Yürüyüşçüleri karşılayan halk: Umudu büyütmek istiyoruz!
Antep ve Adana'da TJA'nın yaptığı yürüyüşe zılgıt ve sloganlarla eşlik eden kadınlar, "Toplumsal barış inşa edilmeli, biz umutsuz olmak istemiyoruz. Umudu büyütmek istiyoruz" dedi.
Antep ve Adana'da TJA'nın yaptığı yürüyüşe zılgıt ve sloganlarla eşlik eden kadınlar, "Toplumsal barış inşa edilmeli, biz umutsuz olmak istemiyoruz. Umudu büyütmek istiyoruz" dedi.
TJA'nın "Umutla özgürlüğe yürüyoruz" şiarıyla başlattığı yürüyüş Ankara'ya vardı. 1 Ekim'de Amed'te başlayan ve Urfa, Antep, Adana ve Mersin'de ki yürüyüşlerin ardından Ankara'ya varan 250 kadın Sincan Cezaevine yürüyerek burada bir basın açıklaması yaptı. 6 gün boyunca gittikleri her kentte binlerce kişi tarafından karşılanan kadınlar, barış sözünü her alana taşıdı. Burada evlerinde kaldıkları ailelerle görüşmeler yapan ve kadınlarla barışı tartışan yürüyüşçüler, toplumsal barış vurgusunu ise sık sık yeniledi. Yürüyüşçüleri karşılayan Antep ve Adana'lı yurttaşlar, kadınlardan feyz aldıklarını ifade ederek sürece daha çok sahip çıkma çağrısında bulundu. Kadınlar, "Barışı inşa etmek en büyük sorumluluğumuz" sözleri ile yaşananları değerlendirdi.
'KADINLAR SÜRECE ÖNCÜLÜK YAPIYOR'
Kadınlar adına konuşan Nazmiye Vakıf, halkların birbirine destek olması gerektiğini belirterek, barış sürecinde kadınların öncü rolüne dikkat çekti. Vakıf, “Bu dönemde barış için Kürt ve Türk halklarının gelecek için birbirlerine destek olmaları gerekiyor. Çocuklarımız bizim yaşadığımız şeyleri yaşamasın. Kadınlar barış sürecine öncülük ediyor, bugün Adana’yı sessizlikten çıkardılar, yarın her şeyi yapabilirler” dedi.
Vakıf, kadınların sürecin her adımında yer aldığını vurgulayarak, “Barışı inşa etmek bizim elimizde. Kardeşlik ve birlik oluşmalı. Çocuklarımız için barış içinde bir gelecek kurmalıyız. Ne olursa olsun barış demeye devam edeceğiz. Devlet savaş değil, barış dili kurmalı” ifadelerini kullandı.

'BU ETKİNLİK BİZE GÜÇ VERDİ'
Yürüyüşte söz alan Xebat Gencas ise, cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerine dikkat çekti ve barış sürecinin yeniden başlatılması çağrısında bulundu. “Tutsaklar işkence altında, anneler çocuklarını göremeden yaşamlarını yitirdi. Biz barış istiyoruz, iyi bir süreç istiyoruz. Devletin adım atması gerekiyor. Devletin halkın barış taleplerine kulak vermeli. Yıllardır barış isteyenler gün yüzü göremedi. Devletin savaş hırsı kimseye fayda getirmiyor. Bu hırs bugün kimseye bir yarar sağlamaz. Herkesin barış istemesi lazım” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

'BİZ UMUDU BÜYÜTMEK İSTİYORUZ'
Didem Erener ise barışın toplumsallaşmasının önemine dikkat çekti. Erener, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimlerin toplumda büyük bir yorgunluk yarattığını belirterek, “Barışın toplumsallaşması, sürecin barış içinde ilerlemesi için çok önemli. Daha önceki süreçlerde olumsuzluklar yaşadık. Halk olarak hem ekonomik hem toplumsal olarak çok yorulduk. Her gün kadınlar katlediliyor, doğa tahrip ediliyor. Bu nedenle barışın toplumsallaşması her zamankinden daha kıymetli hale geliyor” dedi.
Erener, barışın yalnızca belirli bölgeler için değil, Türkiye’deki tüm halklar için ortak bir ihtiyaç olduğunu vurguladı: “Eğer bu barış talebini toplumsallaştırabilirsek, toplum hem ekonomik hem de sosyal açıdan refaha ulaşacaktır. Her birimiz bulunduğumuz yerden bu talebi büyütebiliriz. Hukuki ve demokratik adımlar atılmadığı sürece toplumun bu alandaki talebi karşılık bulmayacak ve insanlar umutsuzluğa kapılacak. Oysa biz umudu büyütmek istiyoruz.”

'SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ'
Barışın toplumsallaşması için devletin somut adımlar atması gerektiğini söyleyen Erener, “Bu talebin toplumda zaten var olduğuna inanıyorum. Artık devletin hukuki düzenlemelerle, demokratikleşme adımlarıyla bu iradeyi güçlendirmesi gerekiyor. Çünkü savaşın kazananı olmaz, barışın da kaybedeni olmaz. Eğer bu süreç demokratik ve hukuki bir zemine oturtulabilirse, sadece Kürt halkı değil, tüm Türkiye halkları demokrasiye, barışa ve refaha ulaşacaktır” ifadelerini kullandı.