Serap Avcı davasında karar duruşması

Serap Avcı’nın yargılandığı davada savcı, nitelikli kasten öldürmeden ceza talep ederken yalnızca haksız tahrik indirimi istedi. Feministler Serap’ın eyleminin meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

SERAP AVCI

Küçükçekmece Adliyesi’nde görülen davanın beşinci duruşmasında savcı mütalaasını açıkladı. Savcı, Serap’ın eşi Yasin Avcı’yı öldürmesi nedeniyle nitelikli kasten öldürme suçundan cezalandırılmasını talep etti. Ancak mütalaada, Serap’ın yıllardır anlattığı sistematik şiddet beyanlarına yer verilmedi; yalnızca olay gecesi yaşanan darp “haksız tahrik” kapsamında değerlendirildi. Savcı, Serap’ın yaralanmalarının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek düzeyde olduğunu belirterek, onun anlatımlarını “suçtan kurtulmaya dönük” sözler olarak nitelendirdi. 

HAKSIZ TAHRİK DEĞİL, “MEŞRU MÜDAFAA”

Bu yaklaşım, feministler tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Çünkü Serap’ın anlattıkları basit bir darp değil; yıllar boyunca süren sistematik şiddet, tehditler ve çocuğu üzerinden yapılan baskılarla örülü bir hayat. Olay gecesi Serap, balkondan atılmaya çalışıldı, kafası defalarca duvarlara vuruldu, mutfak dolaplarına çarpıldı ve çocuğunun gözleri önünde ölümle burun buruna geldi. Serap için feministler kampanya grubu bu koşullar altında Serap’ın eyleminin haksız tahrik değil, “meşru müdafaa” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. 

Serap için feministler kampanya grubu tarafından yapılan açıklamada savcının mütalaasında kritik delillerin yok sayıldığına dikkat çekildi. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın raporu, İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp raporu ve komşuların şiddete dair beyanları dosyada bulunmasına rağmen mütalaada yer almadı. Feministler, bu eksikliklerin davanın seyrini kadın aleyhine çevirdiğini, şiddetin görünmez kılındığını belirtti. 

BU DEFA ÇIKIŞTA SERAP’I KARŞILAMAK İSTİYORUZ

Savunma makamının duruşmada kullandığı ifadeler de feministlerin tepkisini büyüttü. Serap’ın yaşadığı şiddetin “birkaç kırık olsaydı durum başka olurdu” gibi sözlerle küçümsenmesi, şiddetin ölçülüp tartılabilir bir şeymiş gibi sunulması, kadınların hayatlarının değersizleştirilmesi olarak görüldü. Yasin’in Serap’a şiddet uyguladıktan sonra çiçek almasının “pişmanlık göstergesi” olarak savunulması ise feministler tarafından şiddet döngüsünün tipik bir parçası olarak değerlendirildi. Erkek faillerin yıllardır “aldatıldım, çorbanın tuzu yoktu” gibi gerekçelerle indirim aldığı hatırlatıldı; bu davada ise somut şiddet kanıtlarına rağmen Serap’a yalnızca haksız tahrik indirimi uygulanmak istenmesi adaletsizlik olarak nitelendirildi. 

Feministler, Serap’ın hayatını savunmak için öldürmek zorunda kaldığını, bundan üzüntü duyduğunu ve aylardır çocuğunu göremediğini hatırlatarak, bu davanın kadınların yaşam hakkı için kritik bir örnek olduğunu söylüyor. “Bu dava, failin uyguladığı şiddetle sonu ölüme varan bir olay ve yaşamak için direnen bir kadının hikâyesi” diyen kadınlar, Serap’ın özgürlüğünü talep ediyor. 

Karar duruşması 9 Aralık’ta yapılacak. Feministler, o gün yine Serap’ın yanında olacaklarını ve adliye önünde buluşacaklarını açıkladılar. “Bu defa çıkışta Serap’ı karşılamak istiyoruz” diyerek, Serap’ın özgürlüğü için kamuoyunu dayanışmaya çağırdılar. 

TÜRKİYE’DE KADINLARIN MEŞRU MÜDAFAA MÜCADELESİ

Serap Avcı davası, Türkiye’de kadınların meşru müdafaa hakkı için verdikleri mücadelenin yeni bir örneği. Daha önce Çilem Doğan davasında, yıllarca şiddet gördükten sonra kendisini öldürmeye kalkışan kocasını öldüren Çilem, “Ben öldürmeseydim ölecektim” sözleriyle kadınların hayatta kalma mücadelesini görünür kılmıştı. Yine Nevin Yıldırım davasında, kendisine sistematik cinsel saldırıda bulunan kişiyi öldüren Nevin’in eylemi meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmedi ve ağır ceza aldı. Son olarak 27 Kasım 2024’te gündeme gelen Şerife Ç. davasında, şiddet gördüğü eşini öldüren kadının eylemi için savcı, eşe karşı kasten öldürme suçundan ceza talep etti ve yalnızca haksız tahrik indirimi istedi. Bu örnekler, kadınların yaşamlarını savunmak için verdikleri mücadelede mahkemelerin çoğu zaman erkek şiddetini görünmez kıldığını gösteriyor.