Munzur: Kürt kadınları, Önderliğin verdiği güç sayesinde irade kazandı

Kadın özgürlük mücadelesinin kadının toplumsal ve politik zeminde güç kazanmasına yol açtığını ifade eden diyen Raperin Munzur, Önderliğin kadına verdiği büyük güç sayesinde Kürt kadınları irade kazandığını söyledi.

RAPERİN MUNZUR

PKK 52 yıllık mücadele pratiğiyle toplumsal yaşamda önemli değerler yarattı. Peki, bu 52 yıllık süreçte hangi değerler ortaya çıktı ve bu değerlerin kadın mücadelesine etkileri neler oldu? Kuruluşundan bugüne kadar kadın mücadelesindeki yeri nasıl şekillendi ve 52 yıllık mücadelede kadın katılımı toplumsal olarak hangi değişimlere yol açtı? Tüm bunları, PAJK (Kürdistan Kadın Özgürlük Partisi) Koordinasyon Üyesi Raperin Munzur ile konuştuk.

PKK, 52 yıllık mücadele pratiğiyle yarım yüzyıla damgasını vurdu ve devasa değerler yarattı. Öncelikle, hangi değerlerin ortaya çıktığı ve bunların kadın mücadelesi üzerindeki etkilerinin nasıl olduğu konusunda bir değerlendirme yapar mısınız?

Öncelikle, Kürt halkının soykırım ve kölelik tarihini tersine çeviren ve özgürlük tarihini başlatan PKK’nin kuruluş yıldönümünü, başta Önderliğimize, kadınlara ve tüm halkımıza kutluyorum.

Ayrıca, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle tüm kadınları kastik katilin günümüzdeki temsilcilerine ve zihniyetine karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum. Kadın özgürlüğünü merkeze alarak ve erkek egemen zihniyetle mücadele temelinde özgür bir yaşamı kurmak, Önder Apo’nun temel felsefesidir. Kadın devrimi, erkek egemen sisteme ve onun tüm kurumlaşmalarına karşı kadının öz savunmaya dayalı komünal varlığının inşasıyla olacaktır.

2025 yılının 27 Kasım’ı, her zamankinden daha farklı bir anlam taşıyor. Artık kendi örgütsel varlığını sonlandırmış bir örgütün kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Bu da gösteriyor ki PKK gerçeği salt bir örgüt yapılanması veya mekanizması değildir; bir ruh ve kimliktir. Halkımız bunu “PKK halktır, halk burada” diyerek sloganlaştırdı. Bu kutlama; PKK şahsında Kürt’ün varlığını ortaya koymasının, kimlik kazanmasının, soykırım ile imha ve inkar politikaları altında yine de var olmayı başarmasının kutlanmasıdır. Tarihine ve başardıklarına karşı bir vefadır.

Bu kutlama; PKK ve gerilla mücadelesiyle kadın onurunu ve özgürlüğünü bulmuş, kendi olmayı başarmış, kadın devrimi yoluna girmiş kadınların kutlamasıdır.

Evet, PKK feshedildi ama Kürt halkının tarihine de özgürlüğün, direnişin, fedailiğin, onurun yaratılmasının adı olarak geçti. Bu nedenle PKK, Türk devletinin dediği gibi bir terör örgütü olduğu için değil, rolünü oynadığı, zamanını doldurduğu ve artık yarattığı değerlerin toplumsallaşması için feshedildi.

PKK’nin yarattığı değerler, açığa çıkardığı özgürlük çizgisi bir örgüt sınırlarını aşacak düzeye ulaştı. Yeni yaşamın değerleri haline geldi. Ve bu değerler artık tüm toplumumuzun, kadınların, dünya halklarının değerleridir; sahiplenilmesi gereken büyük özgürlük değerleridir. Yeni bir devrimin temelini oluşturacak, bu devrimi özgürlük temelinde inşa edecek güçte değerlerdir. Pozitif devrimin esaslarıdır.

En başta, PKK bir kimlik yarattı. Özgür Kürt kimliğini açığa çıkardı. Kürt halkına dayatılan inkarı ve soykırım tehlikesini ortadan kaldırdı. Fiziki varoluşun ötesine geçen bir Kürt gerçeği açığa çıkardı. Kendinden utanan, kimliğini saklayan, kendinden kaçışı yaşayan Kürt’ten; başı dik, onurlu ve kendi tarihiyle, kimliğiyle, varlığıyla gurur duyan bir Kürtlük inşa etti. Bu Kürtlük şimdi tarihteki yerini alıyor.

Kuyruklu Kürt kompleksinden, kendi kimliğini özgürce ifade edip yaşayan, bundan onur duyan bir aşamaya ulaşmak bir devrimdir. Bu, varlık-varoluş devrimidir. Çünkü Kürtlerin herkesten farklı olarak yaşadığı durum bir yok oluştu ve bunun yarattığı sorunlar çok derindi. Bir insanın yaşayabileceği en ağır durum, kendinden utanmak; kimliğinden, kültüründen utanmaktır. Kendini kendi diliyle, kültürüyle ifade edememektir. Bir başkası olmaya özenmek, kendini inkar etmek, kendinden kaçma durumuna gelmektir. PKK ile bu değişti.

PKK’nin 52 yıllık mücadelesinin en büyük kazanımlarından biri, Kürt insanının gururla kendi Kürtlüğüne, yani varlığına, kimliğine sahip çıkacak duruma gelmesidir. Bu, sosyal bir devrimdir; psikolojik bir devrimdir. İnsani bir devrimdir. Kuyruklu Kürt’ten özgür Kürt’e uzanan, büyük bedellerle, acılarla ve direnişle örülen bu yol, PKK ile yüründü.

Tarihin en kadim halkı şahsında yaşanan, aslında insanlığın da trajedisidir. Bu anlamıyla Kürt’ün dirilişi, insanlığın kültürel dirilişidir. ‘Kürdistani olan evrenseldir’ dedi Önderlik. Bugün tarihi ve arkeolojik veriler bunu kanıtlamaya başlıyor. Yani evrensel insanlık tarihi ile Kürt varlığının, kültürünün bağı var. Devletçi ve iktidarcı sistem her zaman toplumsal kök ve kültürle savaş halindedir; onu ortadan kaldırmaya çalışır. Özellikle kapitalizmin temel mahareti, varlığı tüm değerlerinden ve insanlığından soyutlayarak fiziki sınırlara indirgemesidir.

İnsanlığın yok olma eşiğine geldiği günümüzde, insanlık adına kök kültürün direnişi bir tarihsel kader gibi kendini dayatmıştır. PKK bunun sözcüsü olmuştur.

En temelde ise PKK bir kadın partisi olmuştur. Kadın özgürlüğünü birinci sıraya koymuş; ‘Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez’ formülü ile kadının güçlenmesine, özgürleşmesine öncelik vermiştir. Bu temelde kadınların örgütlenmesi, karar ve yönetim mekanizmalarında aktif yer alması, ideolojik mücadelenin temel gücü haline gelmesi sağlanmıştır. Egemen erkekliği ve ona dayalı kültürü ortadan kaldırarak kadın eksenli yaşamı yaratmayı esas almıştır.  Bu, PKK’nin farkını yaratıyor.

Bu anlamda PKK’nin Kürt’ü ve kadını yeniden diriltmesi, aslında bir anlamda tanrısal bir faaliyettir. Önderlik çizgisi ve diyalektiği, bu düzeyde kutsallık atfedilmesi gereken bir gerçekleşmeye yol açmıştır.

PKK, Kürt halkı için mücadele ettiği kadar, bölgedeki tüm halklar, azınlıklar ve gruplar için de bir özgürlük, mücadele ve sosyalizm teorisi açığa çıkardı. Önderlik paradigması ile dünya için yeni bir umut oluşturdu.

PKK’nin 52 yıllık mücadelesinde başaramadıklarının eleştirisi ve özeleştirisini elbette kendi içimizde yapıyoruz. Önderliğimizin eleştirileri temelinde bu dönem, bu özeleştiriyi ortaya koymaya, yeni döneme bu mirasla ve çıkardığımız tecrübe ile hazırlanma çabasındayız.

Bu mirasın oluşumunda PKK’nin ilk kadın kadrolarının rolü neydi? PKK’nin kuruluşu ve mücadelesinin kadın özgürlük mücadelesindeki yeri için neler söylersiniz?

Kadınların PKK içindeki mücadelesi, sosyalizmin, özgürlüğün ve komünal ruhun oluşması mücadelesidir; bunun tarihidir. En zayıfın güçlenmesinin, tarihsel sosyolojiye göre rolünü oynamasının ve bu diyalektiğin dönüştürücü, yaratıcı tarihidir. Nasıl ki tarih, komün ile devletin mücadele tarihiyse, PKK’de de bu diyalektik 52 yıl boyunca tüm gerçeğiyle yaşandı.

PKK, tarihin canlandığı bir sahne gibi, “Nuh’u Nebiden kalma tüm Kürtlerin” içinde bir şekilde yer aldığı; bu yüzden de amansız bir mücadele zemini oldu. Bu mücadelenin küçük bir yüzdesi düşmana karşı yürüdü. Büyük oranda kadının özgürleşmesi mücadelesiydi. Erkekle hesaplaşma, sistemle, tarihle, ihanetle, tüm geriliklerle ve zayıflıklarla kavga arenasıydı. Güçlenmenin, onur ve irade kazanmanın, bilinçlenmenin, kendi olmanın arenasıydı.

Bu yüzden Sara (Sakine Cansız) yoldaş, ‘Hep kavgaydı yaşamım’ dedi. Kavgalı ve mücadeleci yaşamın, büyüten ve özgürleştiren diyalektiği sayesinde kadınlar olarak bugünlere geldik. Bedelleri büyük oldu. Ama soylu ve olağanüstü kadın gerçekleşmeleri, kimlikleri açığa çıktı. Bu tarih gerçekten de tarihsel kişilikler yarattı; özgür kadınlar yarattı.

PKK’nin en büyük farkı, kadın özgürlük mücadelesini merkeze almış olmasıdır. Salt kadının zayıflığını giderme değil; aynı zamanda kadındaki büyük toplumsal ve yaratıcı gücün gün yüzüne çıkarılmasıdır. Bu, tabii ki Önderlik felsefesinin ve çizgisinin eseridir. PKK, reel sosyalizmden etkilenmiş bir örgüt olarak doğdu. Ancak Önderliğimizin Kürdistan ve dünya koşullarını, sosyolojisini ve politikasını iyi görmesiyle mücadelemiz, bu coğrafyanın özgünlüğüne göre biçim aldı. Kürdistan sosyolojisinin tahlili ve sorunlarının çözümünü esas almasıyla bağlantılı olarak Önderliğimiz, kadın özgürlük sorununu başa koydu.

80’lerin sonundan itibaren kadının öz örgütlenmeleri gelişmeye başladı. Kadınlar, savaşta, yaşamda, dağlardaki mücadelenin her alanında ve toplumsal mücadelede aktifleşmeye başladılar. Pozitif ayrımcılıkla ve özgün örgütlenmeyle başlayan bu arayış, yaşamın her alanında eşit temsiliyete ve toplumsal dönüşümün öncü gücü olmaya doğru gelişti. Özgür eş yaşam teorisinin gelişmesine vesile oldu. Özgür eş yaşam, binlerce yıldır kadının toplumdan, yaşamdan, karar gücünden, kendini yönetmekten ve kendi adına savaşmasından uzaklaştırılmasına karşı, kadının yaşamın öznesi ve temel gücü haline gelmesidir.

Kadın erkek ilişkilerinin, kurgulanan toplumsal cinsiyetçilik sınırlarının dışına çıkarılarak özgürlük ilişkileri olarak yeniden inşa edilmesidir. Kadının yaşama kendi kararları, iradesi ve bilinci ile yeniden katılımıdır; yani toplumla yeniden sözleşmesidir.

Büyük şehitlerimiz, bu mücadelenin en büyük değerleridir. Zîlan’dan Bêrîtan’a, Azime’ye, Delal’e, Asya’ya, Sara yoldaşa kadar adını sayamayacağımız binlerce şehidimize sadece fedakarca savaşıp şehit düştükleri için bağlı değiliz. Aynı zamanda doğru ve güzel yaşadıkları için; olağanüstü yoldaşlıkları, bağlılıkları, ideolojik ve felsefik bilinçle farklarını oluşturdukları için çok bağlıyız. Onlar, insan olmanın erdemini en güçlü temsil ettikleri için onları örnek alıyoruz. Çünkü onlar, yaşarken de şehit düştükleri anda da hem yaşamın gerçek anlamını ortaya çıkaran hem savaşın, direnişin en önünde yer alma gücünü temsil eden en güzel insanlardı. Yaşama büyük anlam biçen ve anlamlı yaşayan yoldaşlardı.

Her zaman kendinden önce başkalarını düşünen, başkalarının acısını, derdini kendine dert edinen; bireyciliği yıkmış, toplumun, yani komünün varlığına kendini adamış yoldaşlardı. Onları büyük kılan, nasıl yaşadıklarıydı. Bir hayal, bir ütopya değildi yaşamları. Somutlaşmış, gerçekleşmiş komünal kişiliklerdi. Bu duruşu, dağların ve mücadelenin en sert, en keskin gerçeğinde yaratmışlardı. Bunu da ancak edebiyat ve sanat anlatabilir. Ama sadece anlatmak, anmak değil; onların temsil ettiği gerçeği yaşama mal etmek, yaşamı bu ölçülerle inşa etmek sorumluluğu içindeyiz.

Şehitlerimizin yaşam tarzı, özellikleri, arayışları, kavgaları, ilişkileri, fedakarlıkları ve sosyalist özellikleri yaratmaya çalıştığımız toplumun birey ölçüleridir. Bir toplum, ancak bireyleri özgür oldukça özgür olabilir. Bir yaşam, ancak güzellikleri ve soylu değerleri temsil edebilen; bunları yaşamın temel ölçüsü haline getiren insanların varlığı ile gerçek bir yaşam olabilir. Biz bu ölçüleri onlarda gördük ve onlardan öğrendik. Yeni yaşam, onlarda somutlaşan hakikatlerin toplumsal ölçüler haline gelmesi ile yaratılacaktır.

52 yıllık PKK mücadelesine bu denli kadın katılımı, toplumsal olarak nasıl bir değişime yol açtı?

PKK zemini, kadın katılımlarının örgütü de erkeği de dönüşüme uğratması ile yeni yaşam modelinin, özgür kadın ve erkek ilişkilerinin yaratılmaya çalışıldığı bir zemin oldu. Erkek egemen anlayışlarla cins mücadelesi temelinde savaşın ve demokratik dengenin kurulmasının zemini oldu. Bu zeminde yürüyen ve ideoloji, felsefe, politika sahibi olan kadın mücadelesi, kadın devrimini doğurdu.

Kadın devrimi tezi, Önderliğin 90’larda ortaya koyduğu bir tezdir. Bu tez çerçevesinde önce ordulaşarak, PAJK kimliğiyle partileşerek ve KJK ile kadın sistemine ulaşacak düzeye gelindi. Kadının örgütlü güce kavuşması, kadınların ve toplumun öz savunmasını yapacak güce, bilince ve tecrübeye ulaşması, tarihin yeniden uyanışıdır. Kastik katile karşı direnen komün ruhunun yeniden canlanmasıdır.

Bakur’dan Başur’a, Rojava'dan, Rojhilat'a, ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sihirli formülü ile tarihin en karanlık güçleriyle savaşan Kürt kadını, bu gücünü 52 yıllık mücadele mirasından almıştır.

Kadın özgürlük mücadelemiz, cinsiyetçi ideoloji ve ilişkilerin sorgulanmasına; kadının toplumsal ve politik zeminde güç kazanmasına yol açmıştır. Önderliğin kadına verdiği büyük güç sayesinde Kürt kadınları özgüven ve irade kazanmış; örgütlü güce kavuşmuştur. Bugün Bakur’dan Rojava’ya bir kadın devrimi süreci yaşanmaktadır. Kadının güçlendiği, politik sahada varolduğu ve kendi hakkında kararlar aldığı, toplumsal yaşama kendi tercihleri ile dahil olduğu bir süreç gelişmektedir.

Tabii ki bu bir mücadele sürecidir; tamamlanmış ve tümden özgürleşme yaşanmış değildir. Kadın devriminin gelişmesi tehlikesine karşı, erkek egemen sistem de kadınları, kadın mücadelelerini hedef almaktadır. Bu kadar kadın katliamı, kadınlara dönük artan taciz ve tecavüzler, kadın onuruna dönük her türlü saldırı ve yozlaştırıcı politikalar boşuna değildir. Yükselen kadın mücadelesinin etkisini kırmak, direnen ve özgürleşme çabasında olan kadını hedef alan saldırılardır; kadının özgürleşme çabasından intikam almaktır.

Kürdistan ve Ortadoğu gerçeğinin içine hapsedildiği kölelik, esasta kadının konumu ile ilgilidir. Komünal yaşamını, kültürünü ve varlığını yitirmekle karşı karşıya olan toplum, fiziki varlığını sürdürme refleksiyle ‘aileciliğe’ mahkum olmuştur. Aile ilişkileri içinde kadın, yaşamı fiziki olarak üretmenin dışında bir rol sahibi değildir. Kadının öncelikle aile ilişkilerini sorgulayarak kendisine ait olması gerekiyor. Erkeğin değil, kendisinin olmalıdır. Erkek ölçülerine ve beğenilerine göre kendine biçim verme yerine, kendi beğenilerini ve ölçülerini geliştirmelidir. Erkek egemen sistemin her türlü politikasına karşı kendi politik ve ideolojik duruşunu geliştirmelidir.

Kadın hareketlerinin, her zamankinden daha fazla ortak mücadeleyi geliştirmesi, parçalayıcı ve zayıflatıcı politikalara karşı durması gerekiyor. Özellikle kadın mücadelemizin deneyimlerinin ve tecrübelerinin dünya kadınlarıyla daha fazla paylaşılması ve mal edilmesi önem kazanıyor. Önderliğin kadın özgürlüğüne dair temel tezlerinin, devrim tezleri olarak işlenmesi ve politik ile pratik karşılığının yaratılması lazım.

PKK’nin feshinin kadınlar için anlamı nedir ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yeniden inşa döneminde kadınlardan nasıl bir katılım beklenmektedir?

Fesih, yeni mücadele döneminin başlangıcıdır. Barış ve Demokratik Toplum dönemini inşa etmenin başlangıcıdır. Yani artık Kürt toplumunun da kadınların da gündemi, yeniden inşadır. Toplumun yaşadığı krizi ancak kadın devrimi ile çözebiliriz. İçinde bulunduğumuz süreç bir mücadele sürecidir. Örgütlenme, değişim ve dönüşümü yaratacak eylemsel güç haline gelme dönemidir. Toplumsal sorunların çözümünde devreye girme, sorunlara somut çözümler üretme, bunun kurumsallaşmalarını geliştirme dönemidir.

Günümüzde yaşam ve toplum krizdedir. Bu krizi ancak dağıtılan toplumsallığın yeniden örgütlenmesiyle ve kadınların toplumsal mücadeleye öncülük etmesiyle aşabiliriz. Krizin temel nedenlerinin başında erkek egemen ölçülerin hakim kılınması, bununla bağlantılı olarak örgütlülüğün dağıtılması, özgürlüğün yitirilmesi, yaşamın çirkinleşmesi geliyor. Yaşamın estetiğe ve etiğe kavuşturulması, bunun mücadelesinin daha güçlü verilmesi lazım.

Kadın özgürlüğünü esas alan ve buna dayalı bir toplumsal yaşam için, komünler temelinde örgütlenmeyi geliştirmeliyiz. Komün yaşam, ahlaki yaşamdır; estetik yaşamdır. Paylaşımın, ortak üretimin, birlikte var olmanın, demokratik kültürün ve kendini savunmanın en temel insani ve ahlaki ilke olduğunu bilmeliyiz. Barış ve demokratik mücadele dönemi, kadının en fazla aktifleşebileceği; ideolojik, teorik ve pratik olarak en fazla rol oynayacağı dönemdir.

Kadın, toplumun kurucu gücü olarak tarihteki rolünü bugün de oynayacak güce ve bilince ulaşmıştır. Bu gücü politik ve örgütlü güce dönüştürerek 21. yüzyılı kadın yüzyılı haline getirebilecek durumdadır.

Kadın devrimi, 19 ve 20. yüzyılın devrimlerine benzemez. Bir özgürleşme ve inşa sürecidir. Bir kültürel devrimdir. Pozitif devrimdir; çünkü yaşamı yeniden üretmeye, ahlaki ve politik varlığı canlandırmaya dayalıdır. Komünal yaşamı yeniden inşa etmeye dayalıdır. Negatif devrimlerin yıkıcılığından; üreten, yaratan, alternatif oluşturan, sorun çözen ve demokratik alanı genişleten bir pozisyona ulaşmaktır.

Bu anlamda demokrasi ve barış mücadelesi, ulus-devletçi, iktidarcı, egemen tüm anlayış ile zihniyetlere alternatif yaratma mücadelesidir. Sosyalist yaşamın yaratılması mücadelesidir.  Bunca yıllık birikimimiz, tecrübemiz ve gücümüz bunu inşa etmeye yetecek durumdadır.

Böylelikle yaratılan değer ve kazanımlar, 25 Kasım vesilesiyle de yeni bir kadın yüzyılını şekillendirmede güçlü bir iddia olarak değerlendirilebilir mi?

25 Kasım vesilesiyle tüm kadınları, erkek şiddetine, katliamına ve saldırılarına karşı öz savunma temelinde örgütlenmeye çağırıyorum. Kürt kadınlarının öz savunma anlamında büyük bir tarihsel mirası var. Tarihten gelen gücü var. 50 yıllık mücadelenin kazanımları var. Kadınlar, kendi tarihlerini öğrenmeli ve bilinçlenme ile eğitim çalışmalarına önem vermelidir. Tarihimizden güç almalı, tecrübesini değerlendirmeli. Kadının, zamanın ve yaşamın her anında süregelen isyanını, arayış ve mücadelesini değerli kılmalıyız.

Sınıfların, etnisitelerin, toplumsal gurupların mücadelesi hep anlatıldı, tarihe bir şekilde mal oldu. Ama kadın direnişi ve mücadelesi, sürekli olmasına rağmen hep görmezden gelindi, değersizleştirildi. Yaşamı sürdüren ve koruyan bu direnişi çok güçlü anlamlandırmak, değerli kılmak ve politik temsiliyetini yapmak önemli bir görevdir.

Kadınlar, kastik katil gerçeği karşısında kendini savunmayı bilmelidir. Kadının kendini savunmalı kılması, yaşaması için şarttır. Örgütlü olmayan her kadın, bu sistemin ve avcı erkeğin tuzağına düşmekten kurtulamaz. Aşk yalanlarıyla, her türlü güçsüzleştiren ve bağımlı kılan ilişki tarzlarıyla kendisini zayıflatan ilişkilerden uzak durmalıdır.

2025 yılı daha dolmadan, sadece Türkiye’de 245 kadın erkekler tarafından katledilmiş; 174 kadının ölümü ise şüpheli olarak değerlendirilmiş. Bunlar sadece bilinenler. Binlerce kadın her gün şiddetle ve tecavüzle yüz yüze. Çocuklar ise daha da savunmasız ve her türlü cinsiyetçi, sapık saldırıların hedefinde. Çocukları korumak, kadınların başlıca görevidir. Öz savunma, varoluştan gelen bir hak ve görevdir.

Kürt kadınlarının savunma gücü Star’dır. Kadın gerilla örgütlenmesi ile kadınların bir Star’ı oldu. Ama Star, aynı zamanda her kadının içindeki tanrıça kudretidir. Yaratım gücüdür; yaşamı sürdüren duygusal ve toplumsal zekadır. Her kadın, kendini Star gücünde örgütleyebilmeli ve kendini erkeğin insafına bırakmamalıdır.

Bu çağ, her ne kadar egemen erkekliğin en vahşi ve katliamcı gerçeğinin devrede olduğu bir çağ olsa da kadın özgürlüğü ve örgütlülüğü temelinde özgürlük ve kadın çağı olma özelliğini de taşımaktadır. Bu, mücadeleyle gelişecektir. Süreç, her zamankinden daha örgütlü ve mücadeleci olmamızı gerektiriyor. Asla rehavete, kolaycılığa ve beklentili duruma düşmeden, kendi öz örgütlülüğümüz ve eylemliliğimizle başarıyı yaratacağız.

25 Kasım’a da 27 Kasım diriliş tarihimizin yıldönümüne de cevabımız bu temelde olacaktır.