Ortadoğu’da süren savaş ve çatışmalarda şiddet yalnızca silahlı mücadeleyle sınırlı kalmıyor; kadın bedenleri, kolektif hafıza ve semboller üzerinden de yeniden üretiliyor. Cephe hatlarında topraklarını ve onurlarını savunmak için ön saflarda yer alan Kürt kadınları, mücadelelerini kırmayı ve direnişlerini itibarsızlaştırmayı amaçlayan sistematik bir şiddetin hedefi haline geliyor.
‘SALDIRILAR KADIN-ERKEK İLİŞKİSİNİ YENİDEN DÜZENLEMEYİ AMAÇLIYOR’
Tunuslu akademisyen ve toplumsal cinsiyet ile İslam’da cinsellik çalışmaları uzmanı Prof. Dr. Amal Amal Qarami, Ajansımıza yaptığı değerlendirmede, savaş koşullarında kadınlara yönelik uygulanan şiddetin münferit ya da rastlantısal insan hakları ihlalleri olarak ele alınamayacağını vurguladı. Amal Qarami, bu tür şiddetin, erkekler arasındaki güç ilişkilerini ve kadın-erkek arasındaki toplumsal düzeni yeniden inşa etmeyi hedefleyen bilinçli ve stratejik bir araç olarak kullanıldığını ifade etti.
‘SAVAŞIN KADIN BEDENİNE TAŞINMASI VAHŞETTİR’
Amal Qarami, çatışmaların kadın bedenlerine taşınmasının savaşın en vahşi biçimlerinden birini oluşturduğunu belirterek, bu durumda bedenlerin hem sembolik hem de maddi anlamda birer savaş alanına dönüştüğünü ifade etti. Amal Qarami’ye göre saçların kesilmesi, tecavüz, boğazlama, cenazelere işkence yapılması ve benzeri uygulamalar; kimlik çatışmalarını, iktidar ve hegemonya mücadelesini yansıtan pratiklerdir. Bu şiddetin temel amacının yalnızca kadınlara zarar vermek olmadığını vurgulayan Amal Qarami asıl hedefin, “kadınlarını koruyamayan” aciz erkek imgesi üzerinden tüm toplumu aşağılamak, çaresizlik ve utanç duygusunu pekiştirmek olduğunu dile getirdi.
Amal Qarami ayrıca, ataerkil kültürlerin sembolik düzeninde kadın bedeninin merkezi bir konumda yer aldığını; doğurganlık, toprak, ülke, ulus ve barış gibi kavramların simgesi haline getirildiğini söyledi. Bu nedenle kadın bedeninin hedef alınmasının, tüm bu sembollere yönelik bir saldırı anlamı taşıdığını belirten Amal Qarami, kadın savaşçılara yöneltilen mesajların, kendilerini ve halklarını savunmak için mücadele etmeyi seçen kadınlarda korku yaratmayı ve kadını zayıflık ve bağımlılıkla özdeşleştiren kalıp yargıları yeniden dayatmayı amaçladığını ifade etti.
‘KADINLAR EVRENSEL DEĞERLERİ SAVUNUYOR’
Öte yandan, Nun İnisiyatifi sözcüsü Sawsan Şoman, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin özellikle DAİŞ tarafından Kürt kadın aktivistlere ve savaşçılara yönelik saldırıların, büyük bir endişe yarattığını söyledi. Şoman, bu saldırıların, kadınların siyasal ve toplumsal özne olarak hedef alınması yönündeki yaklaşımın devamı niteliğinde olduğunu vurguladı.
Sawsan Şoman, Kürt kadın savaşçıların çatışma bölgelerinde kadına dair yerleşik kalıp yargılara alternatif bir model sunduğunu belirterek, toprağı, onuru ve özgürlüğü savunmanın yalnızca erkeklere ait bir ayrıcalık olmadığını; aksine kadınların da bu sorumluluğu büyük bir cesaret ve direnişle üstlendiğini ifade etti. Sawsan Şoman, bu kadınların yalnızca kendi bölgelerini değil, kadını dışlamayı ve yaşam ile onur hakkını elinden almayı hedefleyen karanlık ve aşırıcı bir ideolojiye karşı evrensel insani değerleri savunduklarını dile getirdi.
Kürt kadınlarının mücadelesine tam ve koşulsuz destek verdiğini vurgulayan Sawsan Şoman, DAİŞ adı altında ya da suçları meşrulaştırmak için kullanılan herhangi bir başka örtü veya ad altında kadınlara yönelik işlenen tüm şiddet biçimlerini ve ağır ihlalleri en sert şekilde kınadı. Sawsan Şoman ayrıca uluslararası toplumu, insan hakları ve kadın örgütlerini hukuki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeye çağırarak, çatışma bölgelerindeki kadınların korunması için somut ve ciddi adımlar atılmasını, bu ihlallerin faillerinin hesap vermesini ve cezasızlık döngüsünün son bulmasını talep etti.
‘KADINLAR SAVUNMASIZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR’
Mısır çağdaş tarih uzmanı ve Modern Mısır dergisinin yayın yönetmeni Dr. Sahar Hesen Ehmed de, kadınların maruz kaldığı ihlallerin belirli bir kesim ya da bölgeyle sınırlı olmadığını; aksine, sistematik şiddet ve ağır hak ihlalleriyle karakterize edilen bir çatışma ortamında Suriyeli kadınları genel olarak hedef aldığını vurguladı. Sahar Hesen Ehmed, aralarında Suriye İnsan Hakları Ağı’nın raporlarının da bulunduğu güvenilir insan hakları belgelerinin, 2025 yılı boyunca yüzlerce kadının katledildiğini ortaya koyduğunu; bu ölümlerin bir kısmının doğrudan saldırılar sonucu, bir kısmının ise protestolar ya da çatışmalı faaliyetler bağlamında gerçekleştiğini belirtti.
Sahar Hesen Ehmed, kadınlara yönelik kaçırma ve zorla kaybetme vakalarının cezasızlıkla sürmeye devam ettiğini, buna paralel olarak cinsel istismar ve saldırıların arttığını ifade etti. Zorla yerinden edilme, göç ve kamplardaki ağır yaşam koşullarının da bu tabloya eklendiğini belirten Sahar Hesen Ehmed, neredeyse tamamen yok olan hukuki ve toplumsal koruma mekanizmalarının kadınları daha da savunmasız hale getirdiğine dikkat çekti. Silahlı çatışmaların yoğunlaştığı dönemlerde bu ihlallerin daha da arttığını vurgulayan Sahar Hesen Ehmed, şiddet denkleminde kadınların en zayıf halka hâline geldiğini söyledi.
Dr. Sahar Hesen Ehmed, konuşmasının sonunda insani ve hak temelli bir perspektiften, kadınların son derece karmaşık bir durumla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Silahlı çatışmaların yol açtığı doğrudan tehditler, güvenlik ihlalleri, öldürme ve işkencenin; toplumu koruma ve savunma yönünde — özellikle aşırılıkçı örgütlere karşı mücadelede — üstlendikleri etkin rollere rağmen devam ettiğini belirtti. Ehmed, bugün yaşananların tekil bir olay ya da münferit bir sahneye indirgenemeyeceğini; aksine, kimlik ve yaşamın kendisi üzerine yürütülen daha geniş bir mücadelenin içinde, acı, hak talebi ve onur ile var olma uğruna verilen uzun soluklu bir direnişin parçası olduğunu vurguladı.