Kadınlar 8 Mart alanlarında şiddete karşı mücadeleyi büyütecek
Kadınlar, artan erkek-devlet şiddetine, cezasızlık politikalarına ve işlemeyen koruma mekanizmalarına karşı 8 Mart’ta alanlara çıkarak örgütlü mücadeleyi büyütme mesajı verecek.
Kadınlar, artan erkek-devlet şiddetine, cezasızlık politikalarına ve işlemeyen koruma mekanizmalarına karşı 8 Mart’ta alanlara çıkarak örgütlü mücadeleyi büyütme mesajı verecek.
Dünyanın dört bir yanında kadınlar 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü çeşitli etkinliklerle karşılamaya hazırlanıyor. Kürdistan’da Tevgera Jinan Azad (TJA) öncülüğünde 8 Mart etkinlikleri “Direnişle özgürleşiyor, demokratik toplumu örüyoruz” şiarıyla başlatıldı. TJA, “8 Mart’ta sesimiz, şiddete ve eşitsizliğe karşı yükseliyor. Kadın özgürlüğü için örgütleniyor, erkek egemen sisteme direniyoruz. Jin, jiyan, azadî” mesajını öne çıkardı. Etkinliklerde yürüyüşler ve sloganlarla baskı ve ayrımcılık protesto edilirken, kadın özgürlüğünün ancak örgütlenme ve dayanışmayla kazanılacağı vurgulandı.
Türkiye’de ise kadınlar bir yandan renkli pankartlar ve sokak etkinlikleriyle 8 Mart’a hazırlanırken, diğer yandan artan erkek şiddeti ve devletin yetersiz koruma mekanizmalarıyla yüz yüze. Kadınların temel talepleri, yaşam hakkının güvence altına alınması ve şiddete karşı etkin koruma sistemlerinin işletilmesi etrafında şekilleniyor.
ŞİDDETİN SİSTEMSELLİĞİ
Geçtiğimiz hafta yalnızca bir gün içinde 6 kadının katledilmesi ve bu kadınlardan üçünün faili hakkında daha önce uzaklaştırma kararı bulunması, kadına yönelik şiddetin sistematik boyutunu bir kez daha ortaya koydu. Bu cinayetler münferit olaylar değil; cezasızlık, denetimsizlik ve etkin uygulanmayan koruma tedbirleriyle beslenen bir şiddet tablosunun sonucu olarak değerlendiriliyor. Kadınların yaşam hakkının korunamaması, mevcut yasal ve kurumsal mekanizmaların sahada etkin biçimde uygulanmadığını ve şiddet ikliminin derinleştiğini gösteriyor.
VAN’DA BAŞVURULAR ARTIYOR
Van’da Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında kadınlara yönelik adli suç başvurularında artış gözlemleniyor. Ancak başvuruların, yaşanan şiddetin boyutunun altında kaldığı belirtiliyor. 1 Ocak – 31 Aralık 2025 tarihleri arasında Van’da kadınlara yönelik şu suç başvuruları kaydedildi: Kasten Yaralama 281, Taksirle Yaralama 113, Hakaret 19, Cinsel Taciz 35, Cinsel Saldırı 9, Basit Yaralama 4, Kasten Öldürmeye Teşebbüs 3 ve 18 yaş altı çocuklara yönelik suçlar 190. Bu veriler yalnızca ceza/adli suçları kapsıyor; boşanma, nafaka ve diğer medeni hukuk talepleri ile özel avukatlık ya da kadın hakları merkezlerinin taraf olduğu dosyalar bu rakamlara dahil değil. 2026 yılının ilk iki ayında ise yalnızca Ocak-Şubat döneminde 24 kadına yönelik adli suç başvurusu kaydedildi.
ŞİDDET SİSTEMATİK RİSK HALİNE GELDİ
Van Barosu Kadın Hakları Merkezi Avukatı Şafak Bozkurt, son 24 saatte 6 kadının katledilmesinin devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğini söyledi. Bozkurt, koruma kararlarının etkin uygulanmaması ve önleyici mekanizmaların işletilmemesinin şiddeti sistematik bir risk haline getirdiğini belirtti. Devletin pozitif yükümlülüğünün yalnızca yasa çıkarmakla sınırlı olmadığını vurgulayan Bozkurt, şiddeti önlemek, mağduru korumak, failleri cezalandırmak ve cezasızlık algısını ortadan kaldırmanın da bu sorumluluğun parçası olduğunu ifade etti.
DENETİM MEKANİZMALARI İŞLEMİYOR
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlükte olmasına rağmen kadınların korunamadığını belirten Bozkurt, siyasi irade eksikliği, uygulama zafiyeti ve denetim yetersizliğinin birbirini beslediğini söyledi. Katledilen 6 kadından üçünün faili hakkında önceden uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen denetim mekanizmalarının işletilmediğine dikkat çekti.
Kolluk kuvvetleri ve savcılıkların risk değerlendirme süreçlerinin yüzeysel olduğunu kaydeden Bozkurt, şiddetin çoğu zaman “aile içi mesele” olarak küçümsendiğini, kadının beyanı önceliklendirilmeden mekanik değerlendirmeler yapıldığını ve bunun etkin koruma önlemlerinin devreye sokulmamasına yol açtığını dile getirdi.
Kadın cinayetlerinde uygulanan “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimlerinin cezasızlık algısını güçlendirdiğini belirten Bozkurt, bu indirimlerin hem adalet duygusunu zedelediğini hem de şiddeti normalleştirerek sarmalı büyüttüğünü söyledi.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının da şiddetle mücadele mekanizmalarını zayıflattığını ifade eden Bozkurt, sözleşmenin devletin önleme ve koruma yükümlülüğünü net biçimde ortaya koyduğunu, çekilme sonrasında ise uygulayıcılarda sorumluluk ve ciddiyet eksikliğinin arttığını belirtti. Bu durumun kollukta “aileyi koruma” refleksini güçlendirdiğini ve kadınları daha savunmasız bıraktığını söyledi.
ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ÇAĞRISI
8 Mart’a doğru kadınlar, şiddete karşı çözümün bireysel değil kolektif olduğunu vurguluyor. Bozkurt, yaygın ve sistematik şiddet karşısında kadınların yan yana durarak, öz savunma bilincini büyüterek ve yitirdikleri her bir kadın için hesap sorarak kalıcı değişim yaratabileceğini belirtti. Kadınlar, 8 Mart’ta alanlarda erkek egemen sisteme, şiddete ve cezasızlığa karşı seslerini yükseltecek.