Kadınlar, doğal toplumdan bu yana ellerinden alınan tüm değerlerin, birikimlerin ve buluşların ardından bu zamana kadar kimsesiz ve hiçbir şeysiz kaldı. Asırların biriktirdiği acılara tanık bulmak imkansız. Vicdanlar sustu, vicdanlar öldü.
Kadınlar dövüldü, işkence edildi, diri diri toprağa gömüldü, hakarete uğradı, sesi kısıldı, öldürüldü. Bunların hepsini acı çeke çeke yaşadılar. Bir anne olarak, bir eş olarak, bir sevgili olarak, bir kız kardeş olarak, bir çocuk olarak yaşadılar tüm bu acıları. Bunlardan başka bir kimlik ve misyon sahibi olamadılar.
Onlar hakkında herkes, her erkek söz hakkına sahip oldu; ama onlar kendileri için en ufak bir söz hakkına dahi sahip olamadılar. Kadınlar, çağlar boyunca köleliğin prangalarını ellerinde, ayaklarında, parmaklarında, boyunlarında; kısacası bedenlerinin her zerresinde taşıdılar. Maddi bir varlık haline getirilip bedenleri parça parça satıldı. Şu an bile hal böyledir.
Örnek verirsek: Rojava’da bir bakıyorsun, birkaç DAİŞ çete üyesi çıkıp bir iki esir kadını göstererek “Bunların değeri bir soğan kadardır, kim hakkını verirse onun olur” diyor. Ha cihatçı, vahşi bir çete üyesi; ha en değme göz kamaştıran kapitalizm… Bir fark yok gözümüzde. İkisi de yaşamı var eden, yaşamın anlamı ve kendisi olan kadınlara el koyuyor ve onları parça parça onları.
Ya paslanmış bir demir kafes olsun ya cafcaflı, süslü cam bir kafes olsun; ikisi de kadını iradesinden düşürerek mülk haline getiren sermaye kapısıdır.
Dünyada, kadınları savunan, hakkını gözeten, ona insan muamelesi gösteren en ufak bir yasa, hukuk ya da yaşam alanı adeta yok. Kadınlara sadece kadınlar sahip çıktı bu hayatta. Düşmanı dahi olsa, ona el uzatan kadının elini hesapsızca tutup ona yardım eden, onu yerden kaldıran, göz yaşlarını silen, ekmeğini paylaşan sadece kadının kendisi oldu. Kadında düşmanlık duygusu, acımasızlık ya da terk etme söz konusu değildir. Kadının doğasında böyle bir şey yoktur. Tüm bunlar, kastik katil erkeğin yaratımı ve onda var ola gelen zihniyettir.
Bununla birlikte erkekleşmiş, yani erkek zihniyetini kabul eden, taşıyan, uygulayan kadınlara da yaşamı yaratan kadın demek etik olarak da uygun değildir. Kadını kadın yapan bazı özellikler vardır ve bu özellikler eğer körelmişse o kadın erkekleşmiştir ve bir anlamda köle zihniyetini yaşayan kadındır. Kadın demek bile etik olmamaktadır.
Dediğim gibi, kadına bir tek kadınlar sahip çıktı. Eylemler ve protestolarla sokaklara dökülerek “Jin, Jîyan, Azadî” sloganı etrafında birlik oldular ve egemen kastik katil zihniyetine karşı mücadele yürüttüler. Devlet, asker, polis, korucu ve MİT’in bu eylemlere karşı saldırıları, kastik katil zihniyetinin vahim gerçekliğini ortaya koydu. Özellikle MİT, kadın devriminin güçlü olduğu alanlarda -dağ da dahil olmak üzere- kadın mücadelesinin güçlü yürütüldüğü alanlara karşı özel savaş politikaları ile dejenerasyon politikası yürüttü.
Kadınların devrime öncülük ettiği alanlara karşı kastik katil kışkırtılarak, mücadeleye öncülük eden kadınlar hedeflendi, katledildi. Bunlar tarihsel ve şimdiki zamanın gerçekliliğidir. Kürdistan ve Türkiye de kadın özgürlüğüne karşı, kadın kurtuluş politikasına karşı topyekün bir özel savaş politikası yürütülmektedir.
Özellikle 2024 yılını “Aile Yılı” olarak ilan eden AKP hükümetinin amacının da kastik katil zihniyetini kışkırtma hamlesi olduğu açık bir gerçekliktir. 2024 yılı için yapılan bu “Aile Yılı” ilanını, aslında kadın mücadelesine vurulan bir darbe ve kastik katili kışkırtma yılı ilanı olarak ele almak ve bu şekilde okumak en doğrusudur. Çünkü AKP hükümetinin aileden kastının ne demek olduğu gayet de iyi bilinmektedir.
Kadın yaşamına köleliğin dayatılarak “evinin kadını, çocuğunun anası ol” denilmektedir hem de kendini her şekilde kapatarak. “Başını, ağzını, iradeni ve sesini kapat” demek istiyorlar. Bu, çok bilinçli hazırlanmış bir politikadır ve Emine Erdoğan karakteri ile de “örnek ailenin kadın modeli” sergilenmektedir.
Aslında tüm bunlar, Önder Apo’nun özgür kadın kimliği projesine karşı yaratılmış bir antitez modeldir. Önder Apo, savunmalarında ve birçok değerlendirmelerinde özgür kadın kimliğine engel olan devlet ve aile sistemini, ayrıntılarıyla ve tarihsel bilgilere de dayanarak tahlil etmiştir. Özgür kadın kimliğinin ortaya çıkarılması için bu kurumların zihniyetine karşı duracak cesaret ve fedakarlığı göstermiştir.
Aileyi “proto-devlet modeli” olarak tahlil eden Önder Apo, Kürdistan’da aile kişiliğinin kadın köleliğine nasıl hizmet ettiğini ve namus adı altında işlenen kadın katliamlarıyla yaşamın katledildiğini göstermiştir. Tüm halklara, asıl namusun kadın bedeni olmadığını; namusun toprakların ve yaşamın korunması olduğunu tarihsel araştırmalarla göstermiştir.
‘ÖZÜNDEN SAPTIRILMIŞ NAMUS KAVRAMINA BAŞKALDIRI ŞARTTIR’
Namus kavramı; Yunan mitolojisinde, kelime olarak “kurucu ilke” veya “genel ilke” anlamındadır. Türkiye’de ise Türk Dil Kurumu sözlüğünde namus iki farklı şekilde açıklanmıştır. Birincisi; “bir toplum içerisinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık ve iffet” anlamında, diğeri ise “dürüstlük ve doğrululuk” anlamını taşımaktadır.
Yani bu tanımlamalar, kısacası bizlere şunu göstermektedir: Erkek zihniyet sahipleri bundan sadece “iffet” kelimesini benimsemiş ve iffeti sadece kadın üzerinden, kadın bedeni üzerinden ele aldıkları için namusun kadının uyması gereken bir ölçü olduğu fikrine kapılmıştır. Bu durum örf, adet, gelenek haline getirilmiş ve nesilden nesile “kadının erkeğin namusu olduğu” anlayışı aktarılmıştır.
Önder Apo ise köhnemiş zihniyetin eseri olan “kadın erkeğin namusudur” kavramını gerçek tanımına kavuşturmuş; kadının yaşam olduğunu ve toprağın da namus olduğunu belirtmiştir.
Günümüzde Rojava’da yürütülen savaş gerçekliğine bakıldığında, bütün bir halkın kendi topraklarını korumak ve özgürlüklerini sağlamak için büyük bir direniş içerisinde olduğu görülmektedir. Kürt halkının en yaşlı kesiminden en genç kesimine kadar herkes eline silahını almış; toprağını işgale ve tecavüze karşı korumaktadır. Bu, varlığına soykırım dayatılan bir halkın meşru öz savunmasıdır. Bu savunma sanatına karşı hiç kimse ‘Neden böyle yapıyorsunuz?’ diyemez. Bu bir zorunluluktur.
Kürt halkı, 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun arifesinde yeni bir uluslararası komplo ile karşı karşıyadır. Bütün bu saldırılara karşı Kürt halkının öz savunmasını yapmamasını beklemek, en hafif tabiriyle siyasi ve tarihi körlüktür. Öz savunması olmayan bir halk bitmiş, tükenmiş bir halktır. Fakat Kürt halkı artık ulusal birlik etrafında günden güne daha çok bütünleşmektedir. Ne kadar saldırı gerçekleşiyorsa, o kadar birlik ve bütünlük güçlenmektedir.
Bunun yaşam ve mücadele noktasında esas alınacak olan direniş çizgisini de yaratan Önder Apo’dur. Önder Apo’nun hakikatini ve doğruluğunu yaşamlarına temel kılmış olan yoldaşları ve kadınlardır. Kadınlar, öz savunma stratejisinde en önde yer alarak kanla, canla, başla bu mücadeleyi yürütmektedir. Kadınların toprakları ve bedenleri hunharca bir saldırı altındayken öz savunmasız yaşamaları mümkün değildir. Kapitalizmin en temel aygıtları olan devlet, aile, kastik katil ve DAİŞ tehdidi varken kadınlar nasıl öz savunmasız kalabilir?
Rojava savaşında da gördük ki kadınlar savaşmasa ve düşmanın bütün kirli yönelimlerine karşı öz savunmasını oluşturamasa, her kesimden saldırılar gerçekleşmekte ve onları kendilerinden başka koruyabilecek hiç kimse olmamaktadır. Rojava’da öncü kadınların savaş meydanlarında “Jin, Jîyan, Azadî” felsefesiyle tüm kadınları canları pahasına nasıl koruduklarına, tüm dünya kamuoyu ile birlikte tanıklık ettik. Bunlar, öz savunma bilinci ve örgütlülüğü olmadan mümkün olamazdı.
‘KADINLAR ÖZ SAVUNMA GÜCÜNÜ NASIL KAZANACAK?’
Kadınlar önce kendilerini, tarihlerini, kimliklerini, örgütlülüklerini, emeklerini ve güçlerini birleştirecekler. Bunu yapmak için de önce ortak bir mücadele bilinci oluşturmaları gereklidir. Tüm bunları bilmelidir ki öz savunmalarını yapabilsinler. Hiçbir kurum veya kimse onlara bu hakkı ne verebilir ne de onlardan alabilir. Öz savunma stratejisi; öz kimliklerinde, öz birliktelikleri ile oluşturabilecekleri bir savunma pozisyonudur.
Kadın jeopolitiği, kadın jeostratejisi ancak öz savunma temelinde oluşabilir. Kadın bilimine dayalı jineoloji bilimi ekseninde bilinçlenme ve şekillenme sağlanmalıdır. Kadın kurtuluş ilkesine dört elle sarılınmalı ve bütün kadınlara öz savunma bilinci aktarılmalıdır.
Örgütlü bir kadın gücünü hiçbir güç yenemez; bunun göz ünündeki en büyük örneği, Kürdistan dağlarında kadın gerillalar tarafından sergilenmiştir. Rojava Devrimi, kadın devrimi olarak ilan edildi ve kadınlar başta olmak üzere tüm Kürt halkı da halen bu ilke esasında öz savunmalarını gerçekleştiriyor. Bu öncülük esasında kadınlar birliğini korumalı, güçlendirmeli ve dayanışma içerisinde örgütlenmelidir. Başka bir çözüm olanağı kesinlikle yoktur.
Önder Apo, mücadele eden devrimci kadınlarının emeğine, fedakarlığına sahip çıkıyor ve tüm kadınların yanında olduğunu gösteriyor. İçerisinde olduğumuz çağı, “kadın kahramanlık çağı” olarak ilan etti. Tarihte ilk defa kadınların kahramanlığı sahiplenildi. Kürt kadınlarının, inanılmaz acıları göğüsleyerek tüm dünya kadınlarına ulaşma çabaları tarihte unutulmaz bir iz bıraktı.
Kadınlar şahsında kaybedilen yaşam hakikati, kadınların direngen savaşçılığı ile geri alındı ve yaşamı yeni bir hakikate kavuşturan da kadınlar oldu. Bu mücadeleyi tek taraflı değil, erkeği de değiştirip dönüştürerek yaptılar. Kastik katil zihniyete karşı özgür erkek kişiliğini açığa çıkardılar.
Önder Apo, “Kadın Kahramanlık Çağı”nı ilan etti; artık gerisi kadınların bu tarihi sahiplenmesine, örgütlülüğünü artırmasına ve mücadeleyi bütün kadınlara ulaştırana dek çabalamasına kalmaktadır. Öz savunma bilinci ekseninde örgütlenmek, kadınların tek yaşam dermanıdır. Kadınlar milyonlarca örgütlülüğe erişti; bundan sonrası, diğer milyonlarca kadına ulaşmaktadır.