Barış sürecine dair yürütülen tartışmalarda kadınların aktif rol alması gerektiğini savunan “Barışın İnşasında Kadın ve Hukuk Komisyonu”, sürecin demokratik bir zemine oturtulması ve kadınların söz hakkı ile hukuki temelin güçlendirilmesi için yola çıktı. Geçtiğimiz hafta Amed’de bir açıklama yapan komisyon adına DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü, Avukat Sevda Çelik Özbingöl, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
‘BULUŞMALARIMIZ DEVAM EDECEK’
Sevda Çelik Özbingöl, sürecin yalnızca hukuki değil, toplumsal ve demokratik dönüşümle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Kadınların barış sürecine yalnızca izleyici değil, söz sahibi olarak katılması gerektiğini de belirterek Mardin’de 11 Eylül’de yapılacak ikinci kadın buluşmasının da bu kapsamda düzenleneceğini duyurdu.
Sevda Çelik Özbingöl şöyle dedi: “Biz, barış süreci işletilmeye başladıktan sonra kadınların da bu sürece dair söz kurmasını, asli unsuru olarak sürecin parçası olmasını çok önemli görüyoruz. Özellikle kadınların sadece kadınlarla ilgili değil, yaşamının bütününe dair oluşacak demokratik bir değişim ve dönüşümdeki kuracağı sözlerin tarafı ve muhatabı olarak esas alınması temelinde bir çağrı yaptık. Çağrımızı, ‘Hukuk olmadan çözüm, kadın olmadan da hukuk olmayacağı’ temelinde açıkladık.
Biz kendimizi ‘Barış'ın İnşasında Kadın ve Hukuk Komisyonu’ olarak tanımlıyoruz. Bu çağrı, ülkenin bütün kadın bileşenlerinin barış süreci içerisinde, eğer varsa bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirerek sürece dahil olmasını, dahil olmak için de bir çaba göstermesini esas alan bir çağrıydı; aynı zamanda bizim ilk çalışmamızdı. Çalışmalarımız ülkenin tüm kadın birleşenleriyle devam ediyor. Biz, ayın 11'inde Mardin'de kadınlarla bir buluşma daha gerçekleştireceğiz. Bizim ikinci çalışmamız da o olacak.”
Barış çağrısının ardından Meclis’te kurulan komisyonun önemine dikkat çeken Sevda Çelik Özbingöl, barış sürecinde kadınların yalnızca temsili değil, aktif katılımının sağlanması gerektiğini vurguladı ve kadınların sözünün komisyon çalışmalarına dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca Barış Annelerine söz verilmesini kıymetli bulduklarını ifade ederken, Meclis’te yaşanan anadil engelini ise eleştirdi:
“Kadınların savaş ve barış gerçekliğinde, çözüm önerilerinin ve dahiliyetlerinin önemsenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu temelde, ilk etapta Barış ve Cumartesi Annelerinin dinlenmiş olmasını çok özel ve çok değerli buluyoruz. Ancak bu değerin yanında, katılan annelerin ana dilinde konuşmasının koşullarının oluşturulmaması, barış beklentisi olan ve barışa katkı sunmak için çalışma yürüten kadınlar açısından da önemli bir eksiklikti.
Bundan sonrasında, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten, demokratik bir toplum konusunda kadınların sözünü kuracak kişilerin bu komisyon tarafından dinlenmesini ve kadınların sözünün komisyonun çalışma sistematiği içerisinde de yer edinmesini istiyoruz. Savaş ve çatışmalı süreçlerin tüm çıkmazını yaşayan, en büyük mağdurlarının kadınlar olduğunu dikkate aldığımızda, barış ve çözüm süreçlerinin de öncüleri kadınlar olmak zorundadır. En çok mücadele edenler ve etmesi gerekenler kadınlar olacaktır.”
‘FARKLI İNANÇ VE TOPLULUKLARDAN KADINLARI KAPSAYACAK BİR ÇALIŞMA’
Barış sürecinin tüm toplumsal kesimleri kapsaması gerektiğini de belirten Sevda Çelik Özbingöl, “Bugün eğer inançlarla ilgili bir sorun yaşıyorsak, elbette ki Süryani, Ezidi ve Alevi kadınlarla ortaklaşmadan bir çözümü ya da bir barışı konuşmamız mümkün değil. Kürt halkının legal-politik haklarından bahsederken, farklı inançlara ve farklı toplumsal kesimlere sahip kadınların haklarından ve onların gerçekliğinden ayrı düşünerek bu konuyu tartışamayız. O yüzden bütün kadınları içerecek şekilde, toplumun bütün bileşenlerini bu tartışmalara katmaya çalışmak üzerine bir çalışma yürütüyoruz” diyerek kapsayıcı bir yaklaşımın altını çizdi.
‘BARIŞIN DİLİ SORUMLULUKLA KURULMALI’
DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Sevda Özbingöl, barış sürecinin dilinin sürece hizmet eden bir hassasiyetle seçilmesi gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede iktidarın son dönem özellikle Rojava’ya karşı tutumunun da bu hassasiyeti içermesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Barışın kaybedeni olmaz söylemi, bütün toplumsal kesimlerin ve barış ile çatışmanın taraflarının ortaklaştığı bir tanımlamadır. Bu temelde yaklaştığımızda, barış sürecinin dilinin de hizmet ettiği amaca yönelik hassasiyet ve özenle seçilmesi gerekir. Barış inşasının uzun soluklu bir süreç olduğunun hepimiz farkındayız. Ancak biz onurlu bir barış tartışması yürütüyoruz ve eşitlikçi bir dünya kurma özlemi konuşuyoruz. Birçok taraf açısından ağır bedellerden ve büyük acılardan bahsediyoruz. Boşaltılmış köylerden, hayatını kaybetmiş binlerce kişiden -gerilla, asker ve faili meçhul- bahsediyoruz. Barış, büyük acıların üzerine inşa edilmesi gereken ve bu temelde de hassasiyetle yaklaşılması gereken bir durum.
Barışı yürütenler elbette devletin temsilcileri olacak, mevcut siyasi iktidar olacak. Ancak siyasi beklentiler içeren söz ve söylemlerin, barış pratikleri ve barış dinamiği içerisinde karşılığının olmadığının da hepimiz tarafından bilinmesi gerekiyor.”
‘SÜRECE DAİR ENDİŞE VAR’
Barış sürecinin güven kaygısıyla karşılandığını ifade eden Sevda Çelik Özbingöl, bunun nedenlerini de şöyle açıkladı:
“Süreci kalıcılaştıracak somut adımların bir an önce atılması konusundaki sorunlar çok hayati. Zira insanların bozulmasından endişe duydukları bir süreç bu. Barış, sürekli konuşulmaya başlandığı andan itibaren, barışa dair yaşadığımız en büyük kaygı bu sürece dair güven kaygısıydı. Toplumun bütün kesimleri, bu sürece dair inandırıcı ve güven arttırıcı bir tutum görmek ve buna dair adımların atıldığına tanıklık etmek istiyor. Sadece dil üzerinden değil, bu süreci kalıcılaştıracak somut adımların da bir an önce atılması gerekiyor.”