Kadınlar hem işte hem evde ekonomik şiddetle karşı karşıya
Emekçi kadınlar, artan hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma koşulları ve hane içindeki baskı mekanizmaları nedeniyle ekonomik şiddete maruz kaldıklarını ifade etti.
Emekçi kadınlar, artan hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma koşulları ve hane içindeki baskı mekanizmaları nedeniyle ekonomik şiddete maruz kaldıklarını ifade etti.
Kadınlar, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’nin birçok kentinde, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında final yürüyüşü hazırlıklarının sonuna gelindi. Gün vesilesiyle yapılan çalışmalarda, kadına yönelik çok yönlü şiddet ve artan kadın yoksulluğu başlıklarına dikkat çekildi.
DİSK-AR’ın, ‘İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu'na göre en büyük işsizlik, yüzde 33,8 ile geniş tanımlı kadın işsizliği. Üçüncü en yüksek işsizlik kategorisi ise 21,2 ile genç kadın işsizliği olarak hesaplandı. Geniş tanımlı kadın işsiz sayısının 4,5 milyon civarında olduğu ve 12 milyona yakın kadının ailevi, kişisel nedenler ve ev işleri dolayısıyla çalışma hayatına katılamadığı belirlendi.
Kadınların yüzde 30,8’i kayıt dışı çalıştırılıyor ve 3 milyon 248 bin kadının sosyal güvenceden yoksun. Kadın istihdamının yüzde 73,5’i işçi; yüzde 1,8’i işveren olarak istatistiklere yansıyor. Kadın işsizliği, AB ve OECD ülkelerinin iki katından fazla. Dünya Ekonomik Forumu 2023 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda ise Türkiye, işgücüne katılım reytinginde 146 ülke arasında 133. sırada yer alıyor.
Son süreçte, kadınların en çok karşılaştığı şiddet türlerinden biri de ekonomik şiddet. Gerek ev içi emek veren gerekse dışarıda geç saatlere kadar çalışan kadınlar ekonomik şiddete maruz kalmaya devam ediyor. Yaşamın her alanında emek veren kadınlar, uğradıkları bu ekonomik şiddeti ve toplumda yarattığı kronik etkilerini 25 Kasım vesilesiyle ANF’ye anlattı.
‘KÜÇÜK YAŞTAN İTİBAREN EMEĞİM SÖMÜRÜLDÜ’
12 yaşında mesleğe başlayan ve yıllardır terzilik yapan 34 yaşındaki Sevim Yıldeniz, maddi zorluklar nedeniyle başladığı bu meslekte şiddetin her türlüsüne maruz kaldığını söyledi. Emeğinin sistematik bir şekilde sömürüldüğünü ve ekonomik krizin de bunu derinleştirdiğini belirten Sevim Yıldeniz, kendi dükkanını işletmesine rağmen maddi sorunlarının aynı şekilde devam ettiğine dikkat çekti.
Kadınların ekonomik şiddet ve bunun nedenlerini bilerek mücadele etmesi gerektiğini savunan Sevim Yıldeniz şunları paylaştı: "Ben bu işe henüz 12 yaşındayken maddi sorunlardan dolayı başladım. Buradan küçük yaşta İstanbul'a taşındık. Orada geçinemediğimizin farkındaydım. Aileme destek olmak için okulu bırakıp tekstile başladım. İlk süreçlerde çalıştığım ve çalışmadığım zamanlarda her anlamda ciddi zorluklarla karşılaştım. Küçük yaşta başladığım için emeğimin karşılığını hiçbir zaman alamadım. Çok zorlandım, çalışma saatleri çok zorluydu. O dönem daha mecbur olduğum için kimseye de söyleyemiyordum. O zamanki zorluklar şimdi daha yoğun olmasa da bu sorunların çoğuna alıştım. Ekonomik anlamda her türlü şiddete maruz kaldım. Küçük yaşta çalışmaya başladığım için dört sene boyunca emek sömürüsü yaşadım.
‘KADININ EMEĞİNİ, EN BAŞTA DEVLET GÖRMÜYOR’
Orada işi öğrendikten sonra kendi topraklarıma geldim. İlk zamanlar patronlar tarafından bu şiddete maruz kalırken, şimdi de yaşanan ekonomik kriz ve pahalılık nedeniyle bu şiddeti yaşamaya devam ediyorum. Yani bir kadın, kendi ayaklarının üzerinde durmak için adım attığında dahi erkek akıl tarafından her şekilde engellenmek isteniyor.
Biz küçük esnafız; yıllardır kendi emeğimin karşılığını alamıyorum. Bugün dışarıda benden daha kötü durumda olan binlerce kadın var. Kadının yükü ve verdiği emek daha çok olmasına rağmen, maddi anlamda en çok zorluk çeken kesim yine kadınlar oluyor. Ne kadar çalışsak da yine gün sonu alacağımız ekmeğin fiyatını düşünüyoruz. Çalışan da çalışmayan da bunu yaşıyor. Maddi zorluk çeken kadınların çoğu zaman çalışmasına dahi izin verilmiyor.
Bugün ben her ne kadar ekonomik bağımsızlığımı elde etmiş olsam da bu ekonomik kriz bunu kısıtlıyor. Kadının emeğini en başta devlet görmüyor; devlet bir noktada kadını engelliyor."
PSİKOLOJİK VE EKONOMİK ŞİDDET İÇ İÇE
Özel sektörde çalışan E. İse, çalışma hayatında hem psikolojik hem de ekonomik şiddeti bir arada yaşayan kadınlardan biri. E., yaşadığı şiddete dair şunları anlattı: “Öncelikle ekonomik şiddet konusuna değinmek istiyorum. Özel sektördeki kadınlar olarak son derece düşük ücretlerle çalıştırılıyoruz. Üstelik bu ücretler çoğu zaman asgari ücretin bile altında kalıyor. Haftanın altı günü, günde on saat çalışıyorum. Fiziksel ve ağır bir psikolojik yorgunluk yaşıyorum. İş yerinde, bütün günümüzü işe adadığımız halde bizden kusursuz bir performans bekleniyor.
Bunun karşılığında aldığımız maaşla yapabildiğimiz tek şey, yol masraflarını karşılamak ve günde yalnızca bir öğün yemek yiyebilmek oluyor. Aylardır sigortasız bir şekilde çalışıyorum. Bu işe başlarken hedefim, kendi mesleğimi icra edebileceğim bir ortamda bulunmaktı. Özel sektör, içimdeki meslek sevgisini neredeyse tamamen yok etti. Ekonomik koşullarım karşılanmadığı için mesleğimden uzaklaştığımı hissediyorum ve zaman zaman mesleğimden nefret edecek noktaya geliyorum.
‘KADINLARIN TALEPLERİ BAHANELERLE GEÇİŞTİRİLİYOR’
Baskı, özellikle kadınların üzerinde çok daha yoğun hissediliyor. Aynı sektörde çalışan erkek meslektaşlarımın maaş konusunda söyledikleri daha çok dikkate alınırken, onlar için daha geniş bir alan tanınırken, kadınların talepleri sürekli erteleniyor ve bahanelerle geçiştiriliyor.
Özel sektör, kadınların mobbinge ve tehditlere rağmen hayatta kalabilmek için katlanmak zorunda kaldığı bir alan haline gelmiş durumda. Bu tehditlere verilebilecek en net örneklerden biri, 'Bu kurumdan ayrılırsan hiçbir kurumda iş bulamazsın' tehdididir. Bu cümle bile, bizleri modern çağın köleleri olarak gördüklerinin açık bir göstergesidir.
Ne yazık ki bu durumun yakın zamanda çözülebileceğine inanmıyorum; çünkü sistem köklü bir şekilde yerleşmiş durumda ve neredeyse tüm özel sektörde benzer uygulamalar karşımıza çıkıyor. Özel sektörle birlikte içimizdeki son umut kırıntısını dahi kaybetmiş durumdayız.”
‘NE EMEK VERİRSENİZ VERİN, GÖRÜNMÜYOR’
Yaklaşık 30 yıl ev içi emek veren Hacire Kudat da aynı sorunlarla mücadele eden kadınlardan biri. Yıllarca verdiği emeğin görünmez kılınmasına karşı kendi emeğini sahiplenen ve üretime başlayan Hacire Kudat, kendi hikayesini ise şu sözlerle anlattı: "Ben 14 yaşında evlendim. 37 yıldır evliyim, 34 yıl boyunca evde emek verdim. Ardından son üç senedir dışarıda çalışmaya başladım. Çalışmaya başladıktan sonra her şeyim değişti. Sadece maddi anlamda değil, manevi anlamda bana çok şey kattı.
Öncesinde evde çalıştığımda, pazar için ya da ihtiyaçlar için para istediğimde her daim sorun oluyordu. Para istediğimde 'Ben olmasam ne yaparsın, aç kalırsınız' cevabı alıyordum. Bu da bende her anlamda ciddi bir sorgulama yarattı. Evde yaptığımız işler ve verdiğimiz emek kimse tarafından görünmüyor. Herkes sanki bu işlerin kendiliğinden yapıldığını ya da bunun zaten kadının işi olduğunu düşünüyor. Ne emek verirseniz verin, kimseye bir şey beğendiremiyorsunuz.
Çocuklar tarafından bu emek görülse de evli olduğunuz erkek bu emeği asla görmüyor. Görmediği için de maddiyat her daim bir sorun oluyor. Bunca emeğe rağmen söylenen 'Ben olmasam…' cümlesi, yaşadığım ekonomik şiddetin en bariz örneği. Ben de bu şiddeti daha fazla görmemek için işe başladım. Şimdi kendi paramı kazanıyorum. Bu durumdan kurtulmak beni çok mutlu ediyor.
‘KADINLARI KURTARACAK OLAN ŞEY MÜCADELEDİR’
O evden sonra, bu küçücük alan benim ayrı bir dünyam gibi. Kadınlar bir pazarda maydanoz dahi satsa bence çalışmalı. Bu durum hem kendilerinde hem evlerinde birçok şeyi değiştirir.
Ben şiddeti üreterek durdurabildim. Emeğimi görmeyenlere karşı daha farklı üretimle kendi kendime yettim. Kadınları kurtaracak olan da bu üretim ve kendilerine olan güvendir.
Şiddet yaşamın her alanında vardı. Şimdi çalıştığımda da devam ediyor ama en azından bununla baş edebiliyorum ve baş edebilme noktasında bir gerekçem var.”