyor?’ Erkekler ise ‘Ben şiddet uyguladığımı fark etmemiştim’ diyor. Bu bile sorunun toplumsal olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Verilen toplumsal cinsiyet eğitimlerinin erkeklerde de dönüşüm yarattığını söyleyen Ruken Esen, “Erkeklik dediğimiz şey, güç, hakimiyet ve denetim üzerinden kurulmuş bir kimlik. Bu kimliği dönüştürmeden şiddetin dönüşmesini bekleyemeyiz” sözleriyle erkeklik inşasına dikkat çekti.

'ŞİDDETİ ÜRETEN BİREY DEĞİL, TOPLUMSAL MEKANİZMALARDIR'

Amed’de artan kadın cinayetlerini değerlendiren Ruken Esen, bunun yalnızca şehre özgü olmadığını belirterek, “Türkiye genelinde bir kadın kırımıyla karşı karşıyayız. Medya, faillere patolojik etiketler yapıştırarak meseleyi bireyselleştiriyor ama biz şunu biliyoruz: Şiddeti üreten birey değil, o bireyi biçimlendiren toplumsal mekanizmadır.

Her erkek şiddet potansiyeliyle doğmuyor; biz bu potansiyeli toplumsal rollerle, erkekliğe yüklediğimiz anlamlarla ve güçle özdeşleştirilmiş bir kimlikle yaratıyoruz. Doğumda erkeğe verdiğimiz bavulun içine ne koyduğumuz çok önemli” dedi.

'BU SÜREÇTE ÜÇ BİN KADINA ULAŞTIK'

Kadın Dayanışma Merkezi’nin çalışmalarını kırsal ve kentsel ayrımı gözetmeden sürdürdüklerini aktaran Ruken Esen, “Yaklaşık üç bin kadına ulaştık. Parklarda buluştuk, atölyeler kurduk, evlere gittik.

Kadınların en çok zorlandığı nokta şu: ‘Şikayet edersem ne olacak? Süreç beni neyle karşılaştıracak?’ Bu belirsizlik, onları geri çekiyor. Özellikle ekonomik ve psikolojik şiddetin cezai karşılığı çok zayıf. Kadınlar haklı olarak ‘Zaten bir şey olmuyor’ diyor.

Bizim işimiz tam bu noktada başlıyor. Kadınlara, haklarının olduğunu ve yalnız olmadıklarını hatırlatıyoruz” diye konuştu.

'BU DÖNGÜ YENİ SİSTEM KURULMADIKÇA KIRILMAZ'

Şiddetin tek bir kaynaktan doğmadığını belirten Ruken Esen, “Şiddet, hukukun boşluklarından, medyanın dilinden, eğitimin eksikliklerinden ve psikolojinin patolojikleştiren söyleminden besleniyor. Bu yüzden bütünlüklü bir mücadele gerekiyor.

Hukuki süreçlerdeki aksaklıklar kadınlarda güvensizlik yaratıyor. Kadın söz konusu olduğunda yasalar işletilmiyor. ‘Bir kereden bir şey olmaz’ dili gerçeği kamufle ediyor. Oysa kadının beyanını esas alan, şiddetin hiçbir türüne tolerans göstermeyen bir sistem kurulmadıkça bu döngü kırılmaz” ifadelerini kullandı.

'TOPLUMU DÖNÜŞTÜRMEK ZORUNDAYIZ'

Ruken Esen, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu kadın kırımına son vermenin yolu, sadece kadınları güçlendirmekten geçmiyor; erkekliğin ne olduğunu, nasıl kurulduğunu, neyi beslediğini yeniden düşünmekten geçiyor. Toplumu dönüştürmek zorundayız. Biz buna inanıyoruz ve mücadelemizi bu yönde sürdürüyoruz.”